Orhan ORGARUN (Uzaktan Gelen yakın Sesler)


CUMHURİYET SİZLERE BİZE NE İFADE EDİYOR?

CUMHURİYET SİZLERE BİZE NE İFADE EDİYOR?


Cumhuriyet, 29 Ekim 1923´te kurulduğunda Osmanlı´dan kalan miras; YOKSULLUK, ÜRETİMSİZLİK, SANAYİSİZLİK, ALTYAPISIZLIK, DIŞA BAĞIMLILIK, DIŞ BORÇLAR, KURTULUŞ SAVAŞI´NIN YORGUNLUĞUNU ve verilen kayıpların üzüntüsünü taşıyan ve maalesef cahil bırakılmış halktı. Ülkede sermaye birikimi de olmadığından bu mirasla yeni bir devleti idare etmek, devamlılığını sağlamak mucize gibi bir şeydi ancak bu mucize gerçekleştirildi.

                Peki nasıl?

                Bütün bu olumsuzlukların farkında olan Gazi Mustafa Kemâl Atatürk, 17 Şubat 1923´te Türkiye İktisad Kongresi´nin açılışında yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

?İstiklal-i tam için şu düstur var: Hakimiyet-i Milliye, Hakimiyet-i İktisadiye ile tarsin (Sağlamlaştırma.) edilmelidir. Bu kadar büyük gayeler, bu kadar mukaddes, azametli hedefler kağıt üzerindeki düsturlarla, arzu ve hırslarla husül (Vücuda gelme. Meydana çıkma. Ürem. Türeme.) bulamaz. Bunların tahakkuk-u tamını temin için yegane kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattır. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun iktisadi zaferle tetviç edilemezse semere-i netice payidar olamaz.?

                Yani tam bağımsızlık sadece Kurtuluş Savaşı´nı vermekle bitmedi. Ekonomik bağımsızlığımızı da sağlamazsak bağımsızlığımız kalıcı olamaz görüşü ile yola çıkan Gazi Atatürk, ?KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR? sözünü uygulamaya koyarak önce tarım sektörünü kalkındırmak için çalışmalara başladı. Özellikle 1923-1929 döneminde ekilebilir alanların gelişmesiyle hızlı bir büyüme gösteren tarım sektörü Cumhuriyet sonrası hızlı iktisadi büyümenin de temelini oluşturmuştur.

                Üretilen tarım ürünlerinin satışını ve çiftçiyi desteklemek için Tarım Satış ve Kredi Kooperatifleri kurulmuş, çiftlikçiliğe önem verilmiş ve örnek olarak ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ açılmıştır. Aynı şekilde sanatkârlar için de kooperatifler açılmıştır. 1927´de çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu, 1929´da Gümrük serbestliğinin kaldırılması, İktisat Vekaleti Kanunu, Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu gibi kanunların da çıkarılmasıyla sanayi desteklenmiş, ülkenin dört bir yanında fabrikalar açılmıştır.

                Kayseri Uçak Fabrikası, Alpullu, Uşak ve Turhal Şeker Fabrikaları, Bünyan Dokuma Fabrikası, Ankara Çimento Fabrikası, Sümerbank, Bursa Süt Tozu Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, EtiBank, Kızılay Zehirli Gaz Maskesi Fabrikası, Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası, İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası, Nazilli Basma Fabrikası, Divriği Maden İşletmesi, Karabük Demir Çelik Fabrikası 1926-1939 arası açılan fabrikalardan bazılarıdır.

                Gazi Atatürk´ün yaptığı en önemli şeylerden biri de yeni fabrikalar açmanın yanı sıra Osmanlı döneminde yabancıların işletmesine verilen şirketleri yeniden millileştirmesi olmuştur. Örneğin; Anadolu Demiryolları Şti., Haydarpaşa Liman Şti., İstanbul Türk Anonim Su ve Elektrik Şirketleri, Şark Demiryolları Şti., Ergani Bakır T.A.Ş., İstanbul ve İzmir Telefon A.Ş. gibi birçok şirket bedelleri ödenerek yabancılardan geri alınmıştır! Özellikle Etibank´ın kurulması ile beraber Ereğli Kömür İşletmeleri ve diğer madenlerimizin işletilmesi Etibank´a devredilmiştir.

                Sanayileşme girişiminden bahsetmişken özel olarak vurgulanması gereken Nuri Demirağ´ın 1936´da İstanbul Beşiktaş´ta kurduğu Uçak Fabrikası ile başarılanlardır. Bu fabrika; 1936´da tek motorlu Nu D-36 ve 1938´de çift motorlu Nu D-38 uçaklarını üretti ve bu uçakların bir kısmını yurt dışına sattı. 1940´ların başında Türk Hava Kurumu´nun Ankara Etimesgut´taki fabrikasında Magister uçaklarının yanı sıra THK-1,3,4,7,9 eğitim ve akrobasi planörleri, THK-13, THK-2,5, 10 tipi eğitim, akrobasi, sağlık ve nakliye uçakları üretilmiştir. THK-5 Danimarka ve Ürdün´e satılmıştır.

1944´te Atatürk Orman Çiftliğinde ilk uçak motor fabrikası kurulmuştur. 1951 yılına kadar üretime devam eden bu fabrikalar, bu tarihten sonra Makine Kimya Endüstrisi´ne devredilmiştir.

Ne hazindir ki bu fabrikalar 1953 yılında Marshall yardımları nedeniyle Amerika tarafından Türkiye´ye hibe uçak verilmesi sebebiyle tamamen kapatılmıştır. Türkiye´deki sanayileşme sürecinin anlaşılması için titizlikle incelenmesi gereken bir konudur aslında?

