Zübeyir ÇÖMLEKÇİ


KUR’ANLA İLETİŞİM

KUR’ANLA İLETİŞİM


          Kur’an, Allah’tan insana gelen eşsiz rahmet kaynağı olan bir iletidir. Onun için, yolunun açık ve aydınlık olarak Allah’a çıkmasını isteyen her insan, Kur’anla sağlam bir iletişim kurmak zorundadır. Çünkü Kur’an hem Nur  (ışık / aydınlık) hem de Hüda (yol gösterici / rehber) dır. Yani Kur’an; hayat yolculuğunda hem yolumuzu aydınlatan bir ışık, hem de elimizden tutup düşmeden yürümemizi sağlayan bir kılavuzdur.Her şeye rağmen karanlık yollara girdiğimizde de kurtaran candan bir dosttur. 

          Kur’an; rehberliğini yaparken sadece enformatik (bilgi verme) bir yol izlemez. Aynı zamanda insanın performansını etkileyerek iyi ve güzel davranışlara yönelmesini ve onları sürdürülebilir kılmasını sağlayacak bir yol da izler. Bunun için, bize bizi anlatarak nasıl insan kalabileceğimizin yolunu gösterir. Peygamber kıssalarının temel hedeflerinden biri de bu olsa gerektir. Çünkü Kur’an, ne tarihtir ne de edebiyattır. O, tam anlamıyla bir hayattır. Hem de dünü, bugünü ve yarını birlikte kuşatan bir hayattır. Onun için Kur’an; insanlığın kalitesini sürekli yüksek tutma projesidir / programıdır.

  KUR'AN; AYDINLIK REHBERİDİR!

          Kur’an açısından gerçek böyle olduğu halde, O’na inandığını söyleyen Müslümanlar için ne yazık ki durum hiç de iç açıcı değildir. Evet her Müslüman Kur’an-ın, insan için Allah’tan gelen bir hidayet kaynağı ve rehber olduğuna inandığını söyler. Ama  uygulamanın hiç de öyle olmadığı / görünmediği, Kur’an-ın rehberliğine dikkat edilmediği, içindeki insana hayat verecek ilkelerin ya bilinmediği / bilinmek istenmediği ya da umursanmadığı görülür. Bunun sonucu olarak toplumsal hayatta söylemle uygulamanın uyuşmadığı ya da söylemlerin pratik hayatta yerinin olmadığı / hayata yansımadığı gibi bir durumla karşılaşırız.

          Bilerek ve isteyerek kötü niyetle yola çıkanları dışarıda tutarsak, bu sorunun en önemli sebebinin; Kur’an-ın mana ve mahiyeti / içeriği ile değil de dış görünüşü ve kulağa hoş gelen şekliyle ilgilenilmesinden kaynaklandığını görürüz. Bu durum tam anlamıyla; mektubun kendisiyle değil zarfıyla ilgilenmeye benzemektedir. Maalesef tarihte olduğu gibi bugün de baskın din eğitimi anlayışı bu zihniyeti beslediği için, zarfla ilgilenmenin çeşidi sürekli artış göstermektedir.

          Kur’an-ın gönderiliş gayesi, insanın anlaması ve hayatına dokundurması, böylece insanı “Karanlıklardan aydınlığa çıkarması” (Bakara:2/257-Maide:5/16) olduğu halde; anlamadan okumanın daha çok sevap olduğuna büyük kitleleri inandıracak ve Kur’an-ı herkesin anlayamayacağını kabul ettirecek kadar ileri giden bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu durum; Kur’an-ı Müslümanın hayatından çıkarmak isteyen büyük bir proje olup maalesef her devirde fazlaca taraftar bulmuştur. Günümüzde birçok kişi, kurum ve kuruluş da bilerek veya bilmeyerek bu projeye hizmet etmektedir. Burada amaç; neye-niçin inandığını bilmeyen bir toplum oluşturmaktır. Bu durum, içeriden ve dışarıdan toplumları dizayn etmek isteyenlerin başvurduğu en kestirme yollardan biridir. Çünkü sorgulama yeteneğini kaybeden ve neye-niçin inandığını bilerek ve anlayarak değil de körü körüne / taklit ederek inanan insanlar, kolayca sürü haline getirilebilirler.

