Murat SERT


Türkiye Ekonomisi Daha Ne Kadar Dayanır

Türkiye Ekonomisi Daha Ne Kadar Dayanır


Türkiye´nin ekonomik bağımsızlık mücadelesinin ve kalkınma modelinin ilk adımları 1923 tarihli İzmir İktisat Kongresi ile başlamıştır. Atatürk, kongre açılış konuşmasında,? İktisadı tam için şu düstur vardır: Hâkimiyet-i milliye hâkimiyet-i iktisadiye ile tavsin edilmelidir. Siyasi, askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun iktisadi zaferlerle tatviç edilmezse (taçlandırılmazsa) netice payidar olamaz.? diyordu.  Geniş katılımla gerçekleşen kongrede karma ekonomi modeli ve ithal ikameci kalkınma modelinin temelleri atılıyordu.

Türkiye başladığı ekonomik bağımsızlık ve kalkınma mücadelesini, açtığı pek çok bankadan elde ettiği fon kaynaklarını yatırıma dönüştürerek, fabrikalar, limanlar kurarak sürdürüyordu. İkinci dünya savaşına girmememizin avantajları ile birlikte güçlü bir kalkınma gerçekleştirerek Osmanlı´dan kalan son borcumuzu da 1954 yılında ödeyip bitirdikten sonra düzlüğe çıktığımızı, Türkiye´nin istikrarlı bir şekilde büyüyeceğini umuyorduk.

Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı? İkinci dünya savaşını bitiren ve sanayisini askeri teknolojileri üretmek için kullanan devletler teknolojik olarak bizden çok üstündü. O ülkelerin kendi ülkelerini yeniden inşa süreçlerinde başka ülkeler ile ticaret yapıp ekonomilerini güçlendirmeleri gerekiyordu. Türkiye sahip olduğu doğal kaynaklar ile müthiş bir pazardı, ayrıca yüzünü batıya dönmüş müttefik bir Türkiye her zaman daha iyiydi. Dış güçler dediğimiz müttefikler bize bir yandan kredi açıp borç verip kendi mallarının ticareti için Türkiye´ye fon yaratıyor, diğer yandan Türkiye´nin iç işlerine karışıp kendi istekleri doğrultusunda planlamalara gidiyordu.

İthal ikameci ve milli ekonomi modeli, sosyal devlet anlayışı, batılı sermaye çevrelerince sevilen bir durum değildi. Onların Türkiye´nin iç işlerine müdahaleleri arttıkça giderek sınıf çatışması kavramı gündemimize giriyor, sendikal örgütlenmeler ve hareketler artıyordu.  Türkiye´nin ekonomik modeli hızla batılı tarza devşirilirken büyük kitle eylemleri gerçekleşiyor, sokak olayları meydana geliyordu. Yıl 1980´i gösterdiğinde gerçekleşen askeri darbe, Türkiye´nin serbest piyasa ekonomisine geçişinin ilk adımıydı.  

Türkiye 1923 yılında başladığı ekonomik bağımsızlık mücadelesini, 1980 yılında askeri darbenin ardından açılacak finansal kurumlar ve özel bankaların insafına bırakıyordu. Batının pazarı olma yolunda hızla ilerleyen Türkiye, bu bankalar vasıtasıyla daha fazla borçlanarak, hayali ihracatlar ve batan banka kredileri ile kasasını boşaltarak sürdürüyordu. Bu dönemde devlet yatırımları giderek azalmış Cumhuriyetin fabrikaları ithal malları karşısında rekabet edemez hale gelmişti. Fabrikalarımız teker teker kapanmaya veya zarar etmeye başlamıştı.

IMF, Türkiye´nin kapısını sürekli çalar olmuştu, çünkü bize borç veren yabancı bankalar paralarını geri istiyordu. Türkiye IMF ile anlaşarak özelleştirme sürecini başlattı. Devletin ekonomik sürekliliği için, hazineye para aktaran kurumlar ve fabrikalar satılıp dış borç ödeniyordu. Buna karşın devletin gelir kaynakları giderek azaldığından; yeni borçlar, yeni zamlar ve yeni vergiler ile ülke ekonomisinin sürekliliği sağlanıyordu.

Türkiye´nin döviz stoğu azaldığı için 1988 yılında bir ekonomik kriz patlar ve faizler yükselir. Bunu, ardından körfez krizi ile birlikte gelecek yeni kriz dalgaları izler. Batıya göre Türkiye yatırım için riskli bölgelerden bir tanesidir. Yabancı yatırımcı elini ayağını çekmeye başlamış 1994 krizi kapımızı çalmıştır. Cari açıkta rekor kırdığımız yıllarda Asya kaynaklı başka bir krizle 1999´da IMF ile Stand-By anlaşmasını imzaladık.

Stand-By anlaşması ile yürürlüğe giren istikrar programı döviz kurunu sabitledi ve cari açık rekor üstüne rekor kırarak devam etti. Enflasyon, döviz kuru, zamlar, faiz oranları söz dinlemiyordu. Devlet elinde ne varsa satılıp kaynak yaratılmaya çalışıyor, dış borç hızla tırmanıyordu. Türk halkı mevcut siyasilerden kaçıp can simidi gibi 2002 yılı sonunda AKP´ye sığınmış ve tek parti iktidarını hayata geçirmişti.  2002 yılında dış borcumuz 130 milyar dolar civarındaydı.

