Melisa GÖNEN-GENÇ KALEM


ÜÇ ŞEY İLE HER ŞEYE SAHİP OLMAK

ÜÇ ŞEY İLE HER ŞEYE SAHİP OLMAK


Güneşin karlı tepeleri yarıp geçtiği ve yeşil çayırlara ulaştığı noktada toprakla bütünleşmiş bir şekilde yerde uzanan bir adam vardı. Tüm umudu sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanan verimli çayırlarda topraktan taze çıkmış pamuklar gibi duran koyunlarıydı. Yüzü doğanın o hırçın halini bir tuval gibi üzerinde taşıyordu. Yüzündeki çizgiler parça parça çatlamış toprak gibi derin ve suya muhtaçtı. Elleri toprağın dokundukça hissedilen yaşanmışlığını taşıyordu kavruk derisinde. Gözlerinde buraya ait olduğunu herkese hissettiren güven ve kendinden eminlik vardı. Neden beşkardeş içinde sadece o bu köyde kalmıştı? Diğer kardeşleri takım elbiseleriyle ofislerine giderken o neden şehir trafiğinde değil de birbirleriyle taze otlar için çarpışan koyunların trafiğindeydi? O doğduğu an, ait olduğu yeri de beraberinde dünyaya getirmişti. Bu dağların içindeki kerpiç evler, köy meydanındaki yaşlı çınarı yuva bellemiş kuşlar onun bir parçasıydı. Burada zaman yoktu. O her yere endişeyle koşuşturan, gözleri saate mıhlanmış insanlar yoktu. O zaman akmıyormuş gibi hissettiren binalara bakmak zorunda değildi. Doğanın gün içinde giyindiği farklı ruhlara tanık oluyordu. Bu huzur için bedel ödemesine gerek olmadığı gibi faturalar da yoktu burada her şey ona aitti. Doğa onun cömert kardeşiydi. Onun doğayla olan yakınlığı düşünüldüğünde beşkardeş arasında evlatlık olan belki de aykırı olan kesinlikle oydu.

 

   Suya para vermiyordu ama suyu hayvanlarla paylaşmayı biliyordu. Burada sınırlarını bilirsen doğa sana diğer yüzünü göstermezdi. Kendi de doğa gibi sakin tarafını gösteriyordu, ılık rüzgârlar gibiydi. İnsanı et kemik gibi saran hırçınlık onda yoktu, kaygısız ve dalgındı. Ama gözbebeklerinin içinde çıkmak için kapıyı yumruklayan biri vardı. Bu bir kişi değildi bir varlıktı. Kitapların çıkmaz sokaklarında var olan, müziğin ritminde can bulan bir varlık vardı gözlerinin içinde. Bu çobanın görüntüsünün bizde uyandırdığı izlenimi tersine çeviren bilginin varlığıydı. Güneş doğduğu andan itibaren müziğin ritmini cömertçe, koyunlarıyla paylaşır ve kitap okumaya koyulurdu. Hani gidememişti demiyoruz gitmedi o buralardan diyoruz ya işte tam da bu yüzden. O oturduğu yumuşak otların üzerinde dünyanın her noktasına gidiyordu. Bir öğretmenmiş gibi koyunlarına kitap okuyor; dünyanın her yerinden şehirleri, köyleri anlatıyordu onlara. Bugün de Antik Yunan´ a gidecekti. Sanatı, felsefeyi -sözde bir çobandan beklenmeyecek her şeyi-kucaklayacaktı.

 

    Doğanın çayırlarının aksine o yalnız değildi. İçinde ona daima eşlik eden, onunla tartışan onunla her olayı yorumlayan bir ses vardı. Bu ses bir kişiye ait değildi, bir varlıktı bu. Her şeyi ölçen, doğruyu bulmak için her zaman kuşkucu olan bir varlıktı. Onun doğa ve bilgiden sonra gelen üçüncü arkadaşıydı bu ses: Vicdandı. O doğduğu an önce doğayı tanımıştı, annesi olmadığında ona merhamet gösterendi o. Sonra bilgiyi tanıdı, sıkışmış ve mahkûm hissettiğinde onu uzaklara kaçıran oydu. Son olarak vicdanı tanıdı, vicdan ona yalnız olmadığını ve karar vermeyi öğretti.  Gökten insanın içine bu üç şey düşmüştü ama kimileri onları bir yerde düşürmüştü.  O bir çobandı ve bir şekilde içinde bu üç değeri tutmuştu. Sonuçta bir insanda olması gereken her şeye sahipti.  Melisa GÖNEN 16-05-2019



  • Perşembe 33 ° / 19 ° Güneşli
  • Cuma 33 ° / 17 ° Güneşli
  • Cumartesi 33 ° / 20 ° Parçalı bulutlu

Balıkesir

02.07.2020

  • İMSAK 03:45
  • GÜNEŞ 05:38
  • ÖĞLE 13:18
  • İKİNDİ 17:14
  • AKŞAM 20:47
  • YATSI 22:32
  • BIST 100

    115.315%0,00
  • DOLAR

    6,8539% 0,10
  • EURO

    7,7296% 0,31
  • GRAM ALTIN

    389,25% -0,17
  • ÇEYREK ALTIN

    642,2625% -0,17