              KUR’AN; İNSANA İLKELİ KİŞİLİK KAZANDIRIR!

          Kur’an, insan için “Yaşamın da ölümün de bir bilgiye-belgeye dayalı olmasını” (Enfal:8/42) istediği halde, insanlar neden ve nasıl bilgisiz / belgesiz hareket ederek kolayca sürü gibi davranabiliyorlar?.. Bu sorunun cevabı, kanaatimce okuma konusuna yüklediğimiz anlamla doğrudan ilgilidir. Çünkü okuma; bir şeyi anlamak, bilmediğini öğrenmek / yeni bir şey öğrenmek ve hayata artı bir değer katmak için yapılan faaliyetin adıdır. Eğer okuduğunuzu anlamıyor, bilmediğinizi öğrenmiyor / yeni bir şey öğrenmiyor ve öğrendiğiniz size artı bir değer katmıyorsa, bunun adı okuma değil, telaffuzdur / seslendirmedir.

          Konuyu daha kolay anlamak için ilkokula giderek okuma-yazma öğrenen bir çocuğun hayatındaki değişiklikleri düşünelim. Neden benzer bir değişimi ömür boyu  Kur’an okuduğunu söyleyen her insanda göremiyoruz?.. Hem de Kur’an, hedefinin bu değişim ve dönüşümü gerçekleştirmek olduğunu her fırsatta vurguladığı halde. Çünkü büyük çoğunluğun yaptığı; öğrenme, anlama, bilme ve hayata artı değer katmaya dayalı bir okuma değil, sadece telaffuzdan / seslendirmeden ibarettir de ondan. Siz isterseniz buna, anlamadan okuma hatta anlamamak için okuma da diyebilirsiniz.

          Şimdi de evimize gelen bir misafir ve onunla ilişkimiz üzerinden konuyu daha detaylı inceleyelim. Hepimiz misafirimizi en güzel şekilde karşılar, hatta önceden haberimiz olursa gelmeden hazırlık yaparız. Gelince de durumunu en kısa sürede anlayarak (aç, susuz, uykusuz, vb) ihtiyacını imkânlar ölçüsünde en iyi bir şekilde karşılar ve rahat etmesini sağlarız. Geliş amacını anlayıp onu gerçekleştirmek için de elimizden gelen gayreti göstererek, misafirimizi memnun etmenin mutluluğunu yaşarız.Değil mi?.. Bu sonuca ulaşmak için şu sorunun cevabını mutlaka bulmak zorundayız. Misafirimize en güzel ikramı yapsak, hatta kuş tüyü yataklarda yatırsak ama geliş amacını bildirdiği halde duymazdan gelsek veya duyduğumuz halde gerçekleştirmek için hiçbir çabamız ve gayretimiz olmasa, misafirimiz bizden ne kadar memnun olur dersiniz?

          Kur’an, yaratıcıdan bize gelen bir haber / mektup veya bir misafir midir? Haberin / mektubun anlaşılıp gereğinin yapılması, misafirin de geliş amacını gerçekleştirmesi esas mıdır? Bu sorulara cevabınız evet ise, gelin konuyla ilgili toplumun bir fotoğrafını çekerek, Kur’anla iletişimini(misafiri ile ilgilenme durumunu)olduğu gibi tespit edelim:

          Büyük çoğunluk için Kur’an, saygı olsun diye erişilmez ve ulaşılmaz yerlerde en güzel kılıflarla korunan, hatta yıpranmasından bile korkulan (çünkü yıpranan Mushaf’ın ne yapılacağı bile önemli bir sorun) ve destursuz (abdestsiz) yanına yaklaşılamayan, böylece; her an kolayca alınıp okunması önlenen, yani karşılamak şöyle dursun, hoş geldiniz demek için bile olsa karşısına çıkılmayan bir misafir veya asla zarfı açılıp okunmayan bir mektup ya da sadece hatıra olduğu için saklanan bir eşya gibidir.

