Taylan Özgür KÖŞKER (Güne Özel Hikayeler)


    MUM HALA

    MUM HALA


                Kimi yazarlar vardır. O yazar her insan gibi bu dünyadan bir gün çekip gitmiştir. Fakat öyle yazmıştır ki kitapları her zaman kalıcı olmuştur. Yazıları, düşünceleri her daim sizinle yaşar. O yazarlarımdan biri de Aziz Nesin'dir. Hiçbir zaman ölmeyecek bir aydın kişidir o.

                Elimden yıllardır düşürmediğim, kimi zaman ortasından, kimileyin sonundan, başından okuduğum, karıştırdığım ve her zaman yüreğimi ateşleyen, içimdeki tüm yazma duygularını açığa çıkaran bir kitaptır. Adı, Mum Hala...

                Yazarın eski Türkçeyle yazdığı günlüklerinin ölümünden sonra ortaya çıkarılan  başyapıtlarındandır Mum Hala 1 ve Mum Hala 2...

                Mum Hala 2'de yazarın iç dünyasını olanca açıklığıyla görürüz. Bir de yazar olmanın inceliklerini, ipuçlarını tüm içtenliğiyle kaleme döküşüne de tanık oluruz.

                Önsözü şöyle başlar Mum Hala'nın,

"Sanırım başka yazarlara da aynı soru soruluyordur. Bana çok insan nasıl yazar olunduğunu sorar. Salt gençler değil, orta yaşlılar, hatta yaşlılar bile vardır soranlar arasında.

                Niçin bu sorunun doğru yanıtı tam olarak verilemez. Her yazar kendisinin nasıl yazar olduğunu anlatabilir ama genel olarak nasıl yazar olunabileceğini anlatamaz, çünkü kendisi de bunu bilmez.

                Bu kitabım nasıl yazar olunur sorusunun benim açımdan bir yanıtıdır."

                Kitaptan bazı günlükleri de not ettim,                      18 Ocak 1982

                  

                "8.30'a kadar kalıp gibi uyumuşum karyolada. 10'da Taksim'deki evden çıktım. Cem-May'a geldim. Ülkü Tamer'le Macarlar filmini seyrettim. Döndüm Cem-May'a, Osman Karaca ve Oğuz ve Erdal Öz. Çatalca'ya döndüm. 18 otobüsüyle. Çetin beni bekliyor. Gitti. Sobam hazır. Yaktım geç ısındı. 24'ten sonra yattım.            19 Ocak 1982

                

                Hava soğuktu. Yönetim evinde soba yaktım. Ahırı temizledim. Hayvanlara yem verdim. Hüseyin Usta geldi. Şevket'i dün hastaneden eve almışlar. Çiçekçi Osman geldi. Petram ve Viorica'ya mektup yazdım. Ateş 16'da geldi. Yemekten sonra uyku bastırdı. 21'de yattım, 22'de uyandım. Saat 3'e dek Yüzyıllık Yalnızlık'ı okudum.           20 Ocak 1982

               

                7.30 kalktım. Bahçeye çıktım. Olağanüstü kızıllıkta gün doğumu. Hava güzel. Mutluyum. Soğuk havayı içime çektim. Okuma salonunda çalıştım. Mektuplar yazdım bisürü. Hep "Nesin" kitabına hazırlanıyorum.

                Hüseyin Usta dere evi alt sıvasını yapıyor. Saat 15'te Nesin kitabı sorularını yazmaya başladım. Saat 21'de yönetim evine geldim. Soba yakmadım."

                Kitaptaki yazarlıkla ilgili belki de en çarpıcı yazılardan biri de şudur:

" Yazar olmak isteyen, öyküler yazan bir okuruma mektup:

                Sevgili (...)

                Belki biliyorsunuzdur, ben çalışmaya çokaz zaman bulabilen, zamanını çok iyi değerlendirmesi gereken bir yazarım. Sizin gibi pekçok okurum bana yazdıkları öyküleri, şiirleri, romanları, oyunları gönderip, hatta kendileri getirip yapıtları için düşüncemi öğrenmek istiyorlar. Kimseyi yanıtsız bırakmak istemediğim için ve belki kendilerine bir yardımım olabilir diye bu çok kıt zamanımdan ayırıp bunları okuyorum.

                Sizin öykülerinizi de bir günümü verip dikkatle okudum.

