BABAM
BABAM
Tarih: 17.3.2017 16:05:29
Taylan Özgür KÖŞKER (Güne Özel Hikaye)

Sabah erkenden salona geçtim. Biraz da orada uyuyayım, dedim.

Ben, dolaşmayı çok severim. Gezmeden duramam. Bu, uyurken de böyledir. Yanlış anlaşılmasın. Uyurgezer değilim,  ama sabahları yatak değiştirmek hoşuma gidiyor. O zaman daha iyi dinlenirim.

Salonda uyurken telefonum çaldı. Saate baktım. Sekiz buçuktu. Arayan annemdi. Bu kadar erken zamanda aramazdı. Mutlaka ters giden bir şeyler vardı. Telefonu açtım. Annem, önce “Günaydın, ne yapıyorsunuz? ” dedi. Bunları beni telaşlandırmamak için söylemişti.

“Baban rahatsız,” dedi.  “Kusuyor, tansiyonu yükseldi! Gelirsen iyi olur.”

Hemen üzerimi giyindim. Arabanın anahtarını aldım. Aşağı indim.

Hava kapalıydı. Evlerinin önüne geldim. Başımı kaldırdım,  balkona baktım.  Babamın çiçekleri de bana bakıyorlardı.  Renk renk sardunyalar boyunlarını bükmüştü. Ya da bana öyle geldi.

 Yukarı çıktım. İçeri girdim. 

Babam tam olarak kendinde değildi. Eskiden içeri girdiğimde ayağa kalkıp sevinçle:  “Vay, kurban olurum sana!” derdi.

       Kaygıyla baktım.  Neşesiz ve halsizdi.  Annem,  aleti koluna taktı. Bir süre sonra makine öttü. Tansiyonu iyice yükselmişti. On sekiz buçuktu…

“Biraz sonra yeniden ölçelim.” dedim.

O, neşe dolu sesiyle “Eee anlat bakalım.” diyen babam gitmiş, yerine başka biri gelmişti sanki.

Babamın o sağlıklı halini özlemiştim.  Durdum, o günlerin ne kadar değerli olduğunu düşündüm. O güzel günler, anılar birer birer gelip geçti gözlerimden.

 Üzerime bir karamsarlık çökmüştü. ‘Acaba babama bir şey mi olacak?´ Annemin dediğine göre sabah beşten beri böyleymiş.

 “Keşke bana o zaman haber verseydiniz.” dedim. “Doktora götürürdük.”

Babam hastalığı, hastaneyi sevmez, kolay kolay doktora gitmezdi.  Bir süre daha beklemeye karar verdik.

Aslında o gün çok sevinçliydim. Bir an önce o güzel haberi vermeyi düşünüyordum.  Öykülerimden biri dergide çıkmıştı.  Annem babam buna çok sevineceklerdi.

Eğer kendinde olsaydı, haberi alınca kesin şöyle diyecekti:

“ Ben biliyordum zaten. Sen yıllardır çok okuyorsun. İleride çok iyi bir  yazar olacaksın!”

İki gün önce anlatılamayacak kadar kötü bir rüya görmüştüm.  Babam, yüksek katlı bir apartmanın en üst katında çırılçıplak bir biçimde duruyordu.  Vücudu oldukça beyazdı. Hala o rüyanın etkisindeydim.

Öyle sanıyorum geçen haftaydı. Sabahın altısında uyanmıştım. Hava karanlık ve soğuktu. Ezan sesleri, kurt ulumaları, köpek havlamaları geliyordu.

Rüya görüyordum, ama gördüğümün rüya olduğunu biliyordum. Güya babam, annem ve ben denize giriyorduk. Onlar biraz uzaktaydılar.  Babam birden dengesini kaybetti. Koca gövdesiyle denize düştü. Çok korktum. İçimden, ‘babam gitti,´ dedim.

Derin sudan çok korkardım.  İşin kötüsü iyi de yüzemiyordum ve babam çok kiloluydu.  Yine de babamı kurtarmak için atlamam gerekirdi. Daha fazla düşünmeden atladım.  Biraz babam çabaladı, biraz ben itekledim ve onu boğulmaktan kurtardım. Birlikte kıyıya çıktık. Gördüğüm rüya da olsa çok sevindim. 

Annem, babamın tansiyonunu yeniden ölçtü. Az da olsa inmişti. Biraz uzanıp uyumasını söyledik.

Gitti şimdi. Odasında uyuyor. Arada bir gidip yokluyoruz. İyiye gidiyor. 

