Orhan ORGARUN (Uzaktan Gelen yakın Sesler)


İNSANLIK TARİHİ ADALETİN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN…

İNSANLIK TARİHİ ADALETİN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN…


* Dünyada hiçbir şeye minnet etme, özgürlüğü ancak bu şekilde koruyabilirsin.

                                                      Hazret-i Ali (Radıyallahü anh

 * Küçük kafalar kişileri, orta kafalar hadiseleri, büyük kafalar fikirleri konuşur.

                                        Hyman G. Rickaner

İNSANLIK TARİHİ ADALETİN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN…

                Adalet Nedir?

                Sözlük anlamı ile ‘HAK VE HUKUKU GÖZETME VE YERİNE GETİRME, DOĞRULUK” olarak ifade edilen adalet, insana kendini güvende hissettirir, aidiyet duygusu kazandırır.

                Tarihten günümüze ortaya atılan tüm ideolojiler, nihai amaç olarak adaletin toplumda tesisini amaçlamışlardır. Bu manada sosyalistler adaletin ‘SINIFSIZ TOPLUM’ anlayışı ile liberaller ise ‘ÖZGÜR VE BİREY MERKEZLİ‘ bir anlayışla tesis edilebileceğini iddia etmiş, projelerini gerçekleştirebilmek için büyük kitleleri peşlerine takarak insanlığı oradan oraya sürüklemişlerdir.

                İnsanlık tarihi boyunca adaletin gerçekleşmesi için çeşitli kurumlar oluşturulmuş, anayasalar, yasalar tesis edilmiş, devletler kurulmuş, devletler yıkılmıştır. Buda yetmemiş pek çok düşünür tarafından değişik kuramlar ve ütopyalar ortaya konulmuş, bu amaçla teoriler üretilmiş, adaletin sağlanması için farklı ilke ve düsturlar ortaya konulmuştur.

                Gelinen noktada coğrafya, kültür ve inanç farklılıkları ile birbiri arasında çeşitlenen insan tiplerine adaletle muamele edemeyen emperyalizm, ortaya ‘DÜNYA YURTTAŞLIĞI” fikrini atarak, insana uyduramadığı sistemine, insanı uydurmayı amaçlamış, bu manada siyasi, ekonomik ve askeri her türlü yolla (gerekirse zor kullanarak) insanları birbirinden farklı kılan tüm bütün değerlerini tırpanlamayı hedeflemiştir. Bu manada dünya doğumla girilen, ölümle çıkılan bir mekân olarak kabul edilmiş, adalet mefhumu insan hak ve hürriyetleri ile değil de insan ihtiyaçları çerçevesinde ele alınmıştır…

                Bu ihtiyaçların karşılanması hususunda da elbette her insana eşit haklar da tanınmamıştır!

                İnsanı tanıma ve anlama kabiliyetinden mahrum olan emperyalizm, mana aleminde ‘BİR MEÇHUL!’ olarak kabul ettiği insanı her türlü inancından mahrum bırakmış, madde aleminde ise ‘HOMO ECONOMİCUS’ yani ‘İKTİSADİ İNSAN’ diye tarif ederek de sadece ekonomik bir değer yüklediği insanı başka bir girdabın içine atmıştır.

                Bu düzende kültürü, tarihi ve inancı ile var olan insan tipi, yaşamak için beslenen ya da beslenmek için yaşayan insan tipine terk edilmiştir…

                Emperyalizmin/Globalleşmenin dünyayı getirdiği nokta budur!

                Çözüm nedir?

                Adalet kanunlar ile soyut, bu kanunların uygulanması ile somuttur.

Kanunlar da insanlar yapar! O halde her beşerî kanun maddesi, o hükmü veren insanın idraki nispetinde mükemmel veya zaafları nispetinde özürlüdür. O halde adalet kurumu beşeriyetin sığ idrakinden kurtarmak için ilahi kudretin yorum ve hükmüne ihtiyaç vardır.

