Taylan Özgür KÖŞKER (Güne Özel Hikayeler)


AĞRI DAĞI HİKÂYESİ

AĞRI DAĞI HİKÂYESİ


/resimler/2018-12/10/1002012931016.jpg

Ağrı Dağı´nı ilk kez gördüğümde çığlık atmıştım. Tıpkı denizi Antalya´da ilk kez gördüğümde olduğu gibi. O zaman on sekiz yaşındaydım. Ankara ve Kırşehir´de çocukluğu geçen biri olarak denizi ilk kez gördüğüm anda o mavilik, o sonsuz, sınırsız sular beni nasıl da heyecanlandırmıştı.

            Ağrı Dağı´nı da ilk gördüğüm anda da benzer duyguları yaşadım. O zaman henüz yirmi dört yaşındaydım. Öğretmenlik için gitmiştim. Gökyüzü pırl pırıldı daha. Çünkü yaz mevsimiydi. Ağrı´dan Doğubeyazıt´a doğru yaklaşıyorduk. Ve Ağrı Dağı bulutların da üzerinde gibi görünüyordu. Nasıl bir heybetti o. Hala gözlerimin önündedir. Bulut gibi bir dağ. Kimileyin rüyalarıma girer. Kocaman sular, kanallar, köprüler gibi. Okyanuslar, denizler, ırmaklar gibi. O mistik ve görkemli dağ. Ağrı dağı...

            İlk kez gördüğümden beridir gözümü alamadım ondan. Ağrı ile Doğubeyazıt arasında kalan Diyadin´de kaldım. Ağrı´ya giderken seyretmeye doyamazdım. Doğubeyazıt´a gidip dönerken de seyretmeye doyamazdım. Van´a gidip gelirken de.

            Kar yağardı Ağrıdağı´na bakardım. Yağmur yağardı, seyrederdim. Yaz gelirdi, dağın eteği çiçeklenirdi, yemyeşil olurdu bakardım. Toprak damlı evler, insanlar, dağın berisinde Doğubeyazıt´ta bir direğe yuva yapmış leylek ve yavruları... Seyretmeye doyamazdım.

            İlk kez denizi gördükten sonra da aynı duyguları yaşadım. Denizi gördükten sonra da o maviliklerden gözümü alamadım. Şimdi evimin penceresinden her gün bakarım. Kışın gri, mor, yazın yeşil, pembe, ilkyazda sarı da olur her renge bürünür. Yaz aylarında ay vurur üstüne, apak olur. Ben de hayranlıkla bakarım.

/resimler/2018-12/10/1003218868310.jpg

            Ağrı Dağı ve deniz yaşamımın en güzel renkleri olmuştur artık.

             Yaşar Kemal´in romanı Ağrı Dağı Efsanesi, yaşamımda okuduğum en güzel romanlardandır. Başucumda durur. Arada bir göz atarım. Diline, anlatımına hayranlık duyarak okurum. Nasıl hayran olunmaz şu anlatıma, şu büyüye bakın:

            "Ağrı dağının yamacında, dört bin iki yüz metrede bir göl vardır, adına Küp gölü derler. Göl bir harman yeri büyüklüğündedir. Çok derinlerdedir. Göl değil bir kuyu. Gölün dört bir yanı, yani kuyunun ağzı, fırdolayı kırmızı, keskin, bıçak ağzı gibi ışıltılı kayalarla çevrilidir. Kayalardan göle kadar daralarak inen yumuşak bakır rengi toprak belli bir aşıntıyla yol yoldur. Bakır rengi toprağın üstüne yer yer taze bir yeşil çimen serpilir. Sonra gölün mavisi başlar. Bu, bambaşka bir mavidir. Hiçbir suda, hiçbir mavide böyle bir mavi yoktur. Laciverdi, yumuşak, kadife bir mavidir.

 /resimler/2018-12/10/1004070587995.jpg           Her yıl karlar eriyip de bahar gözünü açınca, Ağrı dağında bir ulu tazelik patlayınca, gölün kıyıları, ince kar çizgisinin üstü, keskin, kısa, küt çiçeklerle dolar. Çiçeklerin rengi alabildiğine parlaktır. En küçük çiçek bile mavi, kırmızı, sarı, mor kendi renginde çok uzaklardan bir renk pırıltısı olarak balkır. Ve keskin kokarlar. Gölün mavi suyu, bakır rengi toprağı baş döndürücü keskin kokularla kokar. Ve bu kokular çok uzaklardan duyulur.

            Ve her yıl Ağrı dağında bahar gözünü açtığında, çiçeklerle, keskin kokular, renklerle, bakır rengi toprakla birlikte Ağrı dağının güzel, kederli kara gözlü, iri yapılı, çok uzun, ince parmaklı çobanları da kavallarını alıp Küp gölüne gelirler. Kırmızı kayalıkların dibine, bakır toprağın, bin yıllık baharın üstüne kepeneklerini atıp gölün kıyısına fırdolayı otururlar. Daha gün doğmadan Ağrı dağının harman olmuş yalp yalp yanan yıldızları altında kavallarını bellerinden çıkarıp Ağrı dağının öfkesini çalmaya başlarlar. Bu, gün doğumundan gün batımına kadar sürer. Bu arada, tam gün kavuşurken gölün üstünde kar gibi ak küçücük bir kuş dönmeye başlar. Sivri, uzun, kırlangıca benzer bir kuştur. Gölün üstünde hızla döner. Uzun, ak halkalar çizer üst üste. Ak halkalar tel tel gölün som mavisine düşer, tam günün battığı anda kavalcılar çalmayı keserler. Kavallarını bellerine sokup doğrulurlar. Gölün üstünde bütün hızıyla uçan kuş tam bu sırada göle şimşek gibi çakılırcasına iner, bir kanadını suyun mavisine daldırır kalkar. Böylece üç kere daldırır, sonra da uçup gider, gözden ırar, yiter. Ak kuştan sonra çobanlar da sessiz, birer ikişer oradan ayrılır, karanlığa karışır, çekilir giderler."