           KUR’AN; SAKLANACAK EŞYA DEĞİLDİR!

          Diğer büyük bir çoğunluk için Kur’an, içeriğiyle / mesajıyla / mana ve mahiyeti / ilkeleri ve hedefleriyle hiç ilgilenilmeden, sadece belli zamanlarda kelimeleri seslendirilen ve böylece sevap kazanıldığı zannedilen, yani hoş geldiniz denen, belki arada izzet ve ikramda bulunulan ama asla ihtiyacı / geliş amacı sorulmayan ya da geliş amacını kendisi bildirdiği halde duymazdan gelinen bir misafir gibidir.

          Yine hatırı sayılır bir çoğunluk için Kur’an; ölüler için okunan, böylece dirilere değil de ölülere gelmiş gibi görülen / gösterilen, yani geliş amacı hem gizlenen ve saptırılan hem de oyalanan bir misafir gibidir. Ayrıca bu işi parayla yaparak ve yaptırarak da kendisi yasakladığı halde üzerinden çıkar sağlanan ve istismar edilen bir misafir. Bu durum, en basit anlamıyla gaflet ve cehalettir. Çünkü Kur’an; Müslüman’ın anne-babasına hem hayattayken hem de öldükten sonra nasıl dua etmesi gerektiğini çok pratik ve net olarak öğretir. Onun için; Allah’ın insana verdiği bu kadar açık ve basit bir görevi, parayla başkasına yaptırtarak huzur bulmaya çalışmak ancak gaflet ve cehalet olabilir. Ama bu durumu istismar edip çıkar sağlamak, tam bir ihanettir. 

          Kilise, önüne gelen herkese ücretsiz İncil dağıtmak için çırpınırken, İslâm Dünyasında Kur’an-ın bir ticaret aracı yapılmış olması, Müslümanların vicdanını nasıl yaralamıyor?.. Anlamak mümkün değildir. Vicdanlarında bu rahatsızlığı çok derinden hissederek, Kur’an-a / Kur’an-ın mana ve mahiyetine hem kendileri ulaşıp hem de insanları ücretsiz ulaştırmak için gayret gösterenlere buradan selam olsun. 

          Asla dışarıda bırakılmayacak başka bir çoğunluk ise; “Öğüt alınması için kolaylaştırılan” (Kamer:54/17-40) ve sürekli;“Ey insanlar..” / “Ey inananlar..” diyerek insanı muhatap alan ve hiçbir ayrım yapmadan insanlığın okumasını isteyen ayetleri görmezden gelen / gizleyen sonra da “Kur’an-ı sen anlayamazsın” diyerek, kendileri dışındaki herkesi zekâ özürlü ve sorumsuz gören, böylece; hem kendileri adına seçkin bir zümre ortaya çıkaran hem de bu seçkin zümreye kul-köle olan zavallı kalabalıklardır. Bu durum da şuna benzer: Size gelen bir misafiri doğrudan muhatap alıp ilgilenmek ve ziyaret sebebini bizzat kendisinden dinleyerek geliş amacına uygun hizmet etmek yerine, sanki size gelmemiş gibi davranarak ihtiyacını başkalarından dinlediğiniz ve ona göre ilgilendiğiniz bir misafir gibidir.

          Bu nasıl bir imandır ki, Allah’ın kolay dediğine zor denebiliyor. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır ki, Kur’an dan binlerce yıl öncesine ait Gılgamış Destanı, Sümer Tabletleri, Çivi Yazısı ve Hiyeroglifler… gibi, şu anda bilinen en eski yazıtlarının / kitabelerinin okunup anlaşıldığı bir zamanda hâlâ Kur’an anlaşılmaz iftirası taraftar bulabiliyor. Hem de Kur’an insanla ilişkisini; “Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, bir rehber ve duyarlı olanlar için bir öğüttür” (Ali İmran:3/138) şeklinde açıkladığı ve “Yok mu öğüt alan?” (Kamer:54/17-40) diye de tekrar tekrar sorguladığı halde. 