                Adaletin temeli İslâm, muhatabı ve uygulayıcısı ise insandır. Bu yönü ile de insan, Hz. İnsan’dır. O halde burada sorulması gereken soru şudur:

ADALET, HANGİ İNSANIN DİLİNDEN VE ELİNDEN TESİS EDİLEBİLECEKTİR?

                En makbul ve kusursuz insan numuneleri hiç şüphesiz EHL-İ BEYT’TİR.

                Ehl-i Beyt’in şahsında adalet güzel ahlaka, adaletsizlik ise ahlaksızlığa benzetilebilir. Adaletli yani ahlaklı insanlardan oluşan bir toplumda ise milli ve manevi, sosyal, siyasi, ekonomik her türlü yaşam kalitesi, en üst seviyede olacaktır.

                İslâm ve Ehl-i Beyt adaletin membaı ise taksimini yapacak insan veya insanların birbiri arasındaki gerek siyasi gerekse sosyo-kültürel teşkilat teşekkülü de Milli Siyaset Kurumunun idrakinde ve sorumluluğundadır. Bu manada gerek adaletin tesisinde görev alacak gerekse adaleti yaşayarak yaşatacak bireyin yetişmesi en önemli bir husustur…

                Bu manada üç unsur öne çıkmaktadır:

                1. Kültürleme: Bireyin, doğumundan ölümüne kadar toplumun istek ve beklentilerine uyacak şekilde etkilenmesi ve değiştirilmesi/yetiştirilmesidir. Kültürleme bilinçsiz, yaygın, kendiliğinden, rastgele, bireysel öğrenmeleri ve şartlandırmaları da kapsar.

                Çocuğun ya da gencin, büyüklerinin olumlu ya da olumsuz davranışlarını model alarak kendiliğinden davranması bir kültürlemedir. Kısaca kültürleme, kültürel değerlerin bireye kazandırılması sürecidir…

                2. Eğitme: Kültürlemenin bilinçli, amaçlı veya istedik şartlandırmalarını içermektedir.

Sosyo-kültürel tarihimize bakarsak bu konuya en güzel örnek olarak AHİLİK TEŞKİLATIDIR…

                3. Öğretme: Planlı, programlı bir şekilde belirlenmiş bir müfredatı öğrenmek, belirli bir aşamadan sonra ise bireye uzmanlık/liyakat kazandırmaktır…

                Bu idrake ve sorumluluğa karşı aidiyet duygusu hisseden Milli Siyaset Kurumu ilim, ahlak, emek ve gayreti ile LİYAKAT KAZANAN, BU LİYAKATLE DE ASALET KAZANAN BİREYLERDEN TEŞEKKÜL EDEN BİR TEŞKİLAT YAPISI İLE İNSANIMIZA VE TÜM İNSANLIĞA ADALETİ, DOYA DOYA YAŞATMAK ZORUNDADIR.

                Bu zorundalık Milli Siyaset Kurumunun en büyük varlık sebebidir…

                Bu zorundalığı, her türlü beşerî ve nefsi duygu, düşünce veya çıkar unsuru ile keyfiyete çeviren tüm siyasi partiler gerek insanlığa gerekse İ’la-yi Kelimetullah’a düşmandır ve kaderin acı sillesi er ya da geç enselerinde patlayacaktır…

                Kur’ân Ne Diyor?

                “Yeryüzünde büyüklük taslayarak yürüme. Sen ne yeri yaratabilir, ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin.” (17. İsrâ Sûresi, Âyet/ 37)



  • Cuma 18 ° / 0 ° Parçalı bulutlu
  • Cumartesi 15 ° / 6 ° Bulutlu
  • Pazar 10 ° / 2 ° Sağanak

Balıkesir

05.03.2021

  • İMSAK
  • GÜNEŞ
  • ÖĞLE
  • İKİNDİ
  • AKŞAM
  • YATSI
  • BIST 100

    1.542%0,23
  • DOLAR

    7,5638% 0,70
  • EURO

    9,0109% -0,06
  • GRAM ALTIN

    409,52% -0,21
  • Ç. ALTIN

    675,708% -0,21