OSMANLICA VE DİL DEVRİMİ TARTIŞMALARI
OSMANLICA VE DİL DEVRİMİ TARTIŞMALARI
Tarih: 31.10.2018 12:23:21
Ulaş Töre SİVRİOĞLU

OSMANLICA VE DİL DEVRİMİ TARTIŞMALARI

                                             (Birinci Kısım)

Başlarken……..

Yerel basında öncelikle  “yerel meselelerin” yer alması önemlidir. Ancak ara sıra yerel yayınlarda da bir ulusun tamamını ilgilendiren konuların yer almasında sanırım sakınca olmaz. Kentimizin kültür dünyasına katkıda bulunacak olan konulara zaman zaman yerel basınımız zaten yer veriyor. Biz de bu fikirden yola çıkarak bu köşede on-on iki bölüm sürecek olan bir yazı dizisi yayınlamayı düşündük. Konumuz Dil Devrimi ve Osmanlıca etrafında dönen tartışmalar olacak.

/resimler/2018-10/31/1233186974312.jpg

Malum Osmanlı´dan Cumhuriyete geçiş sürecinde yaşanan kurumsal değişimle ilgili tartışmalar güncelliğini daima koruyor. Tartışılan konulardan biri de Cumhuriyetin dil ve harf devrimi, yani Arap alfabesinden Latin yazısına ve eski terkiplerden Öztürkçe (veya halk Türkçesi) sözcüklere geçiş olgusu. Kimi zaman öğrencilerimizle yaptığımız tartışmalarda da denk geldiğimiz bazı soru ve eleştirilere bu köşeden bir yanıt vermeye çalışacağız. Mesela en çok duyduklarımız: “Latin yazısına geçişin bizi geçmişimizden kopardığı” iddiası, “dedelerimizin mezar taşlarını dahi okuyamadığımız” eleştirisi, “bir gecede halkın cahil oluşu”, “İngilizler Shakespeare´i okuyup anlarken bizim dil devrimi sebebiyle Osmanlıca metinlerini anlayamaz hale gelişimiz” liste uzun. İşte bu konuda sade ama bilimsel bir dille dil ve harf devrimi meselesini irdeleyeceğiz. Dil ve harf devrimi iyi mi oldu yoksa kötü mü? Şart mıydı yoksa keyfi mi? Peşinen söyleyelim ki okuyucuya dil ve harf devriminin savunmasını yapmak ya da bu devrimi kötülemek gibi bir niyetimiz yok. Asıl amacımız yukarıdaki iddiaların geçerliğini sorgulamak. Biz bu konuda farklı görüşleri mukayese ederken okuyucu istediği fikre kendini ikna edebilir ya da isterse hiçbirine etmez. Ancak yazı dizimizin okuyucularda bir fikir jimnastiği yaptıracağına ve merak edilen bazı konulara ışık tutabileceğine inanmaktayız.

/resimler/2018-10/31/1229439630751.jpg

Osmanlıca mı? Osmanlı Türkçesi mi?

Günümüzde Osmanlıca veya “Osmanlı Türkçesine” ilgi, önceki dönemlere nazaran canlandı. Osmanlıca kursların sayısı hızla artarken, bazı gazeteler Osmanlıca sayfalar veya ekler de vermeye başladılar. Dizi filmleri ve popüler edebiyatın da konuya el atmasıyla kullanımı azalmış veya tamamen terk edilmiş bazı kelime ve terkipler de yeniden –ama çoğu kez yanlış imlâ ve tonlamayla- yeniden kullanılmaya başlandı. Genç akademisyenler arasında “lâkin”  bizatihi” “ mamafih” gibi terimler yeniden kullanılır hâle geldi. Osmanlıca tartışması, bir yandan da bu dilin ve alfabesinin neden terk edildiği sorusuyla birlikte gelişti. “Osmanlı dili ve yazısının terk edilmesinin bir hata olduğu, bu terkin ifade gücümüzü azalttığı, yazının değişmesiyle toplumun kendi yazınsal mirasını okuyamaz ve anlayamaz hâle geldiği, hatta modern Türkiye´de tarih ve kültür bilincinin zayıf olmasının nedeninin dil devriminden kaynaklandığına” dair tezler giderek daha çok duyulur oldu.

/resimler/2018-10/31/1230250276501.jpg

Edebiyat ve Tarih fakültelerinin ders programlarında eskiden genellikle Osmanlıca terimi tercih edilirdi. Bugün ise gerek okullarda gerekse özel kurslarda Osmanlı Türkçesi terimi tercih edilmekte. Osmanlı Türkçesi terimini tercih edenler Osmanlıcanın başlı başına bir dil değil “Arapça harflerle yazılan Türkçe olduğunu” savunuyorlar. Peki, bu tanım doğru mu? Cevabımız şu: hem evet hem hayır! Şöyle ki Osmanlıca öz olarak elbette ki Türkçedir. Her şeyden önce fiilleri yani cümleye anlam katan, cümlenin bütün yükünü çeken en önemli unsuru her zaman Türkçe olarak kalmıştır. Cümle dizilimi (sentaks) de şiir gibi edebi türler haricinde Türkçe kurallara genellikle uyumludur. İyelik eklerinde, ismin hal ekleri de Türkçedir. Bu bakımdan Osmanlıca “tarihsel bir Türkçe türüdür” de denilebilir.

