Taylan Özgür KÖŞKER (Güne Özel Hikayeler)


KEMALETTİN TUĞCU

KEMALETTİN TUĞCU


Silivri´ye geldiğim ilk günlerde okuldan eve döndüğümde beni tatlı bir heyecan sarıyordu. Okulun zengin kütüphanesinden alıp da okuduğum Kemaletin Tuğcu kitaplarına öyle kaptırmıştım ki kendimi... Her gün bir tane 80 sayfalık romanını okuyup bitiriyordum. Okuduğum kitabı ertesi gün kütüphaneye bırakıp başka bir kitaba geçiyordum. Ne vardı bu kitaplarda da o denli haz duygusuyla okuyordum. Bir kere en başta çok akıcı, yalın ve sürükleyici anlatımıyla olayları ele alışı ve kıvrak bir kalemi vardı diyebilirim. Elime alınca bir anda bitiriveriyordum. Her şeye karşın (tüm eleştirilere karşın diyelim) kitaplarında dürüst insanları anlatıyordu Tuğcu, vicdanlı olmayı anlatıyordu. Her seferinde de dürüst ve merhametli olanlar kazanıyordu.

                Kemalettin Tuğcu, yaşam öyküsünden öğrenebildiğim kadarıyla kendi kendine okuma yazma öğrenmiş. Annesi keman çalabilen, babası asker, kardeşi Kuleli Askeri Lisesini bitirmiş, dedesi Osmanlı sarayında kilerci başı, dayısı zabit olan bir insan. Ama her şeyden önce yaşamı boyunca dört yüz elliden fazla kitap yazmış (evet, dört yüz elliden fazla yazmış. Bu bir rekordur). Tüm bunlardan daha da önemlisi tekerlekli sandalyeye bağlı olarak yıllarca yaşamış ve çok saygı duyduğum bir şey olan sihirli cümle, "kendi kendini yetiştirmiş bir yazar." Yaşar Kemal de ne denli sıkıntılarla karşılaşmış olsa da, orta üçte okulunu bırakıp çeşitli işler yapmış, başından türlü belalar geçmiş olsa da kendi kendini yetiştirmiştir. Ünlü Rus yazar Gorki de öyle.

                Çocuk edebiyatımızın üretken yazarlarından Fatih Erdoğan da onun kıvrak kaleminden söz eder. Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk da ondan oldukça beslendiğini söyler.

                Çocuklara okumayı sevdiren yazar olarak da söz edilir ondan. Babası, büyük oğlu Nurettin´e gazeteden okuma öğretirken, küçük oğlu Kemalettin de kulak vererek okumayı öğrenmiş. Dayısının yardımıyla Fransızca öğrenmiş. Burada bir başka dil öğrenmenin de insanı, onun yapıtlarını nasıl zenginleştirdiğini özellikle belirtmek gerek.

                Kemalettin Tuğcu, 1902´de doğmuş. 2. Meşrutiyet ilan edildiğinde altı yaşındaymış. O sabah top sesleriyle ev halkı uyanmış. Dedesi padişaha karşı olduğu gerekçesiyle sorgulanmış, o gece eve gelememiş. Kemalettin Tuğcu, dedesini çok seviyor, o gece eve gelemeyişine çok üzülüyor. Dedesinin hastalığı, ölümü o yıllarda bir çocuk için korku ve güvensizlik yaratmıştır. Doğduğu köşk, Sultan Vahdettin´in sarayına çok yakınmış. O yıllar sancılı yıllar... Kaybedilen Balkan Savaşı, İstanbul´a kaçan sefalet içindeki sığınmacılar, karışık günler...

                Sonraları insanlardan durmadan kaçışı... Ve yazıya tutunan bir genç adam. Sakatlığı ne denli ruhunu yaralasa da mücadele etmiş, yıllar geçtikçe olgunlaşmış, okuyarak, durmadan çalışarak başarılı olmuş.