Az sonra odasına gittim. Uyuyordu. Yanı başındaki sehpanın üzerinde yıllar önce hediye ettiğim müzik seti vardı. Hoparlörlerin üzerinde de- gelişigüzel konulmuş- Neşet Ertaş Cd´leri…

Babamın çalışma odasına baktım. Tablolar, resimler, fotoğraflar,  renk renk boyalar,  çeşit çeşit fırçalar. Bir tane şövale. Yaşar Kemal´in çok sevdiğim ‘Yağmurcuk Kuşu´ romanının kapağına benzeyen kocaman bir çiçek resmi… Doğa resimleri, kuş resimleri...

Ne yazık ki babamın yeteneği bana bulaşmamıştı.  Resim yapan herkesi hayranlıkla izlediğim gibi babamın da resimlerine özenerek, imrenerek bakardım.

Sık sık ben ona “Resim çalışmaları nasıl gidiyor?” diye sorarım. O da bana, “Yazı çalışmaları nasıl gidiyor?” der. Kimileyin de yazı yazmadığımı ve bundan tedirgin olduğumu anlar ve hiçbir şey sormaz.

Bunlar gibi aklıma gelen bir dolu yaşanmışlıklar, anılar var…

Sonra yeniden salona geçtim. Aklıma Aziz Nesin´in babası için yazdığı bir şiir geldi:

Babam

“Dünyaların en iyi babası benim babamdır

Düşmandır düşüncelerimiz

Dosttur ellerimiz

Dünyada tek elini öptüğüm

Babamdır

Kırkını geçtin adam olmadın der

Başım önümde dinlerim

Önünde tek baş eğdiğim babamdır

Sabahlara dek Kuran okur

Anamın ruhuna

İnanır ona kavuşacağına

Bana gavur der

Diş bilemeden

Dünyada tek bağışladığı ben

Tek bağışladığım odur

Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma

Bir türlü ölemiyorum der senin yüzünden

Çocuklar ortada kalacak

Ölemez kahrımdan benim

Yaşamak zorunda benim yüzümden

Gözlerindeki ateş bakışlarında söner

Tuttuğun altın olsun der

Çocukluğumu tek anlayan odur

Dünyaların en iyi babası benim babamdır...”

Babam, uyandı. Kendine gelmişti biraz. Salona geldi. Koltuğa oturdu. Rengi, biraz öncekinden daha iyi görünüyordu. Onu canlandırmayı, neşelendirmeyi düşündüm. Hemen dergiyi önüne koydum. Yakın gözlüğünü taktı. Fotoğrafımı ve öykümü görünce sevindi.

 Gülümseyerek,

“Aman kurban olurum ben sana!” dedi.

Gözleri dolarak öykümü okudu.

Babam, yeni yazdığım öykülerin her zaman ilk ve en iyi eleştirmenidir. Her babanın oğluna yaptığı gibi biraz da abartarak över. Her övülen oğul gibi benim de hoşuma gider. Utanır ve başımı eğerim.

“Çok,  çok güzel… Bazı yazılar gibi insanı sıkmıyor.   Bir solukta okunuyor.  Güzel yazmışsın. Çok duygulandım.” dedi. İçini çekerek ağlamaya başladı. 

“Sen çok iyi yazıyorsun. Bu sözümü unutma.”

Yeniden tansiyonunu ölçtük. Yine yüksek çıktı.

Ne yapacaktık? Yine bitkin, dalgın dalgın bakıyordu. Durum ciddiydi, anlaşılıyordu.  Bir an annemle göz göze geldik. Gözlerimizle anlaştık.

Babamın koluna girerek,

"Haydi baba, doktora gidiyoruz." dedim.

Karşı çıkmadı. Aşağıya indik, yola düştük. Çapa Tıp Fakültesine gidecektik.  Artık zaman yitirmenin anlamı yoktu.

 Arada bir mırıldanıyordu, ama söyledikleri anlaşılmıyordu. Rahatlatmak için: “ Kaygılanma baba, iyi olacaksın." diyordum.  Beni duyduğunu sanmıyordum.

Üniversite Hastanesi´nin önünde indik. Herkesin durumu bizim gibiydi. Sıkıntılı yüzler, umutlu bekleyişler, kıvranmalar, dövünmeler...

Hemen acile geçtik. Annem, hemşire olduğunu anladığımız bir bayana yaklaştı,

"Hemşire Hanım,  babamız çok hasta. Tansiyonu yükselip duruyor." dedi.

Hemşire bayan,

"Hemen şuraya yatıralım.” dedi. “Yeniden bir tansiyonunu ölçelim."

Uzun bir koridordan sonra ufacık bir odaya geçtik.

 Hemşirenin bakışları, davranışları, ses tonu rahatlatıcıydı. Parlak, beyaz bir muşambadan yatağa oturttu babamı.  Kollarını açtı.  Tansiyonunu ölçtü. Yine çok yüksekti. 

"Doktor beyin odasına alalım." dedi.