/resimler/2018-12/10/1004346213527.jpg

            Ağrı Dağı´nı görmeden önce de okumuştum bu romanı. Ağrı Dağı´nı gördükten sonra da hak verdim yazarımıza. Böyle bir dağın efsanesi yazlmaz da ne yapılır? Hakkari´de Bir Mevsim de Ferit Edgü´nün yazdığı bir başyapıttır. Orada da Hakkâri´nin rengini, kokusunu duyumsarsınız.

            Ağrı Dağı, her daim başı karlı, ama bakarken insanı umutlandıran, bambaşka duygulara sürükleyen, seyir zevki de yüksek bir dağdır. Bir şairimize göre de Ağrı´lılar dağa tutunurlar. Ağrı´nın suyu, bereketi onların bütün yaşamına yansır.

            "Ağrı Dağı dünyanın üstüne oturmuş ayrı bir dünya gibidir, ağır, heybetli. Çok zaman Ağrının başı dumanlıdır. Bazı da bulutların yerini savrulan yıldızlar alır. Top top, dönen, bir boranda esen yıldızlar. Güneş uzun gecelerden sonra Ağrının böğründe bir kıpkızıl ateş harmanı gibi çıkar.

            Ağrı dağı gecelerde daha büyür, ağırlaşır, dünya yalnız Ağrıdaymış gibi gelir insana. Ulu sessizliğini korkunç gümbürtüler parçalar. Bir uçtan bir uca... ağrı dağı ıssızlıkta kaynar. Karanlık gecelerde Ağrı silinmez, geceye karışmaz, daha karanlık, ıssız bir gece gibi evrenin üstünde yürür. Ay ışığında ince bir pırıltıdır, salınır. Gecede korkuludur. Karanlığı duvar gibi. Yıldızsız, silme karanlık gecelerde, çok derinlerde, bin yıl ötelerden gelircene Ağrı dağından koygun, boğuk uğultular gelir.´´

            Ağrı Dağı´nın daha nice romanları, efsaneleri, hikâyeleri yazılır diye düşünüyorum. O dağı gören, o dağın seyrinde sevinen, üzülen, kederlenen, acıkan, doyan, uyuyan, uyanan insan bir daha onun etkisinden kurtulamaz. Ağrı Dağı´nın şiiri de yazılmalıdır ve hatta yazılmıştır da. Hangi şairimiz yazmıştır? Ahmet Muhip Dranas....

/resimler/2018-12/10/1005001370215.jpg

                        Ağrı

           Vardım eteğine, secdeye kapandım;

            Koşup bir koluna sımsıkı abandım.

            Karlı başın yüce dedikleyin yüce,

            Sükûn içindeki heybetin gönlümce.

            Devce yapında ilk rahatlığı duydum.

            Şifası mı ne ki ruha bu ilk yudum

            Hayâl arkasında boş çırpınışların

            Sen uygun bir vakti gelince rüzgârın

            Sonsuzluğa doğru kalkacak sihirli

            Bir gemisin göklerde demirli

            Ve ben rıhtımında bekleyen tek yolcu...

            Düşüncemizin en haksız, en korkuncu;

            Açan o ağulu çiçek delilikte,

            Gir sır mezara cesetle birlikte,

            Şüphe; o bin çeşit çilenin yemişi,

            Yılan ağzındaki elma... Ey, ateşi

            En derin yerinde gizli gizli yanan!

 

            Seyrediyor ruhum kar balkonlarından

            İnsanın göresi olmaz manzarayı

            Ve aklın o uçsuz bucaksız sarayı

            Yıkılıyor... Duygu bir kartal hızıyla

            Fırlıyor engine sevinç avazıyla

            Bulutlar ne güzel bulutlardır onlar,

            Hep öyle başımın üstünde dursunlar

            Menekşe rengi, kan rengi, toprak rengi...

            Asılı kalsın hep bu yağmur hevengi.

            Dünyayı saran bu gece ne gecedir,

            Yıldızlardan yağan ışık ne incedir!

            Yansın o yıldızlar, bitinceye kadar

            En derin uykular, en tatlı uykular... diyerek devam eder şiir ve upuzun, harika bir şiirdir.

            Ağrı Dağı´nın güzelliği, görkemi, etkileyiciliği, efsanesi, şiiri gibi bir yaşam hepimizin olsun...



  • Perşembe 14 ° / 4 ° Bulutlu
  • Cuma 11 ° / 6 ° Sağanak
  • Cumartesi 15 ° / 0 ° Güneşli

Balıkesir

27.02.2020

  • İMSAK 06:16
  • GÜNEŞ 07:39
  • ÖĞLE 13:26
  • İKİNDİ 16:32
  • AKŞAM 19:04
  • YATSI 20:21
  • BIST 100

    115.171%0,00
  • DOLAR

    6,1637% 0,18
  • EURO

    6,7263% 0,43
  • GRAM ALTIN

    325,25% 0,69
  • ÇEYREK ALTIN

    536,6625% 0,69