Ömer Dede KILIÇ (Köy Esintileri)


PARKİNSONLU BABANIN ÇİLE GÜNÜYDÜ

PARKİNSONLU BABANIN ÇİLE GÜNÜYDÜ


Sıcak bir yaz günü Parkinson´lu babanın çile günüydü. 61 yaşında cezaevinin yolunu tutuyordu. Oysa bu yaşa kadar karakol yüzü görmemiş, devletin anlı şanlı memuruydu. Himayesindeki memurlara hep güler yüzlü olmaları için öğüt veren bir baba nasıl olurda cezaevi ile tanışırdı. Peki bu neydi hasta babaya çile değil miydi? Çile neydi, çileyi evlatlar görmüş müydü yada hasta baba evlatlarına çileyi kederi hiç tattırmış mıydı? Hayır, asla, hasta baba için çile ne idi ki. Çile sorumsuzluğun, hayırsızlığın, densizliğin, aymazlığın adı değil miydi? Baba fedakârdı bu çileyi çekecekti. Bir gün keser dönecek sap dönecek, bir gün hesap kendilerine dönecekti. O zaman baba onların yaptığını yapacak mıydı?

                Maaşından kendine bir şey kalmayan baba için ekmek aş önemli değildi. Bir iki gün aç kalma ile bir şey olmazdı Fakat toplum içinde parasızlılığın olumsuzluğu yok muydu? Bulduğu 20 TL. para ile Keskin cezaevine gidiyordu. İçi kan ağlıyordu. Peki evlatlarını kendisini ağlatmaları için mi okutmuştu. Hayır, yöntem bu olmamalıydı.  Baba üzülmemeliydi. Çünkü o şahsiyetli babaydı. Evlatlarını gerek okul hayatında, gerekse sivil hayatta hiç üzmemişti. Talepleri hep anında karşılanmıştı.

Şimdi ise evlatlar babalarının taleplerini karşılamalıydı. Ama hasta baba hastalığını unutmuş parasız pulsuz cezaevinin yolu tutuluyordu. Oysa aynı baba evlatları, ailesi, yakın akrabaları ve komşuları için daha düne kadar kendini heder etmemiş miydi?  Düşünüyor olanlara bir anlam veremiyordu. Baba üzgündü. Baba kederliydi. Baba resmen gözyaşı döküyordu. Babanın verdiği 20 TL. nin 5 tl. Keskine vasıta ücreti olmuştu. Cezaevine ise özel taksi ile gidilmesi gerekiyordu. Pazarlık ediliyordu. 15 Tl. özel taksi sahibi razı ediliyordu.  Peki, içerde ne olacaktı. Devletin birinci dereceden emekli memuru resmen aciz duruma düşüyordu. Böylece cihan devleti acil duruma düşürülüyordu. Devleti küçük düşürmeye,  devleti aciz duruma düşürmeye kimsenin hakkı yoktu. İyide bu nasıl bir cezaevi idi. Devlet sadece yatak ücreti almıyordu. Allah´ın sabah kahvaltıda içilmesi gereken bir bardak çay ile bir bardak su bile mahkûma ücretli veriliyordu. Devlet sosyal devlet olma özelliğini kaybetmiş, mahkûmlarla adeta alay ediliyordu. Kapalı Cezaevinde geçirdiği günler nerde ise özleniyordu. Kapalı cezaevinde hiç değilse mahkûmlar kendi aralarında topladığı paralarlar istediğini alıp, istediğini ocakta pişirip yiyebiliyordu. Açık cezaevinde ise her şey yasaktı. Kapının önünde (gölge olduğu için mahkûmlarca oturulmak isteniyor) oturmak yasak, çünkü amirler gelip geçiyor deniyor.  Yoruluyorsun ve hastasın yatakhaneye girip yatmak istiyorsun gündüz yatmak yasak. Açık alanda mekkâre beygiri gibi dolanıp duruyorsun.

Hele birde reviri var ki evlere şenlik. Elimde rapor kronik hastayım. Dışarıda ayakta fazla dolanamıyorum. Yatmak istiyorum diye doktora gidiyorum. Doktorun suratı mahkeme duvarı gibi. Parkinson hastasıyım tuzsuz peynir gibi sallanıyorum. Sandalyeye oturabilir miyim diye izin istiyorum. Hayır oturamazsın neden çünkü bu sandalyeler devlet memurlarına ait. Egoist doktorun hitabından anlıyordum mahkûmların insan olmadıklarını yâda ikinci, hatta üçüncü sınıf insan olduklarını. Kütüphaneye gidiyorum görevliye soruyorum aldığım şu kitabı dışarıda okuyamıyorum. Salonda okuyabilir miyim diye. Yine yasaklar. Burada kitap okumak yasak. Okumak için konulan masalara bakıyorum. En pahalı masa ve sandalyeler, konmuş ama burada kitap okumak yasak deniyor.  İyide daha üç yıl öncesine kadar hani devletin birinci sınıf memuruyduk. Hani muvafakat olarak verdikleri yeşil pasaportlu devlet memuru neredeydi. Evet bunları devlet yapmıyordu. Bunları yapanlar kendi egolarını tatmin etmek isteyen bir avuç zavallı insan müsveddeleriydi. Ama yüce devletimin yetkililerini eleştiriyorum. Denetim mekanizması neden çalıştırılmıyordu. Keyfi davrananlar neden cezalandırılmıyor her şey mahkûmlara yükleniyordu.

Her mahkûmun kendine göre bir hikâyesi vardı. Yatanların yarıdan çoğu kadına şiddetten yatıyordu. Çünkü erkekler karakolda kadınlar kadar ağlayamıyordu. Evinden, yurdundan uzaklaştırılan erkekler, yine cezalandırılan erkekler. Bu kanunu çıkaran milletvekilleri şapkalarını önlerine koyup, iyice düşünmeliler. Bir kez daha? bir kez daha..

Çıkarılan bu kanun kadınları koruma yerine, yetkilendirilen kadınların eşlerine yaptıkları keyfi hareketlerinin hazin sonlarını her gün televizyondan izliyor, hep beraber üzülüyoruz.     12.08.2019 Ömer KILIÇ



  • Salı 13 ° / 3 ° Sağanak
  • Çarşamba 16 ° / 2 ° Bulutlu
  • Perşembe 14 ° / 5 ° Bulutlu

Balıkesir

10.12.2019

  • İMSAK 06:41
  • GÜNEŞ 08:11
  • ÖĞLE 13:06
  • İKİNDİ 15:30
  • AKŞAM 17:51
  • YATSI 19:15
  • BIST 100

    108.786%-0,08
  • DOLAR

    5,8119% 0,04
  • EURO

    6,4338% 0,06
  • GRAM ALTIN

    272,81% 0,37
  • ÇEYREK ALTIN

    450,1365% 0,37