                      SİZ NASIL OKUYORSUNUZ?

          Bunların dışında ve belki de tüm bu saydıklarımıza sebep teşkil edebilecek bir durum daha vardır. O da “Kur’an-ı okumak sünnet, dinlemek farzdır” diye verilen fetvadır. Evet, Kur’an okunduğu zaman dinlenilmesini ister (A’raf:7/204). Fakat bu ayet devamı (205) ile birlikte bütünlük içinde okunduğu zaman, bunun herhangi bir okuma değil Namazdaki okumadan bahsettiği kolayca anlaşılmaktadır. 
          Bunun yanında ilkelerini hayata geçirmek için Kur’an-ı okumanın, Allah’ın Elçisi üzerinden hepimize farz olduğunu bildiren ayetler, nedense hep göz ardı edilir. Hem de bu ayetlerde dünya ve ahirette kurtuluşun Kur’anla olacağı açık açık bildirildiği halde. Onun için her insan, şu ayetleri üzerinde düşünerek yeniden okumalıdır.
          “Kur’an-ı sana farz kılan Allah, seni elbette döneceğin yere döndürecektir…” (Kasas:28/85)
          “Sen, sana vahdedilene sımsıkı sarıl. Çünkü sen doğru yoldasın. Kur’an, hem senin hem de halkın için şerefli, doğru bir bilgidir. Yakında O’ndan sorguya çekileceksiniz.” (Zuhruf:43/43-44)  

          Bu nasıl bir din anlayışı ve anlatımıdır ki, hem Kur’an-ın farz dediğine sünnet denilerek insanlar yanıltılıyor, hem de Müslümanların dünyada şerefli ve doğru bilginin aydınlığından mahrum bırakıldığı gibi ahirette de hesaba çekileceği kitaptan habersiz yaşaması sağlanabiliyor. İnsan eğitimi açısından bu durum tam bir faciadır. Düşünün ki, bir insan Tarih Dersinden sınava girecek ama siz onu sürekli Coğrafya Dersine çalıştırıyorsunuz. O da yetmiyor. Zaman zaman doğru derse çalışmaya kalksa bile soruların cevaplarını yanlış vererek doğru bilgiye ulaşmasını önlüyorsunuz. Bu insan, sınavda nasıl başarılı olsun? Söyleyebilir misiniz?.. 
          Kur’an-ı; büyü, fal, muska, vb işlere alet eden gafilleri, zaten hiç saymaya gerek yoktur. 


          Bütün bu anlayışların doğurduğu ortak sonucu iki maddede özetlemek mümkündür:
         1- Kur’an-ın verdiği bilgilerin / mesajın / ilkelerin (mana ve mahiyetinin / hayata dokunmasının), herhangi bir cep telefonuna gelen mesaj kadar bile önemi yoktur. Çünkü cep telefonuna gelen mesajı, istisnasız herkesin önce okuyup ne istendiğini / sorulduğunu anladıktan sonra mesaja cevap verdiğini çok iyi biliyoruz.
          2- İnsanlığın yolunu aydınlatmak ve tüm ihtilafları çözmek için gelen Kur’an-ı, aydınlık yerine karanlığın temsilcisi, çözüm yerine de ihtilafların kaynağı haline getirmektir. 

          Kur’an ayetlerinin yazıldığı kağıtlara saygısızlık yapanlara karşı, neredeyse savaş ilan edecek çoğu Müslüman’ın bizzat Kur’an-a yaptığı şu haksızlık ve zulme bakar mısınız!.. Bu nasıl bir gaflet ve cehalettir? Anlamak mümkün değildir.

          Kur’an-ı her okuyuşumda, yüzyılın Bilge Kralı Aliya İzzet Begoviç merhumun; “Anlaşılıp hayata rehber olması için gönderilen Kur’an-ı anlamamak için, Müslümanlar sayısız ilimler icat ettiler” sözü, kulaklarımda yankılanır. Çünkü Kur’an-ı şiir gibi her vezinde, şarkı gibi her makamda, ölüye, hastaya hatta suya okuduk ama kendimize / hayata okumayı hep unuttuk / unutturulduk. 


