Orhan ORGARUN (Uzaktan Gelen yakın Sesler)


ERMENİ SORUNLARI ÜZERİNE (9)…

ERMENİ SORUNLARI ÜZERİNE (9)…


Profesör Dr. Stefan Yerasimos, 1915 olayları bağlamında hukuk ile tarih ilişkisi konusunda şunları yazmıştı!

                1915 Olaylarının Soykırım İddiası..

                Paris Üniversitesi’nde profesör iken ölen İstanbul doğumlu Stefan Yarasimos, 1915 olayları bağlamında hukuk ile tarih ilişkisi konusunda şunları yazmıştı:

                “1915 olaylarının soykırım olduğu iddiası, aslında bir hukuk tarih çelişkisi olarak tanımlanabilir. Tartışma ve uluslararası hukuk terimi olması gereken, ancak çeşitli biçimlerde algılanan ve zamanla değişen, hatta yozlaşan “SOYKIRIM” terimi etrafında dönmektedir. Bu tartışma içinde taraflar tarihi, selektif bir biçimde kullanmaktadırlar. Tarih, olayları belli neden-sonuç ilişkisi içinde anlatan, herkesin hukuki ya da hukuk vari argümantasyon’una uygun düşecek kanıtları çekip çıkardığı bir bilgi-belge ambarı olarak kullanılmakta, böylece, tarih, hukukun tutsağı olmaktadır..”

                “Hukukun amacı bir şeyi kanıtlamak, tarihin amacı ise izah etmektir. Hukuk yargılar, oysa tarih değer yargısından uzak durur… Kavram kargaşasından kurtulmak için yapılacak ilk iş, tarihsel düşünce sistemini hukuksal düşünce sisteminden ayırmaktır…”

                “Türk tarafı, 1915 olaylarına, özünde devlete karşı ihanet olarak algılanan bir isyana karşı yapılan bir bastırma hareketi açısından bakmaktadır… Ermeni tarafı ise, bu süreci göz ardı ederek olaylara ancak soyut ırkçı bir izah getirmektedir. Onlara göre son tahlilde, Türklerin Ermenileri ortadan kaldırması, onların barbarlığından kaynaklanmaktadır… Ermeni; sorununun temelinde ikinci öğe, bir yörede yoğun bir Ermeni çoğunluğunun bulunmamasıdır…” (*) (Prof. Dr. Stefan Yerasimos, Türkiye Bilimler Akademisi’nde 20 Mayıs 2002’de yaptığı “Birinci Dünya Savaşı ve Ermeni Sorunu” başlıklı konuşma. Bu konuşma metni, daha sonra Toplumsal Tarih Dergisinde Eylül 2002 tarihinde yayınlanmıştır. Konunun tarihçilere havale edilerek çözümlenemeyeceği görüşünü Prof. Şükrü Hanioğlu” İşi tarihçilere mi bırakmalı?” makalesiyle desteklemiştir. (Zaman, 20 Ocak 2005).

                Bu nedenle tarihi olayların uluslararası ceza hukukunda yerinin ne olduğu hususunun yetkili mahkemelere bırakılması; Tarihsel olayların tüm açıklığı ile karşı görüşler ve çelişkili belgelerle de olsa her isteyenin incelemesine açık tutulması, bunların bütün boyutları ile tartışılması ve sonunda herkesin kendine göre bir vicdani kanaate erişmesi en doğru yoldur. Bu vicdani kanaate göre, kimilerini vicdanlarının yönelttiği yoldu “ÖZÜR DİLEME” gibi bazı inisiyatifler alabileceklerdir. Başkaları daha farklı tepkiler içinde olacaklardır. Ancak vicdani kanaatin tekdüzeleştirilmesi ve ona kelepçe vurulması, sonuçta hiçbir yarar sağlamaz ve vicdani kanaatin niteliğini değiştirmez.

                Sonuç..

                “SOYKIRIM”, “İnsanlığa karşı suç”, ”Savaş suçu” gibi uluslararası sözleşmelerde açıkca tanımlanmış ve uluslararası mahkemelerin kararlarına konu olmuş suçlar ve ulasal ceza yasalarında öngörülen diğer suçlar, hukuksal çevreleri yasalarla ve özenle çizilmiş hukuk dışı eylemlerdir.