                Beni bir ağabeyiniz bilerek sözlerime darılmamanızı dilerim. Yazık ki öyküleriniz için başarılıdır diyemeyeceğim. Oysa bunu söylemeyi çok isterdim. Bu öykülerle, katıldığınız yarışmayı kazanabileceğinizi hiç ummuyorum.

                Bu sözlerim sizi düş kırıklığına uğratmasın. İlle de öykü yazmak istiyorsanız size öğütlerim şunlar olacaktır:

                Tıpkı konuştuğumuz gibi, hiç kendinizi zorlamadan, rahatlıkla yazın. Sözleri döndürüp dolandırıp, evirip çevirip söylemeyin. Uzun tümceler ille de daha güzel, daha değerli olmaz. Anlamını iyi bilmediğiniz yada bildiğinizi sanıp da bilginizi sınamadığınız sözcükleri, kavramları, deyimleri kullanmayın. İlle de büyük sözler, yüksek düşünceler söylemek zorunda değilsiniz. Çok yalın söylenmiş sözlerde de büyük ve derin düşünceler bulunabilir. Rahat yazın, zorlamayın ve çok iyi bildiğiniz şeyleri yazın. Çetrefil yazmayın. Gereksiz yerlerde gereksiz noktalama işaretleri yazınızı değerlendirmez, tersine, acemiliğinizi ortaya koyar. Ayraç içinde ünlem işareti yada yan yana üç ünlem işareti yazınızı daha çok anlamlaştırmaz. Öykülerinizde okurlarınıza ille de bişey öğretmeye kalkmayın; bilgiçlik taslamak okuru yazıdan soğutur. Öykülerinizde gerçekten öğrenilecek bişey varsa okurlar bunu kendiliğinden öğrenirler.

                Size yine ağabeyce bişey daha söylemek istiyorum hoşunuza gitmese de: Kartvizitinize basılı o "yazar" sözcüğünü ordan çıkarın. Kartvizitlerine basılı o "şair", "yazar" diye yazdıranlarla gerçek yazar ve gazeteciler alay ederler ve hiçbir gerçek yazar kartına "yazar" diye yazdırmaz; ünlü olmasa bile... Kartınıza fotografınızı da bastırmasanız iyi olur. Bunları sizi Ankara'daki görüşmemizde sevdiğim için söylüyorum. Bana darılmayın. Ayrıca isterseniz darılın.

                Öykü dosyanız Vakıf'tadır. Istanbul'a yolunuz düşerse bigün Vakıf'a uğrar alırsınız.

                Sözlerimden alınmayacağınızı umar, başarılar, iyilikler dilerim..."

                Türkiye'de değeri tam olarak bilinemeden yitirilen binlerce insan için...

                Nesin Vakfı'nda bitki oldun, toprak oldun, çayır çimen oldun, baldıran olmadın. Şimdi üstünde çocuklar koşuşuyorlar. Kalem oldun, şiirler yazan sevi üstüne. Defne yapraklarında yaşıyorsun...

                               GÜMÜŞ İBRİK

                Gümüş ibriğidim; kaynadım, coştum

                Kendi yağım ile kavruldum, piştim

                Kadrimi bilmezin eline düştüm

                Eğil dağlar eğil, kıymet bilinsin

                Eğil dağlar, benim sılam görünsün

                Budayalım karaçamın pürünü

                Dinleyelim kekliklerin ününü

                Gözediven şu garibin yolunu

                Eğil dağlar eğil, kıymet bilinsin

                Eğil dağlar, benim sılam görünsün

                                                                              Garib...

                               Not: Yukarıdaki yazılarda geçen "bigün", "çokaz", "yada" sözcükleri Aziz Nesin'in kullandığı, ona özgü sözcüklerdir. O yüzden dokunulmadan aynı biçimde yazılmıştır. "Sevi" sözcüğü de, "sevgiden öte" anlamına gelmektedir...



  • Pazar 11 ° / 7 ° Fırtına
  • Pazartesi 13 ° / 7 ° Rüzgarlı
  • Salı 11 ° / 3 ° Rüzgarlı

Balıkesir

05.04.2020

  • İMSAK 05:13
  • GÜNEŞ 06:39
  • ÖĞLE 13:16
  • İKİNDİ 16:52
  • AKŞAM 19:43
  • YATSI 21:04
  • BIST 100

    89.553%0,05
  • DOLAR

    6,7387% 1,88
  • EURO

    7,2959% 1,19
  • GRAM ALTIN

    350,78% 2,14
  • ÇEYREK ALTIN

    578,787% 2,14