             KUR’AN; DOĞRU İNANCIN VE HAYATIN KAYNAĞIDIR!

          Kur’an, kıyamet günü Allah’ın Elçisinin (Muhammed as) şöyle diyerek şikâyette bulunacağını bildiriyor;
          -“O gün Elçi “Rabbi’m, benim toplumum bu Kur’an-ı mehcur bıraktı” diyecek” (Furkan:25/30).
          Ayette Kur’an-ın metruk(terk edildiği) değil, mehcur bırakıldığı söyleniyor. Mehcur bırakmak; kendisinden hicret edilen, terk edilmiş gibi uzak durulan ve kendi haline yalnız bırakılan demektir. Yani; var ama yok gibi, varlığını fark etmemek / görmezden gelmek, var mı-yok mu belli değil, varlığı şekilden öteye geçmeyen / varlığının işlevi olmayan / varlığının anlamı kaybolmuş demektir. Buna göre; yukarıda örneklerini verdiğim iletişim şekilleriyle Müslümanların çoğunluğunun, Kur’an-ı mehcur bıraktığını anlamak çok mu zor ?..


          Bu durum; dostluğunuzun devam ettiğini söylediğiniz ama hiçbir zaman bir araya gelmediğiniz bir dostunuzun varlığına benzer. Bu nasıl bir dostluksa; bir araya gelip fikir alış verişinde bulunmuyor, hemhal olup birbirinizin derdine çare olmuyor, birbirinize asla faydanız dokunmuyor... Daha çarpıcı bir ifadeyle söylemek gerekirse bu durum tam da, nikâhlı ama ayrı yaşayan eşlerin konumuna benzer. Hayata dokunmayan böylesi bir dost veya eş, gerçek değil ancak sanal olabilir. Onun için bugün, Müslümanların büyük çoğunluğunun Kur’anla olan birlikteliğinin gerçek değil sanal olduğunu artık görmek ve anlamak zorundayız. 
            Kur’an-ı mehcur bırakan anlayış, insanı özden uzaklaştırıp şekilci ve taklitçi, hatta iki yüzlü yapıyor. Çoğunluğa bakalım:
            Allah’a inanıyor ama inanmıyor gibi yaşıyor. Ahirette bilgi ve belgeli hesap var diyor ama olmayacak gibi iş yapıyor. Yani Allah’ın kaydına ve hesabına, insanların kamera kaydı ve hesabı kadar önem vermiyor. İmana giriş etabımız “Allah’tan başka ilah yoktur” diye başlıyor ama sürekli yol kazaları geçiriliyor ve geçirilen her yol kazasıyla Firavunları bile kıskandıracak şekilde yeni ilâhlar türetiliyor.
            Fatiha Suresini her okuduğunda Allah’a “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” (Fatiha:1/5) diye söz veriliyor ama her devirde Allah’tan başka güce / makama / paraya..kul-köle olma artıyor.“Allah’ın gönderdiği vahiy” kabul ediliyor ama bir türlü anlaşılmıyor / anlaşılmak istenmiyor. Allah, izleri sürülsün diye “Nebilerin kıssalarını” anlatıyor ama Müslümanlar, sanki örnek alıp izlerini sürmemek için inat ve ısrarla ya kurgu ya da tarihin derinliklerinde kalmış herhangi bir ailenin / topluluğun hikâyesi gibi okuyor / dinliyor.
          “Hak, sadece Allah ve O’ndan gelen” (Kehf:18/29)olduğu halde kendilerini hakkın, kendileri gibi olmayanları ise batılın / yanlışın temsilcileri görerek onlara zulüm ve haksızlığı mubah / normal sayanlar bir bir çoğalıyor. Hem de zulüm ve haksızlığın bedelini ödemeye yanaşmadan / hesaplaşmadan / hakkı sahibine teslim etmeden,  bağışlanmayı bekleyerek. “Rızkı veren Allah’tır” diye inanılıyor ama işe girmek veya bir makama atanmak için torpil, kayırmacılık, sınavda hile yapma / hırsızlık, bizden olan / olmayan ayrımı sıradan hale geliyor. Görevlerin, ehliyet ve liyakat yerine bu usulle dağıtıldığını gören sayısız insan da çok rahat kılıktan kılığa girebiliyor.

