Orhan ORGARUN (Uzaktan Gelen yakın Sesler)


HIRİSTİYAN MİSYONERLİĞİ TÜRKİYE DE SÖMÜRGE VE EMPERYALİZMİN ÖNCÜ KUVVETİ OLARAK ÇALIŞTI…

HIRİSTİYAN MİSYONERLİĞİ TÜRKİYE DE SÖMÜRGE VE EMPERYALİZMİN ÖNCÜ KUVVETİ OLARAK ÇALIŞTI…


* İlim alçaklarda kalanları yükseltir, bilgisizlik ve yüksektekileri alçaltır.

                                                            Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)

 * Dost, kimseye söyleyemeyeceğin şeyleri çekinmeden ona söyleyebileceğin kimsedir.                                                                      Mahatma Gandhi

               HIRİSTİYAN MİSYONERLİĞİ TÜRKİYE DE SÖMÜRGE

VE EMPERYALİZMİN ÖNCÜ KUVVETİ OLARAK ÇALIŞTI…

                Hıristiyan misyonerliği, dünya genelinde çalışmalarını hızla sürdürmektedir.

                Orta Doğu’da misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuş olan İngiliz yazar W. A. Rice, yirminci yüzyılın henüz başlarında yayınlanan ve Müslümanlar arasında misyonerlik faaliyetlerini konu alan çalışmalarına oldukça düşündürücü bir başlık seçmişti: …(yirminci yüzyıl Haçlıları ya da Hıristiyan Misyonerliği ve Müslümanlar: …). Rice, bu kitabında, Hıristiyanlığın Orta Doğu’ya yönelik çeşitli hedeflerini gerçekleştirmek misyonerliğin oynadığı önemli role dikkat çekmekteydi. Misyonerlik ve Haçlı zihniyeti ilişkisine yönelik bizzat,  deneyimli bir misyoner tarafından yapılan bu tespiti, birçok Müslüman yazar ve aydın tarafından da dile getirilmekte, misyonerliğin, tarihte HAÇLI SEFERLERİ esnasında Hıristiyan dünyasının gerçekleştirmeye çalıştığı, ama başaramadığı çeşitli amaçları, değişik yöntem ve usullerle gerçekleştirmeye çalıştığı ifade edilmektedir.

                Tarihte düzenlenen Haçlı Seferleri’nin görünür nedenlerinin başında, Orta Doğu’da HIRİSTİYAN SİYASAL GÜCÜNÜN TEKRAR EGEMEN HALE GETİRİLMESİ gelmekteydi!

Hıristiyan Batı. Haçlı Seferleri ile gerçekleştiremediği bu amacını sömürge ve emperyalizm döneminde birçok yerli işbirlikçinin de katkısıyla çok büyük bir oranda gerçekleştirdi!

                Bu süreçte, birçok yazar ve araştırmacının da haklı olarak vurguladığı gibi, Hıristiyan Misyonerliği, özellikle ÜÇÜNÇÜ DÜNYA denilen ülkelerde, âdeta Sömürge ve Emperyalizmin öncü Kuvveti gibi başta ülkemiz ki olan kuvvetleri gibi içten içe çalıştı!

                Müslümanların özellikle Türklerin zihnindeki acı izler bırakması Haçlı Seferlerinin tarihte kaldığı ve bu zihniyetin artık terk edildiği yönünde Batı’da bazı kilise çevrelerinin gerekse kilise dışı çeşitli yetkililerin açıklamalar yapmalarına, hatta zaman zaman özür beyan etmelerine rağmen, Haçlı Zihniyetinin Gerçekte Terk Edildiğini Söylemek Asla ve Asla Mümkün Değildir!

                Öyle ki, yaşadığımız 2019 yılı içindeki mevcut olan dönemimizde çeşitli uluslararası olaylarla ilgili olarak Batılı Güçlerin Haçlı Seferleri’ne atıfta bulundukları. Yürütülen bazı operasyonların ve askeri faaliyetlerin teröre karşı Haçlı Seferleri olduğunu vurguladıkları ve kendi faaliyetlerini Hıristiyan Dinsel Terminolojisiyle şer güçlere karşı yürütülen mücadele olarak tanımladıkları dikkati çekmektedir!

