Taylan Özgür KÖŞKER (Güne Özel Hikayeler)


BOZA

BOZA


                Karanlık kış gecelerinde derinden gelen bir ses duyuyorduk:

"Bozaaaa! boozaaaa!"

                Her akşam, her gece geliyordu  ses . Daha önce işitmediğimiz bir sesti. Kış aylarımızı şenlendiriyordu.

                Soğuk kış akşamlarında ders çalışırken, kitap okurken, televizyon seyrederken, çay içerken, konuşurken geliyordu.          

                O zamanlar Çağdaş Sokak´ta oturuyorduk.  Burası uzun bir sokaktı. Akşam olunca kaloriferler, sobalar yanardı. Ortalık dumana keserdi.

                Ankara´ya usul usul kar yağıyordu.

                Geçim sıkıntısı, günlük dertler ve soğuklar bunaltıyordu.                            Dondurucu Ankara gecelerinde içimizi ısıtan bir sesti bozacının sesi.

                Evliya Çelebi, "Boza, beden gücü ve sıcaklığı verir. Açlığı giderir." derdi.

                Evet, açtık. Ekmek zor geliyordu evimize, ama ´bozaaaa´ sesi geliyordu.

                Boza, bize yabancı bir sözcüktü. Ne olduğunu bilmiyorduk. Merak ediyorduk. Peki, neydi bu boza denilen şey.

                Bir gün babama sordum,

                "Nedir bu boza baba?"

                "Boza, bir tür içecektir. Kökeni çook eskilere dayanırmış. Adamın sesinin kuyunun dibinden geliyor gibi olması da bence buna dayanır. Ama ben de yıllar oldu içeli. Tadını unuttum. Darı ya da arpadan yapılır diye biliyorum."

                Annem,

                "Bir yiyecek ya da içecek olabilir." diyerek söze karıştı.

                Babam,

                "İçecek." dedi.

                Kardeşim,

                "Merak ediyorum." dedi. "Nasıl bir şeydir acaba?  Bir kere tadına baksak!"

                 Bu ses kışın sesiydi. Sokaktan çevreye yayılan "Booozaaa!" kışın habercisi sayılırdı.

                Biz sıcacık evimizde, odamızdayken onun sesini duyardık. Bu yanık ses içimizi ısıtırdı. Yüreğimize mutluluk yayar, apayrı bir sıcaklık verirdi.

                Evet, insan bir şeyi çok merak ediyorsa o merakını gidermelidir.

                O akşam yine bozacının yanık sesini duyduk. Kardeşimle tartışmaya başladık. Hangimiz aşağı inecek, hangimiz bozacıdan boza alacaktı.

                Ses, gittikçe yaklaşıyordu.

                Fırından ekmek almaya, bakkaldan, marketten öteberi almaya hep ben gönderilirdim. Genelde bu mücadelede yenik ayrılan ben olurdum. Ne yapsam, ne kadar inat etsem de... Sonunda gitmek zorunda kalırdım.   

"Neden ben gidiyormuşum?" diye sorunca da,

"Sen büyüksün. O, küçüktür." denirdi.

                Hangi yaşta olursam olayım her zaman büyük olmak zorundaydım.

                Oysa kardeşimle aramızda yalnızca dört yaş vardı. Anladığınız gibi ben sonsuza dek büyük kalacaktım.

                Bu kez ben on üç yaşındaydım, kardeşim dokuz... İkimiz de büyük sayılırdık. Ancak yine de piyangonun bana çıkacağından adım gibi emindim.

                Bozacının sesi iyice yaklaştı.

                Evin içine dek geldi.

                Kim gidecekti şimdi?

                Kura mı çekecektik yoksa? Aman! Çok sıkıcı olurdu. Hiç de içimden gelmiyordu. Kâğıt bulacaksın, kâğıtlara isimleri birer birer yazacaksın. Bu karda kışta...

                Bozacının sesi gittikçe yaklaşmıştı. İkimizden biri inmeliydi artık. Yoksa bozacıyı bu upuzun sokakta yakalayamazdık. Üstelik soğukta onca yolu yürümek zorunda kalacaktık.

                O anda annemin aklına bir şey geliverdi. Bir bana bir de kardeşime parmağını uzatarak sayışmaya başladı:

"Ya şundadır

Ya bunda

Keçe külah ba - şın - da..." diyerek sayışmayı tamamladı.

                İnanamıyordum. İlk kez bana değil kardeşime çıkmıştı. Bu kez kardeşim ebe olacaktı. Bağışlayın yanlış oldu. Ebe değil, boza almaya gidecekti.

                Kardeşim hiç itiraz etmedi. Hemen bir çırpıda giyindi. Boza almak için üç katlı apartmandan merdivenleri bir koşu inmeye koyuldu.

                Kardeşim kısa bir zaman sonra geldi. Elinde bir bakraç vardı. İçinde de boza. Hemen baktık. Önce rengine, şekline, görünüşüne... Rengi sapsarıydı. Boz renk de denebilirdi. Güzel bir şeye benziyordu. Ne çok katı ne de sıvı bir içecekti. Kıvamlıydı.

                Önce kardeşim tadına baktı.

"Hımmm bu ne böyle. Biraz ekşiymiş." dedi.

                Ben baktım.

"Ekşi, ama biraz da tatlımsı. Fena değil." dedim.

                Babam baktı.

"İnsanın ağzında sonradan güzel bir tat bırakıyor." dedi.

                Babamın böyle söylemesi en başta annemi ve hepimizi etkilemişti.

                Annem de içti.

"Gayet güzelmiş." dedi.

                Hepimiz cam bardaklara doldurup içmeye koyulduk. Bol bol, doya doya içtik.

                Sonraları "Boozaaaa!" sözünü her akşam yine duyduk. Ara sıra alıp içtik.

                O kış, yanık sesli satıcı sokağı bir baştan bir başa dolandı durdu.

                Hem gecelerimizi şenlendirdi, hem de hüzünlendirdi.

                "Boozaaaaa!"

                Artık bozanın ne olduğunu biliyorduk.



  • Perşembe 14 ° / 4 ° Bulutlu
  • Cuma 11 ° / 6 ° Sağanak
  • Cumartesi 15 ° / 0 ° Güneşli

Balıkesir

27.02.2020

  • İMSAK 06:16
  • GÜNEŞ 07:39
  • ÖĞLE 13:26
  • İKİNDİ 16:32
  • AKŞAM 19:04
  • YATSI 20:21
  • BIST 100

    115.171%0,00
  • DOLAR

    6,1620% 0,15
  • EURO

    6,7254% 0,42
  • GRAM ALTIN

    325,25% 0,69
  • ÇEYREK ALTIN

    536,6625% 0,69