           Devlet malından “Tüyü bitmemiş yetimin hakkı” diye söz ediliyor ama devleti soymak isteyenlerin sayısı ne yazık ki her geçen gün artıyor.“Temizlik, imandandır” sözü kimsenin dilinden düşmüyor ama cadde ve sokakları /park ve bahçeleri kirletmek, tabiatı yok etmek için neredeyse yarış yapılıyor…

            Bu örnekleri daha da çok uzatmaya hiç gerek yok. Çünkü Kur’an inanan insanı, Mü’min olarak nitelendirir.  Mü’min; güvenen / güven veren demektir. Örneklerini verdiğim bir hayata sahip olanların; Allah’a, insanlarla diğer canlılara ve tabiata güvendiklerini / güven verdiklerini kim, nasıl söyleyebilir?.. Şimdi soruyorum. Bu durum, şekilcilik ve taklitçilik, hatta iki yüzlülük değilse nedir?...

            Onları bu duruma düşüren sebep; Kur’an-ın bütün eksikliklerden uzak ve her şeyi kuşatan Allah’tan geldiğini göz ardı ederek önüne barikatlar kurmaları /  Kur’andan beslenmemeleri ve Kur’an-ı yeterli görmeyerek sürekli yeni mucizeler peşinde koşmalarıdır. Allah net bir şekilde;“Onlara Kur’an yetmiyor mu?” (Ankebut:29/51)  diye açık açık sorduğu halde, insanlar neden hâlâ eski inkârcılar gibi mucizeler peşinde koşarlar? Derseniz.  Bunun tek bir sebebi olabilir. O da Kur’an-ı tanımamak ve anlamamaktır. Çünkü Mehmet Akif merhumun;

           “Ya açar bakarız Nazm-ı Celil’in yaprağına,
             Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
                        İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;
                        Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.
                                  Ölüler dini değil, sen de bilirsin ki bu din,
                                  Diri doğmuş, duracak dipdiri, durdukça zemin!”

            Dediği gibi, Kur’an hep canlı ve diri olup bitmek tükenmek bilmeyen bir mucizedir. Bu özelliğiyle Kur’an-ın, insan hayatına dokunması açısından ilk geldiği günle bugün arasında hiçbir fark yoktur. Onun için mucize arayan Kur’an-a baksın, Kur’an-ın haber verdiği Kevni Ayetler (evren ve içindekiler) ile İnsan Ayetine (kendine ve yaratılışına) baksın. Çünkü bu ayetlerin (açık seçik işaretlerin / alâmetlerin...) tamamı, sayısız mucizelerle dolu olarak hepsi de Allah’a işaret etmektedir.
           Kur’an, Allah’ın Nebileri aracılığı ile gönderdiği tüm kitapların toplamı ve son haberidir. Bu nedenle; Kur’anla doğru iletişim kurmak, aynı zamanda örnekleri verilen Nebilerle de sıcak ve canlı iletişim içinde olmak demektir. Müslüman’ı, Nebilerin hayat ve dualarına ortak edecek olan da budur. Onun için, Kur’anla bu sıcaklığı ve canlılığı yaşamayan insanların; Nebileri, Risalet Kurumunu ve Onların insanlarla iletişimini anlamamaları son derece doğaldır.


KUR’AN; İNSANIN KİŞİLİK VE DAVRANIŞINI OLUMLU YÖNDE GELİŞTİRİR!