Bu suçları işleyenler, yetkili mahkemelerde yargılanır. Varsa, suç nedeniyle oluşan “DEVLET SORUMLULUĞU” gibi hukuki konular da uluslararası ADALET DİVANI’nın yetki alanına girer. Çeşitli suçlar arasındaki hukuksal farkları incelemeden, yargısal açıdan oluşmamış bir suçu yadsıdığı ve 1915 döneminde Osmanlı Ermenilerine “Soykırım” yapıldığını reddettiği, böylece ırk ayrımcılığı yaptığı gerekçesiyle bazı kimseleri mahkûm etmiştir.

                Mahkemeler, bu kararını “Soykırım” suçunun işlendiği yolunda bir yargı kararı değil –zira böyle bir yargı kararı yok- “Bu suçun işlendiğinin tarihsel bir gerçek olduğu konusunda 1915 dönemine Osmanlı Ermenilerine ”Soykırım” yapıldığını reddettiği, böylece ırk ayrımcılığı yaptığı gerekçesiyle eski adı İşçi Partisi yeni adı VATAN PARTİSİ Genel Başkanı Doğu Perinçek’i mahkûm etmiştir. Bu suçun işlendiğinin tarihsel bir gerçek olduğu konusunda genel olarak İsviçre’de ve İsviçre dışında konsensus bulunduğu” savına dayandırmakta, bu görüşe katılmayanların düşüncelerini yok saymakta, görüşünü açıklayanı da mahkûm etmektedir.

                Doğu Perinçek, insanlığa karşı suçun, savaş suçunun ya da, O dönemdeki Osmanlı yasalarına göre işlenen ve yargı tarafından cezalandırılmış bulunan diğer suçlar değil, “SOYKIRIM SUÇU’nun oluştuğunu hukuksal gerekçelerle reddetmektedir.

                Doğu Perinçek, elim olayları değil,

                Bunların hukuksal anlamda soykırım olduğunu reddetmiştir.

                İsviçre mahkemelerinin de kararlarına yazdığı gibi, Doğu Perinçek, 1915-1916 yıllarında Osmanlı Devleti topraklarında yaşayan trajik olayların varlığını inkâr etmemiştir.

1948 SÖZLEŞMESİ’nde öngörülen ve soykırım suçunun temel öğesini oluşturan “ÖZEL KASIT” bulunmadığından anılan olayların soykırım suçu sayılmasına karşı çıkmıştır; Bu iddiaların, “ULUSLARARASI BİR YALAN OLDUĞU” görüşünü açıklamıştır.

                Bu, hukuksal dayanağı bulunan bir söylemdir. Bu konuda ünlü Soykırım Hukukçusu William Schabas şöyle diyor:

                “Soykırım yaftalaması, duygu yüklü bir etikete dönüşmüştür. Olgusal tespit ile eylemin hukuksal olarak nitelendirilmesi arasında karışıklık bulunmaktadır. Hukuksal nedenlerle soykırım nitelemesine katılmayanlar, birden kendilerinin “ İNKÂRCI” olarak etiketlendiklerini görürler.

                Oysa, kendilerini inkârcılıkla suçlayanlar ile aralarında, olayların objektif öğeleri açısından bir fark bulunmayabilir. Böylece örneğin SREBRENİTSA dışında Bosna’da veya DARFUR ya da KAMBOÇYA’daki eylemlerin insanlığa karşı suç olduğunu söyleyenler, o olaylara soykırım demedikleri için kimilerince inkârcı sayılmışlardır. Bazı kavramlar yanlış kullanılmaktadır. Kurban grupları içinde bulunan bazı aktif eylemciler, kendi abartılarının kurbanı oluyorlar. Bu durum, tarihsel ve hukuksal tartışmayı zehirleyebilir.

                Kanımızca Doğu Perinçek’in, 1915 olaylarının Ermeni Soykırımı olarak nitelenemeyeceğini ifade etmesi nedeniyle ırk ayrımcılığı yapmaktan mahkûm edilmesi, William Schabas’ın yukarıda anılan ifadelerinin en somut bir örneğidir. Doğu Perinçek DAVASINI KAZANMIŞTIR.

