Taylan Özgür KÖŞKER (Güne Özel Hikayeler)


OKUYAN TAMAMLASIN 2

FAREYLE KONUŞMA


Gece yarısıydı. En ufak bir ses yoktu. Köpeklerin havlamaları bile kesilmişti. Sokaktaki gece lambalarının ışıkları sapsarı yanıyor, perdelere vuruyordu.

                İnsanlar en derin uykularındaydı. Kimi evlerdeki odalardan horultular, düzenli nefes sesleri geliyordu.

                Fare Keni, biraz daha bekledi. İçinden kendi kendine geçiriyordu. Yıldızlar, gökyüzü,

karanlık bulutlar bile uyuyor. Bence hiçbir tehlike yok, gitmeli ve mutfakta, kilerde tatlı, tuzlu ne varsa yemeliyim, diye düşündü. Aslında o denli düşünecek durumda değildi. Gün boyu çok çalışmış, bir oraya girmiş bir bu deliğe girip çıkmıştı. Yerin altında, yerin üstünde basmadık yer bırakmamıştı. Fakat ortada hiçbir şey yoktu. Her yer insan konuşmaları, kahkahaları, bağırtılarıyla doluydu. Tehlikeyi göze alamamış ve bu yüzden hiç yiyecek bulamamış, aç kalmıştı.

                "Bugünü de aç bir karınla geçiririm. Sabah ola hayrola,"

                Oradan buradan çalı çırpıyla, otla döşediği sıcacık yatağına uzandı. Yatak odası koridorun sonundaydı. Birçok bölümden geçtikten sonra toprak kokusuyla dolu yatak odasına ulaşıyordu.

                Gece... Düşler... Yıldızlar...

                Gökyüzü... Karanlık... Bulutlar...

                Rüzgârlar...

Yine düşler ve uyku...

                Tüm bunları aklından geçirirken aniden uykuya dalıverdi.

                Uyuduğu anı anımsayamıyordu. Fakat tüm vücudunun zangır zangır titrediğini uyandığı anda duyumsadı. Ama üşüdüğü için değildi bu titreme, açlıktandı.

                Fare Keni, açlıktan titriyor, kıvranıyordu.

                Yatağından doğrulup hızla kalktı. Bir anda koridorları geçti. Bir gidip bir geldi. Duramıyordu. Hala titriyordu. Bir daha dinledi etrafı. Havayı kokladı. Sessizlik ona cesaret verdi. Bir yerlerden girdi, bir yerlerden çıktı. Oldukça hızlıydı yine. Bir anda ufacık bir delik buldu, oradan süzülüverdi. Burası tek katlı bir evdi. Tarlaların ortasına yapılmış tek katlı evin mutfağından gelen koku onu yanıltmamıştı. Yanılmaz bir içgüdüyle kokuyu almıştı. Hiç düşünmeden daldı. Ayakları, tüm vücudu hala titriyordu açlıktan.

                Yere dökülmüş peynir ve ufacık ekmek kırıntılarından başladı yemeye. Sonra, biraz daha yukarılara göz gezdirdi. Ardından tırmandı. Açılmış, yarım bırakılmış bisküvilere daldı. Bu arada bisküvilerini yerken bisküvi paketi hışırdadı. Gecede bu ses bile oldukça gürültülü çıkmıştı. Aldırmadı. Hızla yemeyi sürdürdü. Yiyor, yiyor gene yiyordu. Bisküvileri kemirip bitirdikten sonra birkaç fıstık birkaç da badem yedi. O denli acıkmıştı ki doymak bilmiyordu. O anda bir sesle irkildi. Öyle dalmıştı ki yemeye... Bu sesi zor işitmişti. Güzelce yerken bir anda yakalanıvermişti.

                Bu rahatlığına kendi de inanamıyordu. Bir insan ve bir fare... Yüzyılların dostluğu düşmanlığı yine baş göstermişti.

                Adam da en tatlı uykusundan uyanmıştı. Gün boyu çalışmış, çabalamış bu arada oturup da doğru düzgün bir şey yemeye zaman bulamamıştı. Ayrıca eve geldiğinden beri ne yediyse de dışarı çıkarmıştı. Korkunç bir baş ağrısı, bulantı, halsizlik onu iyice bitkin düşürmüştü. Akşam olduğundan beri uyuyordu. Uyku, dinlenmek onu kendine getirmişti. Ama geceleyin uyanıp titreyerek acıktığını duyumsaması onu mutfağa yöneltmişti.

               OKUDUKÇA

                Trt 2'de yıllar yıllar önce yayınlanan bir Okudukça programı vardı. O zamanlar yeni yeni keşfetmeye başladığım birçok yazarı, şairi bu programda izleyebiliyor ve dinleyebiliyordum. Sunucusu son derece naif ve beyefendi gülüşüyle ve biraz da ona pek yakışan çekingenliğiyle programı sunuyor, yeni çıkan kitapları ve kurulan yayınevlerini de tanıtıyordu. 

                  SAÇLARINA YILDIZ DÜŞMÜŞ

                Haydar, mahallede oynadığım arkadaşlarımdandı. Hırçın, kavgacı, allahın belası bir çocuktu Haydar. Hepimiz ondan çekiniyorduk. Ne yapmıştı bizlere de o denli korkuyorduk ondan. Bize bir şey yapmış mıydı? Bizi hırpalamış mıydı? Hiçbirimize bu kadar korkacağımız bir davranışta bulunmamıştı. Ya da ben öyle ciddi bir şey anımsamıyorum. Ama korkuyorduk ondan. Ben, Mehmet, Çağdaş, Umut ve diğer arkadaşlar. Bir saygı, bir çekingenlik duyuyorduk ona karşı.

                Bir gün sordu. Tanıyor musun? Dedi. Kimi diye sordum. Ahmet Kaya'yı dedi. Yok, bilmiyorum dedim. Hani var ya dedi ve söylemeye başladı,

"Saaaçlarıına yııldıızdüüşmüüş, koparma anne, ağğlama..." dedi.

                Bir anda gözlerim dolmuştu. Bu nasıl bir müzikti. Nasıl sözler, nasıl bir melodiydi. Gülümseyerek bakmıştım, ama ağlıyordum bir yandan. Çok beğenmiştim.

                Arabada Ahmet Kaya söylüyor,

İtten aç yılandan çıplak

Gelmişsem kapına

Var mı ki doymazlığım

Oturmuş yazıcılar

Fermanım yazar

Etme gel nolur gel

Ay karanlık...

                Çok sonraları bu şarkının ünlü bir şiir olduğunu ve Şairinin Ahmed Arif olduğunu öğrenecektim.

                Araba, açık gri renkte bir Ford Taunus… Yukarıda kuşlar V şekline bürünmüş uçuyorlar.  Taşlı, topraklı yollardan geçiyoruz.



  • Cuma 29.3 ° / 13.7 ° Bulutlar
  • Cumartesi 34.8 ° / 16.4 ° Dağınık bulutlar
  • Pazar 34.1 ° / 18.8 ° Bulutlar

Balıkesir

17.09.2021

  • İMSAK
  • GÜNEŞ
  • ÖĞLE
  • İKİNDİ
  • AKŞAM
  • YATSI
  • BIST 100

    1.419%0,08
  • DOLAR

    8,5983% 0,85
  • EURO

    10,1375% 0,78
  • GRAM ALTIN

    487,90% 1,54
  • Ç. ALTIN

    805,035% 1,54