                (*) (Birçok Batılı devlet başkanı, siyasetçi, gazeteci ve din adamı bunu çeşitli vesilelerle beyan etmektedirler. Örneğin, ABD Başkanı, Orta Doğu’da ve Asya’da yürütülen operasyonları yeni bir Haçlı Seferi ve Şer Güçlere karşı yapılan mücadele olarak ilan etmiş; Yine ABD’li üst düzey general William Boykin ve Orta Doğu’da ABD ve Batılı Müttefiklerin yürüdükleri askeri operasyonları şeytana ŞEYTANA

KARŞI HIRİSTİYANLARCA YÜRÜTÜLEN BİR SAVAŞ OLARAK TANIMLAMIŞTIR. Ayrıca Boykin, savaştıkları

muhaliflerle ilgili, “BİZİM TANKIMIZIN ONLARIN TANRISINDAN BÜYÜK OLDUĞUNU VE BİZİMKİNİN GERÇEK TANRI; ONLARINKİNİNSE SADECE BİR PUT/ İDOL OLDUĞUNU BİLİYORUM.” demiştir!

Batılı siyasal güçlerle, Rice’ın kitabının başlığında yansıdığı gibi, Misyoner Teşkilâtlarının (en azından açıktan kendilerini çerçevede görenlerin), Haçlı Zihniyeti ekseninde birleşmeleri oldukça manidar ve düşündürücüdür. Nitekim bu birliktelik özellikle fiili sömürgenin başladığı dönemlerden mevcut günümüze Batı Siyasal Güçleriyle birlikte hareket eden ve BATILI HEGEMONYALI GÜÇLERİN Askerî, Siyasal ve Ekonomik Denetimleri/  kontrolleri altına aldıkları bölgelerde faaliyetleri için oldukça elverişli ortamlar yakalayan MİSYONER ÖRGÜTLERİNİN çalışmalarında da görülmektedir. Nitekim 11 Eylül olayları sonrası ABD öncülüğündeki Batılı Güçlerin Orta Doğu’da ve Asya’da yürüttükleri operasyonlara paralel olarak, EVANJELİK MİSYONERLER ABD ve diğer BATILI HIRİSTİYAN SİYASAL GÜÇLERİN koruması altında Afganistan, Balkanlar,Irak ve diğer Orta Doğu ülkelerinde faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardı.

                Hıristiyan Misyonerliği, dünya genelinde özellikle Türkiye’de çalışmalarını olanca hızıyla sürdürmektedir. Hıristiyan Misyonerlerinin yoğun faaliyetlerine sahne olan özellikle 19. yüzyıl, Hıristiyanlarca Hıristiyan Yayılmacılığına adeta altın dönemi olarak kabul edilmiştir. İçinde yaşadığımız

dönem ise, onlar açısından “BU NESİLDE TÜM DÜNYANIN HIRİSTİYANLAŞTIRILMASI” sloganının gerçeğe dönüştürülmesi TAM ZAMANIDIR!

                Bu amaç doğrultusunda gerek belirli ana kiliselere bağlı Misyoner Örgütleri gerekirse yeni yeni ortaya çıkan yüzlerce bağımsız misyonerlik örgütü, oldukça sistemli ve her açıdan iyi donanımlı şekilde dünya genelinde etkilerini sürdürmektedir.

                Özellikle Misyoner faaliyetleri dünya genelinde özellikle Türkiye’de olduğu gibi İslâm ülkelerinde Müslümanlara yönelik olarak da sürmektedir. Hıristiyanlıkta İslâm’ın tarihteki ilk karşılaşmasında kazanan İSLÂM OLMUŞ;  oldukça kısa denecek bir zamanda Suriye- Filistin, Irak, Anadolu ve Kuzey Afrika gibi Hıristiyan geleneğinin âdeta doğup geliştiği tüm bölgelerde İSLÂM EGEMEN OLMUŞ; Hıristiyan halklar hızla İslâm’a girmişlerdir. Askerî ve siyasal anlamda Haçlı Seferlyle Orta Çağ’da İslâm’a karşı yürütülen operasyonlar ve Hıristiyanlar, açısından başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İşte, Müslümanlara yönelik Hıristiyan misyonerliğini sanki bu tarihsel yenilginin/ yenilgilerin rövanşını almaya çalışmakta, Hıristiyanların yakın zamanlardan günümüze elde ettikleri Siyasal, Ekonomik, Kültürel ve Askerî Gücü arkasına alarak, belki tarih boyu en zayıf anının yakaladıkları Müslümanları alt etmeye çalışmaktadır. Nitekim bu, Samuel Zweemer gibi çeşitli misyonerlerce de açıkça dile getirilmekte; İSLÂM’IN ARTIK ÇÖKMEK ÜZERE OLAN BİR KÜLTÜR OLDUĞUNU DEĞERLENDİRMELERİ YAPILMAKTADIR!..