             Kur’an-ın sık sık; “Ey insanlar!..”/“Ey İnananlar!..” diyen sesine muhatap olup şereflenmek varken, bu nasıl bir gaflettir ki; insan okuduğu halde O’nu duymuyor, ya da duyduğu halde anlamıyor ve sanki kendisine seslenmiyormuş gibi vurdumduymaz bir tavır takınarak hayatından uzak tutabiliyor?.. Bu sorunun en önemli sebebi; Kur’an-a bakış açısı (içli dışlı / dost olunacak bir kitap olarak görmemeleri) ve örneklerini verdiğim yanlış iletişim şekilleridir. Çözüm için bu bakış açısı ve yanlış iletişim şekillerinden kurtulup Kur’an-ın bugün bize gelen (bize uzanan bir dost eli) ve bizden beklentileri olan bir Kitap olduğuna inanarak, anlamak için okumak ve dinlemek zorundayız.

            Kur’an la dostluk,Kur’an dan beslenmeyi sağladığı gibi Kur’an dan beslenme de Kur’an la dostluğu pekiştirir. Kur’an-a fon muamelesi yaparak, sürekli Mevlid (İlâhi-Kaside) okuyarak / dinleyerek, ya da mitoloji ve hurafelerle yaşayıp bunları da din zannederek ömrünü geçirenlerin Kur’an dan beslenmeleri imkânsızdır. Kur’an-a sırt çevirenlerle Kur’an-ın önüne barikatlar koyanların ve yol kazalarıyla sürekli yeni şirk kapıları açanların da Kur’an-a dost olmaları mümkün değildir.

             Kur’an dan beslenmek ve O’nun la dost olmak isteyenler; önce O’na ulaşmayı önleyen bütün engellerden kurtulmalı / önündeki barikatları kaldırmalı, sonra Onu raflardan (asılı duvarlardan / kapalı örtülerin içinden) alarak masa başı kitabı (el kitabı) yapmalı. Daha sonra da O’nun dostluğundan emin olarak, kendini O’na teslim etmeli ve mana / anlam denizine dalmalıdır.
            Evet, yolu görmek isteyenler yola çıkmalıdırlar.

                                            25 / 09 / 2021

                                       Zübeyir ÇÖMLEKÇİ       



cem odabaşıoğlu
30.09.2021 13:51:35
Emeğinize, bilginize sağlık. Teşekkürler.

Zübeyir Çömlekçi
7.10.2021 10:08:14
Sayın Cem bey, yazıma gösterdiğiniz ilgiye teşekkür eder saygılarımı sunarım.

ERKAN ETUŞ
12.10.2021 12:08:47
Sayın Zübeyir Bey Kur'anla iletişim yazınıza başka bir konu ararken tesadüfen rastladım okudum ve çok beğendim sizi tebrik ederim. Kur'ana bakış açım sizinle birebir örtüşüyor fakat bizim gibi düşünen insanların sayısı maalesef çok az. hayırlı çalışmalar dilerim Allah yardımcınız olsun.

Zübeyir Çömlekçi
13.10.2021 11:40:02
Sayın Erkan bey, önce yazıma gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. Ümitsiz olmamak lâzım. İçinde bulunduğumuz dönem, tarihte hiç olmadığı kadar Kur'an-ı anlamak için okuyanların çoğaldığı bir dönemdir. Bu tür çalışmaların Kur'an-ı anlamak için okuma konusunda bir çırpınış olduğunu, bunun icin de Rabbimizin bunları bir mazeret olarak kabul etmesini diler, saygılar sunarım.

  • Cumartesi 22.5 ° / 10.9 ° Bulutlar
  • Pazar 18.7 ° / 11 ° kırık bulutlar
  • Pazartesi 15.9 ° / 6 ° kırık bulutlar

Balıkesir

23.10.2021

  • İMSAK
  • GÜNEŞ
  • ÖĞLE
  • İKİNDİ
  • AKŞAM
  • YATSI
  • BIST 100

    1.480%1,68
  • DOLAR

    9,6155% 1,21
  • EURO

    11,2278% 1,34
  • GRAM ALTIN

    552,90% 1,41
  • Ç. ALTIN

    912,285% 1,41