                Savaşlar bitmiş, Cumhuriyet ilan edilmiş, yaralar sarılmış, onun da yeni bir düzen kurulmuş yaşamında. Sonraları köşke gelen misafirler, akrabalar, birlikte yenilip içilmeler, mehtabı seyredişleri, fasıl geceleri ve tüm bunlara yazar Kemalettin Tuğcu´nun da katılması...

                Yazmanın onu sağlıklı kılması. Çocukluğunda, gençliğinde ağladığı zaman annesi hemen ona bir defter alırmış. O da bu deftere yaşayamadığı hayatları yazarmış.

                Babasının büyük bir kütüphanesi var. İçinde tarih kitapları, Jules Verne´nin dilimize çevrilmiş eserlerini okuyor. Çocuk Dünyası, Çocuk Bahçesi, Talebe Defteri gibi çocuk dergilerini okuyor. İlk okuduğu roman Gülliver´in Gezileri. Sonraları Don Kişot, İki Yıl Okul Tatili. Çocuk Kalbi, Küçük Lord romanları... Çocukluğunda iyi kitaplar okuyarak sağlam bir temel oluşturuyor kendine.

                 Onun için ´Türk Romanının merhametidir.´ diyen Yazar Selim İleri, "Yeteneğim olsaydı, Kemalettin Tuğcu gibi yazmak isterdim." diye de eklemiştir. Orhan Pamuk, "Melodramatik duyarlığında, hayat kavgası veren çocuklara gösterdiği dikkatlerde Dickens´tan bir şeyler vardır. Bugün onu, bana daha ilginç kılan yanı ise şehir hayatına, İstanbul hayatına gösterdiği sevgidir." diyor.      

                Nemika Tuğcu, Sırça Köşkün Masalcısı adlı kitabında, "O zamanlarda bir editörlük kurumu olsaydı, Tuğcu´nun eserleri de denetimden geçecek, basılmadan eleştirilecek ve belki de gerekli yerleri düzelecek, bu şekilde yazınsal açıdan daha güçlü eserler ortaya çıkabilecekti." diyor. Fakat Kemalettin Tuğcu, "Ben edebiyatçı değilim, romancı değilim. Ben yazı yazmanın hastasıyım." demiş bir söyleşisinde.

                O yıllarda yayınevleri editör, düzeltmen kullanmadıkları için romanları kötü çizimlerle, resimlerle gelişigüzel basılır yazarın. Bu ilgisizlik, özensizlik de onu içten içe üzer. Yazdıklarının edebiyat olmadığını söylemesine karşın içten içe bir küskünlük yaşamıştır.

                Yazarak yaşama tutunan, birkaç kuşağa okuma yazmayı söktürmüş, kitap okuma alışkanlığını kazandırmış bir yazar. Bir insan Kemalettin Tuğcu.

                Okula gitmedi, hiç ders almadı. Babasının kütüphanesindeki kitaplardan kendisine kocaman bir dünya yarattı. On üç yaşında yazmaya başladı ve bu büyüleyici dünyadan, 450´

den fazla roman çıktı. Çeviri yapabilecek ölçüde?yine kendi kendine- Fransızca öğrendi.

                O, bir Kemalettin Tuğcu´ydu.



  • Çarşamba 16 ° / 2 ° Parçalı bulutlu
  • Perşembe 13 ° / 2 ° Bulutlu
  • Cuma 8 ° / 4 ° Bulutlu

Balıkesir

19.02.2020

  • İMSAK 06:27
  • GÜNEŞ 07:50
  • ÖĞLE 13:27
  • İKİNDİ 16:26
  • AKŞAM 18:55
  • YATSI 20:13
  • BIST 100

    119.196%-0,32
  • DOLAR

    6,0852% 0,30
  • EURO

    6,5713% 0,31
  • GRAM ALTIN

    314,49% 0,57
  • ÇEYREK ALTIN

    518,9085% 0,57