Peki, Osmanlıca “Arap harfleriyle yazılmış Türkçe” mi demektir? Buna cevabımız hayır. Zira sadece alfabenin öğrenilmesi Osmanlıca bir metnin salt Türkçe bilen birinin anlaması için yeterli değildir. Osmanlıca metinlerin anlaşılması için Arapça ve Farsça terkip kurallarının bilinmesi ve bu iki dilden Osmanlıcaya geçmiş olan sınırsız bir kelime topluluğunun tanınması gerekmektedir. Örneğin klişe bir örnek verirsek dil devriminden önce matematikçiler şu cümleleri kullanırlardı: “Bir Müsellesin, zaviyetan-ı dahiletan mecmu´ü 180 derecedir” (“Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir”) veya “müselles-i mütesaviyü´l-adla, zaviyeleri birbirine müsavi müselles demektir” (eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen demektir). Şimdi bu ifadelerin herhangi bir Türkçe olduğunu söyleyemeyiz. Bu ifadeler bariz biçimde belirli bir zamanın ve mekânın yani sarayın Türkçesidir. Ömer Seyfeddin bu dile “Enderun dili” derdi.

/resimler/2018-10/31/1232063223030.jpg

Sadece harflerin deşifre edilmesinin Osmanlıcayı anlamak için yetmeyeceğine bir örnek daha verelim ve III. Mehmed devrinde ait (1598)bir berat´ın ilk iki cümlesine  bakalım:

“Mehmed bin Murad Han el-muzaffer daima. Kıdvetü´l-kuzat ve´l-hükkâm madenü´l-fazl ve´l-kelâm mevlâna Andra kadısı zide fazlühü tevki-i refi-i hümayun vâsıl olıcak ma´lûm ola ki: Südde-i saadetüme mektub gönderüb darende-i ferman-ı hümayun [vacat] nam rahib meclis-i şer´e gelüb taht-ı kazanda Aya nam manastır kurbında bunun oda ve ahurları olub ayende ve revende konagelmişler iken zikr olan oda ve ahur harabe müşrif olub bu tâmir etmek istedükde ehl-i örf taifesi mücerred celb-i mal içün mani olmağla ayende ve revendeye muzayaka verdükleri bildürmişsin.”[1]

Buradan da görüleceği üzere salt Osmanlı yazısını okumak, Osmanlıcayı anlamak anlamına gelmemektedir. Hatta okunan kelime daha önceden bilinmiyorsa kelimeyi doğru şekilde okumak da mümkün olmayabilir. Örneğin (ﻣﺗﺠاﻧﺲ) kelimesini gördüğümüzde, Osmanlıcada sesli harflerin büyük kısmı yazılmadığı için, kelimedeki mtcans harflerini deşifre ederiz. Sonra daha önceden kulaktan duymuşluğumuz varsa bu kelimeyi mütecânîs olarak okuruz. Duymadıysak nasıl okunduğunu tam olarak bilemeyiz. Geriye elbette ki kelimenin anlamını bilmek kalır yani: aynı, homojen, bir örnek anlamına geldiğini de bilmemiz gerekir.

Sonuç olarak, Osmanlıca sadece Arap yazısı ile yazılmış herhangi bir Türkçe olarak görülemez. Osmanlıca belirli bir zamana, coğrafyaya ve aslında belirli bir zümreye özgü bir tarihsel bir Türkçedir. Osmanlıca bir metnin anlaşılması için Arapça-Farsçaya hâkim olmak elzemdir.

Devam edecek…………


[1] Yani özetle Andros Adasında manastırın yakınındaki ahırların tamirine Müslümanların engel olduğu iddiasının doğruluğunun araştırılıp eğer söylenilenler doğruysa hemen müdahale edilmesinden söz ediliyor.

/resimler/2018-10/31/1233002130149.jpg

Anahtar Kelimeler: OSMANLICA, DEVRİMİ, TARTIŞMALARI
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa:
DOLAR
5.3257
EURO
6.0572
Reklamlar

/resimler/2018-11/30/1124301829998.gif

/resimler/2018-12/5/1558339717991.jpg

/resimler/2018-12/8/1344013052663.jpg

/resimler/2018-11/30/1127597927815.jpg

/resimler/2018-9/26/1034213116671.jpg

/resimler/2018-9/30/1528469501556.jpg

Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Balikesir Hava Durumu
Bugün
Sağanak
Salı
Karlı - Yağmurlu
Çarşamba
Fırtına
-3°
Perşembe
Sağanak
Balikesir için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:37 08:20 13:21 15:46 18:04 19:35
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Ya Ali, cenazemi sen yıkayacaksın. Borcumu sen ödeyeceksin, zimmetimi sen ifa edeceksin?

Hz. Muhammed
1624 İmam-ı Rabbani (k.s) Hazretlerinin irtihali
1948 İnsan Hakları Beyannamesi`nin Yayınlanması
-Global ısınma yükselen deniz seviyesi 2050 yılında shangai ve deniz kıyısındaki Çin şehirlerinde büyük sellere neden olacak.bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak. -Üzerinde barkodu olan ilk ürün Wringleys marka sakızdır. -Kereviz yerken harcanan ka

İlginç Bilgiler 3