AKP ile birlikte hem ülke içinde hem de ülke dışında bir bahar havası esmeye başlamıştı. AB ve ABD ile dış ilişkiler olumlu ilerliyor, siyasi istikrarla birlikte daha fazla kredi bulup yabancı yatırımcı için cazibe merkezi haline geliyorduk. Aldığımız uzun vadeli dış borçlar ve yabancı sermaye bir likidite bolluğu yaratmıştı. Faizler düşerken döviz kuru hızını kesmiş Türk Lirası değer kazanmaya başlamıştı. Buna karşın uygun kredi faiz oranları hem konut sektörünü hem de otomotiv sektörünü canlandırdı. Türkiye´de TL´nin değerli olması yabancı mallarının giderek ucuzlamasını sağladı. Türkiye tam anlamıyla pazar olmuştu, her şey bol ve ucuzdu. Yerli mallarının ithal malları karşısında pazar payı giderek düşüyordu. Enflasyon tek haneli rakamlara geldi. Olumlu ekonomik bahar havası sayesinde AKP´nin iktidara gelişinin onuncu yılında dış borcumuz 130 milyar dolardan 341 milyar dolara çıktı. Her iktidarda olduğu gibi AKP de kendi zenginlerini yarattı.

Fakat göstergeler halk nezdinde olumlu iken hala ortada bir problem vardı, o da dış borç geri ödemeleri. Borç ile borç öderken Reza Zarrab´ın altın ticareti ile ülke ekonomisine önemli katkıları oluyordu. İran ambargosu nedeniyle İran´ın alacakları altın ticareti ile yerine ulaşırken Türkiye´de rahat bir nefes alıyordu. Ülkede satılabilecek ne varsa satılıp hazine için kaynak yaratılıyordu. AKP´nin hızlı yükselişinin ve güçlenişinin batıda rahatsızlık yaratmaya başlamasının ardından bir şeyler için düğmeye basılmıştı.

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonları ülke gündemine girdi, birileri Zera Zarrab´ın ipini çekti ve tutuklandı. Batı sermayesi usul usul çekilmeye başladı. Türkiye ekonomik yalnızlığa itilirken diğer yandan Orta Doğu´da dengeleri değiştirecek adımlar atıyor Arap sermayesini çekme düşüncesini hızlandırıyordu. Katar imdadımıza yetişmiş hatrı sayılır bir miktarda katkı sağlamıştı.  Derken 15 Temmuz kalkışması yaşandı.

Ekonomimiz bir kez daha çalkantılı günler yaşamaya başladı, batıdan umudunu kesen Türkiye gözünü eski dost Rusya´ya dikti. Batı kaynaklı ekonomik operasyonlar tetiklenirken ekonomik göstergeler tekrar olumsuz sinyaller vermeye başladı. Hükümete para lazımdı, zamlar, yeni vergiler yeniden gündemimize geldi.  31 Mart sonu itibariyle dış borcumuz 453 milyar dolara dayandı. Son olarak yeni para kaynağımız Merkez Bankası´nın ihtiyaç akçeleri oldu.  Merkez Bankası´nın ihtiyaç akçelerinin %10´una hazine el koydu.

Evet bu para bizi biraz daha idare edecek, döviz artışını baskılayıp enflasyon hızını yavaşlatacak. Her ne kadar baskıyla faiz oranlarını düşürmeyi, zorlamayla düşük enflasyonu ayarlasak ta vatandaşın cüzdanı aynı şeyleri söylemiyor. Sokaktaki her vatandaşın borcu var, artık tüketmemek veya ikame mallara yönelmek konusunda tercih yapılıyor.  Bu şu demek, tüketim olmazsa üretim olmaz. Üretim olmazsa istihdam olmaz ve düşen istihdam tüketimi daha da azaltır. Türkiye´de artık tersine dönen bir sanayi çarkı var ve endüstri küçülmeye doğru gidiyor.

Acil olarak ihracatı arttırıp yeni küresel pazarlara yönelmek gerek. En büyük sorunumuz 453 milyar dolar dış borcu ödemek veya bu borcun taksitleri için gelir kaynağı yaratmak. Bu sorun terör kadar ciddi bir mesele. Bu zamana kadar borç ile borç ödedik, devlet elinde ne varsa sattık kaynak yarattık, merkez bankasının parasına el koyduk peki geriye ne kaldı. Kim gelirse gelsin yada hangi hükümet olursa olsun dış borç geri ödemeleri için borç bulmak ve kaynak yaratmak zorunda. Devletin gelir kaynaklarının önemli bir bölümünü vergi, harç ve cezalar oluşturuyor. Vergisi kaynağında kesilen çalışanlar bu vergiden kaçamıyor ve ödediği verginin farkına varamıyor bile. %14 SGK+ %15 ile % 27 arası gelir vergisi+ %3 BES+ %18 alış verişlerdeki KDV oranı. Çalışan kesimin sırtına binen vergi oranı en az % 50 seviyesinde.

Gelecek hükümetlerin karşısındaki birinci mesele borç bulabilmek için hangi iç ve dış devlet politikasından taviz vereceği ve kaynak için ülkenin geriye kalan hangi stratejik kaynağını yabancılara satacağı. Bu günü kurtardık gibi borç harç idare ediyoruz, ya yarın ya gelecek?  Türkiye ekonomisi daha ne kadar idare edip dayanacak.



  • Salı 13 ° / 3 ° Sağanak
  • Çarşamba 16 ° / 2 ° Bulutlu
  • Perşembe 14 ° / 5 ° Bulutlu

Balıkesir

10.12.2019

  • İMSAK 06:41
  • GÜNEŞ 08:11
  • ÖĞLE 13:06
  • İKİNDİ 15:30
  • AKŞAM 17:51
  • YATSI 19:15
  • BIST 100

    108.786%-0,08
  • DOLAR

    5,8099% 0,40
  • EURO

    6,4303% 0,45
  • GRAM ALTIN

    272,85% 0,39
  • ÇEYREK ALTIN

    450,2025% 0,39