                AMA NE YAZIK Kİ, HUKUKSAL TARTIŞMALAR DA ZEHİRLENMİŞTİR.

                Soykırım suçunun oluşması için “ÖZEL KASTIN” kanıtlanması gerekir!..

                Soykırım Sözleşmesi’ne, ayrıca Uluslararası Adalet Divanı’nın BOSNA/SIRBİSTAN DAVASI kararına göre, soykırım suçunun oluşması için suçun hem objektif hem de sübjektif unsurlarının bir araya gelmesi gereklidir. Suçun objektif unsuru, bir grubun tamamen ya da kısmen yok edilmesi (*) (soykırım suçunun objektif öğeleri: Öldürmek, fiziksel ve psikolojik zarar vermek, yok olmasına neden olacak yaşam koşullarına zorlamak, grup içinde doğumları önlemek, bir grubun çocuklarını başka gruba nakletmek.) gibi Sözleşmenin 2. Maddesinde yazılı fiillerdir. Suçun subjektif koşulu ise eylemde “ÖZEL KASIT” bulunduğunun mahkeme tarafından kuşkuya hiç mahal vermeyecek şekilde tespitidir.

                Özel kasıt, insanları sırf etnik, dinsel, ırksal ve ulusal bir gruba ait oldukları gerekçesi ile yok etme öğesini içerir. Başka bir anlatımla, bir eyleme soykırım denilmesi için, ırkçı bir davranışın var olduğunu ispatlaması gerekmektedir. Subjektif öğenin varlığı yetkili mahkeme tarafından tespit edilmeden, yargısal bağlamda soykırım suçu işlendiği söylenemez. Bazı eylemler, örneğin katliamlar suçtur; ancak o suçun adı farklıdır. Ya Ulusal Ceza Yasalarının (Örneğin, Osmanlı Ceza Yasa’sının koyduğu adı alırlar (1915-1916 Osmanlı adaleti yargılamalarında almışlardır) veya Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni oluşturan Roma Statüsü’nde kayıtlı, “İNSANLIĞA KARŞI SUÇ” ya da “SAVAŞ SUÇU” olarak adlandırılabilirler. Soykırım suçundaki subjektif özel kasıt öğesinin bulunduğunu ispat yükümlülüğü, iddia makamına aittir.

                Tehcir sırasında vuku bulan yasaya aykırı eylemler cezasız kalmamıştır; bu eylemler Osmanlı yasalarına göre cezalandırılmıştır.

                1915 tehciri sırasında vuku bulan yasadışı eylemler konusunda Osmanlı Mahkemeleri 1915-1916 yıllarında 1673 kişi hakkında yargılama yapmış, bunlardan 67’si idama, 524’ü hapis cezasına mahküm edilmiş, 68 kişi ise sürgün, para ve kürek cezası almıştır. Osmanlı Ceza Yasasına göre yapılan bu yargılamaları yok saymak ve sanıkların mahküm edildikleri suçların niteliğini değiştirmek ve bunları -ÖLDÜKLERİ İÇİN SAVUNMALARINI DA ALMADAN- yeniden farklı bir suçtan mahküm olmuş saymak, demokratik bir toplumda asla mümkün değildir.

                Osmanlı Devleti, Ermeni propagandacıların iddia ettiği gibi soykırım uygulaması yapmak isteseydi, bu insanları idam dahil çok ağır cezalara çarptırır mıydı?

                Lozan Polis Mahkemesi, bu gelişen ve uygulanan tarihi gerçekleri de göz önüne almamıştır!..



  • Cumartesi 14 ° / 2 ° Parçalı bulutlu
  • Pazar 14 ° / 3 ° Fırtına
  • Pazartesi 16 ° / 6 ° Bulutlu

Balıkesir

07.12.2019

  • İMSAK 06:39
  • GÜNEŞ 08:08
  • ÖĞLE 13:05
  • İKİNDİ 15:30
  • AKŞAM 17:51
  • YATSI 19:15
  • BIST 100

    108.869%0,19
  • DOLAR

    5,7886% 0,66
  • EURO

    6,4034% 0,20
  • GRAM ALTIN

    271,56% -0,49
  • ÇEYREK ALTIN

    448,074% -0,49