Ömer Dede KILIÇ (Köy Esintileri)


  AÇ GÖZLÜ YILAN

Bir gün kuş cıvıltılarının arttığını gördüm.


Bir akşam üstü, Karahacılı Köyünde gün batımı yaşanıyordu. Mevsim bahardı. Hava güzel, berrak, gök masmaviydi. Bahçem ise yemyeşildi. Cevizler, Elmalar, Armutlar, Kayısı ağaçları hepsi baharın bütün renkleriyle bezenmişlerdi.

Bense bir çocuğun büyüyüp geliştiğini gözler gibi ağaçlardaki her türlü değişiklikleri gözlemliyor, duruma göre suyunu veriyordum. Diktiğim tüm ağaçlar meyve verdikçe daha mutlu oluyordum.

                Bahçemde bir gün kayısı ağacını gözlemlerken gözüm bir serçe kuşuna ilişti. Ağzında çöple gelmiş kendilerine yurt yuva kurmak için ağacın en ince dalını arar gibi sağa sola bakıyordu. Düşmanlarından korunmak için kendince münasip bir dal bulup, ağzında getirdiği çöplerle yuvanın temellerini atmaya başladı. İşini bitirdikten sonra yeni malzeme getirmek için havalandığında bir başka kuş ağzında çöplerle geldi. Bu baba kuş olmalıydı. Belli ki yuvayı her ne kadar dişi kuş yapar denilse de baba kuşta anne kuş kadar emek harcıyordu.Baba kuş anne kuşun kaldığı yerden insan oğlunun bir sepeti ördüğü gibi örmeye devam etti.Beraber yapıyorlardı yuvayı.

                Birkaç gün sonra yuva tamam olmuştu. Birbirlerine kur yapıyorlardı. Bir müddet sonra yuvadan yavru kuş cıvıltıları gelmeye başladı. Yavruları, birlikte besliyorlardı. Ağızlarında getirdikleri sinek, böcek, canlı ne bulursa getiriyorlardı. Hatta bazen büyük bir çekirgeyi yavrularına parçalayıp veriyorlardı. Yavruların acelesi varmış gibi hemen büyüyüp uçmak istercesine yiyecek istiyorlardı. Anne kuş ile baba kuş yavrularını beslemek için hiç usanmadan, biri iniyor, diğeri kalkıyordu.

                Bir gün kuş cıvıltılarının arttığını gördüm. Meraklandım yakından bakmaya başladım. Küçük bir yılan yuvaya doğru ilerliyordu. Anne kuş ile baba kuş yavrularını korumak için can siperhane kanat çırpıyordu. Ölüm kalım mücadelesi veriyorlardı. Olmak yada olmamak. Yavrular için büyük bir fedakarlık yapılıyordu. Endişenlenmiştim. Ya kuşlardan birini kapsaydı yada ikisini birden. Düşünmek bile istemiyordum. Çünkü anne ve baba kuş giderse yavruları kim doyuracaktı.

Şimdi anlıyordum kuşların yuvalarını neden ince dala yaptıklarını. Yılan son bir hamle ile yuvaya saldırmak üzere başını kaldırıp ileri atıldığında üstünde bulunduğu dal ağırlığına dayanamayınca yere düşüverdi. Sonra gözden kayboldu. Anne kuş ile baba kuş rahatlamıştı. Mücadeleyi birlikte vermiştiler. Ve mücadeleyi birlikte kaznmışlardı. Verilen emek heder olmamıştı.

           Bütün canlılar gibi  hayatları risk ve tehlikelerle doluydu. Yaşam bütün canlılar için garanti değildi. Nerde ise tüm canlılar tesadüfü yaşıyordu. Kuşların atlattığı ölüm kalım savaşı bitmiş değildi. Sonda olmayacaktı.

           Bir gün yine bahçede ağaçları sularken büyük bir yılanın av peşinde olduğunu gördüm. Yılan bir tarla faresine tuzak kurmakla meşguldu. Tarla faresi olanı biteni görmüyor, karnını doyurmak için acele acele yiyordu.Yılan ensesinde idi haberi bile yoktu. Yılan son bir hamle ile tarla faresini yakalayıp, fareyi başından başlayarak öylece yedi.

                Tarla faresi yılanın dişinin dibine bile yetmemişti. Sanki yılana çerezlik oluştu. Hala aç olduğu etrafa bakışından anlaşılıyordu. Sağa sola bakındıktan sonra kuşların oldu ağaca yöneldi. Olaya bakış açım doğanın kanunu olarak gördüm ve olana bitene müdahale etmedim. Bu sefer gerçekten çok endişelenmiştim. Bu sefer düşman büyüktü ve amansızdı. Anne kuş ile baba kuş bu büyük yılanla baş edecek miydi.  Merakım iyice artmıştı. Kuşların sonu gelmişti. Yılan aç gözlüydü.  Tarla faresiyle yetinmemiş gözünü kuşlara çevirmişti. Yılan daldan dala geçip kuşların olduğu dala ulaştı. Ancak, kuşlara ulaşamadı. Açgözlülüğün kurbanı oldu. Tam kuşlara tuzak kurup hamle yapacaktı ki kendisi yem olmaktan kurtulamadı. Doğa canlılar için hiçbir zaman garanti değil demiştim. Evet doğada yılanında düşmanı vardı. Ben farkında değildim ama yılanın kuşları izlediği gibi yılanı da Şahin izliyormuş. Şahin yılanı dalda tuttuğu gibi yere inmesi bir oldu. Şahin pençesiyle tuttuğu yılanı gagasıyla başını gövdesinden ayırdı. Bu sefer müdahale edip, yılanın vücudunu şahinden aldım ve karnını yararak farenin akıbetine baktım. Fare elleri yanında hazırolda, sanki bayılmış gibi yatıyordu. Fakat fare çoktan havasızlıktan ölmüştü.

                Evet yılan fare ile yetinip, açgözlülük yapmasaydı bilmem belki de hala hayatta olacaktı.

                                                                                                                             28.11.2019  Ömer KILIÇ



  • Cumartesi 33 ° / 20 ° Parçalı bulutlu
  • Pazar 34 ° / 20 ° Güneşli
  • Pazartesi 36 ° / 20 ° Güneşli

Balıkesir

04.07.2020

  • İMSAK 03:46
  • GÜNEŞ 05:39
  • ÖĞLE 13:18
  • İKİNDİ 17:14
  • AKŞAM 20:47
  • YATSI 22:31
  • BIST 100

    115.748%-0,99
  • DOLAR

    6,8682% 0,22
  • EURO

    7,7301% 0,34
  • GRAM ALTIN

    392,37% 0,27
  • ÇEYREK ALTIN

    647,4105% 0,27