Hemen karşı odaya geçtik. Bir de doktor baktı. Gülümseyerek bizi dışarı çıkardı. Biz de diğer insanlar gibi beklemeye başladık.

 Aradan ne kadar zaman geçti, bilmiyorum. Doktor, odasından çıktı. Ayağa kalktık,  “Durumu nasıl?” diye sorduk.

             "Anjiyo olması gerekiyor. Tansiyonun neden yükseldiğini ancak öyle anlarız ."

Anjiyo yapıldı. Sonuç:  Böbreğe giden bir damar daraldığı için tansiyon yükseliyormuş. Korkacak bir şey yokmuş. İlaç tedavisi uygulanacakmış. Bir gün de hastanede kalması gerekiyormuş. İşlemleri yaptırdık, bir gün hastanede kaldı.

İkinci gün eve gitmesine izin verdiler.

 Epey bir yoldan sonra eve geldik. İlaçları içirdik. Evime dönmek zorunda kaldım.  O geceyi, sık sık uyanarak,  annemi arayarak geçirdim.

Ertesi gün kendine gelmeye başlamıştı babam. Korktuğumuz gibi olmadı. Güneşli, neşeli günler geri geldi. 

 Kim bilir belki de ayrımında olmadığımız güzelliklere sımsıkı sarılmak gerekti.  Resimlere, müziğe, filmlere, öykülere, doğaya, kuşlara...  Akıp giden günlerimize daha da sarılmak gerekti...

Anahtar Kelimeler: BABAM
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
ALLI TURNAM (07 Eylül 2017 - Perşembe)
BOZLAK (02 Ağustos 2017 - Çarşamba)
TEMMUZ ÖLÜMLERİ (05 Temmuz 2017 - Çarşamba)
GÜLMECE (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
ŞARLO (03 Haziran 2017 - Cumartesi)
SEN KARIŞMA (08 Mayıs 2017 - Pazartesi)
İLK SÖZLER (02 Mayıs 2017 - Salı)
Söyleşi (20 Nisan 2017 - Perşembe)
KÜLEBİ (07 Mart 2017 - Salı)
SABAHATTİN ALİ (17 Şubat 2017 - Cuma)
KORNA (01 Şubat 2017 - Çarşamba)
YAŞAR KEMAL (21 Ocak 2017 - Cumartesi)
KİTAPLARDAN FİLMLER (31 Aralık 2016 - Cumartesi)
EDEBİYATIN TARİHİ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
BEYAZ TÜNEL (14 Kasım 2016 - Pazartesi)
ŞİİR UYANDIRIR (07 Kasım 2016 - Pazartesi)
GÜL NİNE (23 Ekim 2016 - Pazar)
EDEBİYAT KARIN DOYURUR MU? (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
ÖĞRETMENLERİMİZ (22 Eylül 2016 - Perşembe)
HÜSEYİN GÜNEY (06 Eylül 2016 - Salı)
Köy (16 Ağustos 2016 - Salı)
KÜÇÜK KARABALIK OLMAK (29 Temmuz 2016 - Cuma)
KIŞ MEVSİMİ BİR YOL HİKÂYESİ (11 Temmuz 2016 - Pazartesi)
ŞAHMERAN (26 Haziran 2016 - Pazar)
ANLATIM (16 Haziran 2016 - Perşembe)
YAZININ PEŞİNDEN (31 Mayıs 2016 - Salı)
RÜYALARIN PEŞİNDEN (21 Mayıs 2016 - Cumartesi)
FELSEFE NEDİR? (12 Mayıs 2016 - Perşembe)
Kaçan Uykuların Peşinden (04 Mayıs 2016 - Çarşamba)
DENİZ ÖYKÜLERİ (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Çocuklarla (20 Nisan 2016 - Çarşamba)
ÖYKÜ YAŞAMDIR (13 Nisan 2016 - Çarşamba)
HİNDİ´NİN DOSTLUĞU (06 Nisan 2016 - Çarşamba)
EKİN (30 Mart 2016 - Çarşamba)
KIRLANGIÇ (23 Mart 2016 - Çarşamba)
ATLILAR (16 Mart 2016 - Çarşamba)
TARLA SİNCABI (09 Mart 2016 - Çarşamba)
Ah Tamara (02 Mart 2016 - Çarşamba)
Altın (24 Şubat 2016 - Çarşamba)
Sayfa:
Reklam

/resimler/2017-10/23/1535079280014.jpg

/resimler/2017-8/6/1412348536800.jpg

/resimler/2017-8/19/1427030074988.jpg

avşa adası otelleri

kutlu creative

/resimler/2017-1/24/1114325571192.jpg 

studio neo

Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Balikesir için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:43 07:20 13:03 16:01 18:27 19:52
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar