Anahtar Kelimeler: KAZANÇ
  • Perşembe 13 ° / 2 ° Bulutlu
  • Cuma 8 ° / 4 ° Bulutlu
  • Cumartesi 8 ° / 3 ° Bulutlu

Balıkesir

20.02.2020

  • İMSAK 06:26
  • GÜNEŞ 07:49
  • ÖĞLE 13:27
  • İKİNDİ 16:27
  • AKŞAM 18:56
  • YATSI 20:14

HELÂL KAZANÇ?

İslâm´da aslî ve tabii kazanç yolu EMEKTİR.

İslâm´da kazanma, mal mülk edinme tıpkı ilim gibi farz telakki edilmiş, kişinin hiç kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmesi maksadıyla meşrû yoldan çalışıp kazanması İbadet ve CİHAD ölçüsünde kutsal ve çok değerli bir davranış olarak nitelendirilmiştir.

                İslâm´da çalışıp kazanma bu şekilde teşvik edilmekle birlikte, kazanç yolları ayrı ayrı sayılarak aralarında üstünlük ve öncelik sıralaması yapılmayıp konu tamamen kişilerin ve toplumların şart ve imkânlarına, ihtiyaç ve kabiliyetlerine bırakılarak kendi tabii seyri içinde, şekillenmesi istenmiştir.

                Fakat İslâm, kazanç yolları, MAL ve MÜLK edinme konusunda çok önemli bir ilke olan MEŞRUİYET PRENSİBİNİ esas alarak HIRSIZLIK, GASP, FAİZ, ZİNA, KUMAR, RÜŞVET gibi bu kazanç yollarını DİNÎ, AHLÂKÎ ve HUKUKÎ PLANDA YASAKLAMIŞ, bu yollarla elde edilen KAZANCA ve MALA da hiçbir değer atfetmemiştir!

                İslâm´da aslî ve tabii kazanç yolu EMEKTİR.

                Dünya nüfusunun az, tabii servet ve imkânların hayli zengin olduğu dönemlerde kimsesiz ve işlenmemiş arazi işleyerek mülkiyete katma, sahipsiz odun ve otları mülk edinme, avlanma gibi usuller de netice itibariyle emek yoluyla kazanç kapsamında görülmüş ve teşvik edilmiştir, daha sonraları da. Bu yolların işletilmesi belli kurallara bağlanmıştır. MİRAS, VASİYET, NAFAKA, ZEKÂT, HİBE gibi ârizi ve istisnaî yollarla kazanılan mallar da başlangıcı itibariyle EMEĞE DAYALI KAZANÇLARDIR.

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadiste, ?Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yemiş değildir? buyurmuş. Kendisine en temiz kazancın ne olduğu sorulduğunda da, ?KİŞİNİN KENDİ ELİNİN EMEĞİ, BİR DE DÜRÜST TİCARETİN KAZANCI? cevabını vermiştir.

                Yine bir defasında Resûlullah, Tebük dönüşünde Sa´d b. Muâz ile karşılaşıp tokalaşmış ellerinin nasırlaşmış olduğunu görünce bunun sebebini sormuş, o da ?ÇOLUK ÇOCUĞUMUN NAFAKASINI TEMİN İÇİN HURMA BAHÇESİNDE ÇALIŞIYORUM? cevabını verince Hz. Peygamber (s.a.v.), Sa´d b. Muâz´ın elini öpmüş ve ?İŞTE BU ELLER ALLAH´IN SEVDİĞİ ELLERDİR? buyurmuştur. Bu hadislerde övgüyle sözü edilen çalışmayı, sadece tarlada, bağ ve bahçede bedenen çalışma şeklinde değil, gerek beden gerekse zihin gücüne dayalı olarak sarf edilen her türlü emek ve çalışma şeklinde anlamak gerekir.

                Başlangıçtaki oluşum itibariyle emeğe dayanmakla birlikte ilgili birey açısından emek unsuru bulunmayan NAFAKA, MİRAS, ZEKÂT ve SADAKA, HİBE, VASİYET, ÖDÜL, GANİMET, İKTÂ, DİYET, MEHİR, MUHÂLEA BEDELİ ve BULUNTU MAL gibi hukukî işlemlerin ve kazanç usullerinin meşru kılınışının da yarar ve hikmetleri açık olup. Bu hükümlerin teşrî kılınışı, öz olarak, yakınlar arası bağı ve dayanışmayı koruma. Toplumda SOSYAL ADALETİ SAĞLAMA, kişilerin ihtiyaçlarının giderilmesi veya haklarının karşılanması gibi çeşitli amaçlar taşımaktadır.

                İslâm dininin iki aslî kaynağı olan Kur´ân ve Sünet´te ticarî hayatla ve kazanç yollarıyla ilgili olarak temas veya işaret edilen yasaklama ve sınırlamalar. Örnek olay ve kavramlar itibariyle belli bir sınırlılık taşısa bile, gözetmek istediği yarar ve ilke, sakındırmak istediği zarar ve haksızlık açısından her devir ve dönemin ticarî hayatını düzenlemeye imkân verir ölçüde geniş ve kapsamlıdır.

                Böyle olunca Müslümanların çalışma ve ticaret hayatında, klasik fıkıh literatüründe kaydedilen olay ve örneklendirmeleri ölçü alıp kendilerini sadece onlarla bağımlı hissetmeleri yerine, dinin insan ilişkileri ve ticarî hayatla ilgili olarak koyduğu açıklık, dürüstlük, güven, doğru kalma, zayıflık, bilgisizlik ve sıkıntıda olmayı su istimal etmeme gibi genel ilkelerine bağlı kalmaları gerekir.

                Kanunların, polisin ve hukukî müeyyidelerin nüfus alanının çok sınırlı olduğu ve ticarî hayatın genelde ikili ilişkiler şeklinde kapalı devrede seyrettiği günümüzde ancak bu ilkelerin korunup gözetilmesi halinde HELÂL ve MEŞRÛ KAZANÇ elde etmek mümkün olur.

                İslâm bilginleri hem dinî bilgileri hem de hayat tecrübelerinden hareketle, HARAM LOKMA ile beslenen vücudun ibadet ve faaliyetlerinin faydasız ve verimsiz, gayri meşrû yollarla oluşturulan sermayenin kazanç ve kârının bereketsiz olacağını, gayri meşrû kazancın kişiye dünya da huzursuz ve mutsuz bir hayat, ahirette de sıkıntılı bir hesaptan öte bir şey getirmeyeceğini ifade ederler!..