                İçinde yaşadığımız tarihsel şartlarda, Misyonerlerin faaliyetleri bağlamında İslâm- Hıristiyanlık karşılaşmasında kazanan taraf kim olacak; Şüphesiz bunu zaman gösterecektir. Ancak Misyonerliğin gittikçe etkinliğini hissettirdiği günümüzde, Misyonerliğin ne olup ne olmadığının çok iyi bilinmesi,

Teolojik ve Tarihsel arka plânının araştırılması Misyonerliğin Hıristiyan Ulusların siyasal çıkar ve amaçlarıyla ilişkisinin tartışılması ve çalışmalarını ne şekilde yürüttüğünün bilinmesi oldukça çok önemlidir. Kilise belgelerinde Misyoner olmanın, kilise için arızî bir fonksiyon değil, kilisenin tabiatına ait aslî bir görevi olduğu bilinir. Buna göre Tanrı’nın dünyaya yönelik kurtuluş planında. Kilisenin üstlendiği misyon, bedenleşen Oğul’un (İsa Mesih’in) misyonunun devamıdır.

Dolayısıyla kilise için Misyonerlik, yeryüzündeki süregelen normal düzenin son bulacağı ve tüm yetki ve egemenliklerin Tanrıya devredileceği eskatolojik sona (yani İsa Mesih’in ikinci kez yeryüzüne inerek tanrısal iradeyi tamamıyla yeryüzünde hâkim kılıncaya)  kadar, sürdürülmesi gereken bir vazifedir. Peki nedir kilisenin aslî görevi olan ve belirli bir kiliseye bağlı ya da bağımsız teşkilâtlar bünyesinde Misyonerlerce sürdürülen bu misyon?

                Latince Missio teriminden gelmekte olan misyon, sözlük anlamı itibarıyla görev ve yetki alanlarına gelmektedir. Bundan türetilmiş olan MİSYONER terimi ise, görevli olan kişi anlamına gelmektedir. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Baba tarafından Oğul’un, Baba ve Oğul tarafından da
KUTSAL RUH’UN gönderilişine yönelik ilahi iradeyi ifade ederek, BABA, OĞUL ve KUTSAL RUH üçlemesine dayalı TESLİS ÖĞRETİSİYLE ilgili olarak taşıdığı teolojik anlamının yanı sıra, kilise tarafından resmen vaaz için görevlendirilmeyi ifade eden misyon terimi, 16. yüzyıldan itibaren CİZVİTLER tarafından daha özel bir anlamda kullanılmaya başlamıştır. 16. yüzyılda Ignatius Loyola tarafından, Hıristiyan uluslarca oluşturulan kolonilere kilise görevlileri gönderilmesini ifade etmek için kullanılan misyon ve Misyonerlik (Missi onary) terimleri, Hıristiyan uluslarca kolonileştirilen SÖMÜRGE BÖLGELERİNİN HIRİSTİYANLAŞTIRILMASI bağlamında kullanılmıştır!

                Hıristiyanlığın yerliler arasında yayılması amacıyla KATOLİK KİLİSESİNE görevlendirilen Kilese Temsilcileri “MİSYONER”, bunların gittikleri ülkeler ise “MİSYON ÜLKELERİ” olarak adlandırılmıştır.

Hıristiyan Misyonerliğinin teolojik dayanakları ve değerlendirilmesi bağlamındaki çalışmaları ele alan Bilimsel disiplin “MİSYON TEOLOJİSİ”, genelde Misyonerlikle ilgili bütün faaliyetleri inceleyen bilim dalına “MİSYONOLOJİ” (MİSSİOLOGY) olarak adlandırılmaktadır!

                “Hıristiyanlık Afrika’ya geldiğinde Afrikalıların toprakları Hıristiyanlarınsa İNCİLLERİ VARDI. Hıristiyanlar bize gözlerimizi kapatarak DUA/İBADET etmemiz gerektiğini öğrettiler!

                Gözlerimiz açtığımızda onlar BİZİM TOPRAKLARIMIZI, BİZ DE ONLARIN İNCİLLERİ ALMIŞTIK.”                                                                           (Kenya’nın ilk Başbakanı Jomo KENYATTA (1889-1978)

                Kur’ân Ne Diyor?

                “Onlar gabya inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.” (2. Bakara Sûresi, Âyet/ 3)



  • Pazar 8 ° / 3 ° Bulutlu
  • Pazartesi 9 ° / 2 ° Parçalı bulutlu
  • Salı 9 ° / 2 ° Parçalı bulutlu

Balıkesir

28.02.2021

  • İMSAK
  • GÜNEŞ
  • ÖĞLE
  • İKİNDİ
  • AKŞAM
  • YATSI
  • BIST 100

    1.471%-1,13
  • DOLAR

    7,4236% 0,96
  • EURO

    8,9715% 0,17
  • GRAM ALTIN

    412,72% -1,39
  • Ç. ALTIN

    680,988% -1,39