                Yazımın başında Cumhuriyet ilan edildiğinde halkımızın cahil olduğundan bahsetmiştik. Osmanlı Devleti Avrupa´da 17. yüzyılda başlatılan temel eğitim seferberliğinin tümüyle dışında kalmıştır. Temel eğitim düzeyi şöyle dursun Osmanlı´da okur yazarlık oranı bile çok düşüktü. 1800 yılında Osmanlı´da okur yazar oranı %1´i geçmiyordu. Tanzimat dönemi sonunda Ahmet Mithat Efendi okuma yazma bilmeyenlerin nüfusun %95´i kadar olduğunu, bunların kalemsiz ve dilsiz olduklarını yazıyordu.

                Buna karşılık 19. yüzyıl ortalarında yetişkinler arasında okur yazarlık oranı Almanya, Hollanda, İsviçre ve İskandinavya´da %70´in, İngiltere, Fransa ve Belçika´da %50´nin üzerindeydi. Cumhuriyet ilan edildiğinde ise okur yazarlık oranı erkeklerde %7, kadınlarda ise % 0.4 idi.

                Cumhuriyetin ilanından sonra ilk çıkarılan kanunlardan biri Tevhid-i Tedrisat Kanunu idi. Bu kanunla beraber hem eğitimde birlik sağlanmış hem de tüm eğitim kurumları Maarif Vekaleti´ne devredilmişti. Öncelikli amaç okuma yazma bilmeyen tek bir vatandaş kalmamasıydı ama asıl hedef büyük kalkınma savaşını birlikte yürütebilecek teknik donanımlı elemanların yetiştirilmesi, ülkemizin ideolojisini anlayacak, anlatacak, kuşaktan kuşağa aktaracak kişilerin yetiştirilmesi ve kurumların oluşturulması ve de bunun en kısa zamanda yapılmasıydı.

                Gazi Atatürk yetişmiş elemanlar olmadan hedeflenen büyüme ve kalkınmanın gerçekleştirilemeyeceğini çok iyi biliyordu. ?Bilim ve teknik neredeyse oradan alacağız ve her yurttaşın kafasına koyacağız? diyordu. Bu nedenle 1925 yılında yapılan sınavlarda başarı gösteren ve daha sonra Türk Prometeleri diye anılacak 22 lise öğrencisi Avrupa´ya eğitime gönderilmiştir. Ulvi Cemal Erkin, Necip Fazıl Kısakürek, Sadi Irmak, Cahit Arif bunlardan bazılarıdır.

                1928´de Latin Alfabesi´ne geçilmiş, 1929´da açılan Millet Mektepleri ile 15-45 yaş arası 1.200.000 kişi bu okullarda okuma yazma öğrenmiştir. Bu sayede 1939´da okur yazar oranımız %22,4´e ulaşmıştır. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu faaliyete geçirilerek, dilin geliştirilmesi, araştırmalar yapılması ve milli bir dil ve tarih bilincinin oluşturulması hedeflenmiştir.

                31 Mayıs 1933´te çıkarılan bir kanunla Darülfünun feshedilerek, İstanbul Üniversitesi kurulmuştur. Bunu takip eden aylarda Albert Einstein Eylül 1933´te Gazi Atatürk´e bir mektup yazarak aralarında dünyaca ünlü isimlerin de bulunduğu Nazi tehdidi altındaki Alman Yahudi bilim ve sanat adamları için Türk üniversitelerinde iş ricasında bulunmuştur. Bu fırsatı iyi değerlendiren Atatürk Almanya´dan ülkemize bir beyin göçüne ön ayak olmuştur. 70 kadar Alman bilim adamı İstanbul Üniversitesi´nde, İTÜ´de, Güzel Sanatlar Akademisi´nde, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi´nde çalışmışlardır. İstanbul İktisat Fakültesi´ni Alman iktisatçılar kurmuşlardır.

                Cumhuriyet´in ilanından itibaren yapılan tüm bu kalkınma hamleleri ile maddi ve manevi yatırımlar sonucunda 1923-1929 arası %11, 1930-1939 arası ise %6 düzeyinde büyüme sağlanmıştır. Üstelik savaştan çıkmış, yokluk içindeki bir ülkede ve ?1929 BÜYÜK BUHRANI´ döneminde, Gazi Atatürk ekonomik kalkınmanın ancak eğitime, bilim ve fen´e önem verilerek sağlanabileceğini çok iyi kavramış büyük bir liderdi. Ekonomide yapısal reformların tartışıldığı günümüzde Cumhuriyet´in ilk yıllarında yapılmış olanların çok iyi birer örnek teşkil etmesi dolayısıyla ayrıntılı bir şekilde incelenip mevcut olan hali hazırdaki bugüne uyarlanması hayati önem taşımaktadır kanaatindeyim.

                İşte Cumhuriyet bize bu yıllarda yapılanları, azmi, vatan için çalışmayı, yılmamayı, eğitime, bilime önem vermeyi, dışa bağımlı olmamayı, tam bağımsızlığı ifade ediyor, etmeli. Bu yüzden Cumhuriyet´e sahip çıkmalı, korumalıyız. Çünkü Cumhuriyet çok kıymetli ve vazgeçilmez.

                Aslına bakarsanız bugün de aynını yapabiliriz. Bu kaynak ve insan gücüne de sahibiz. Gazi Atamızın milli iktisadiyat dediği ve hayata geçirdiği şeyin bugünkü versiyonu elimizde bir hazine olarak duruyor.

                29 Ekim´e giden yolda, nasıl bir algı oluşturulduysa dünden bugüne devletin en üst yetkililerinden kahvedeki çaycıya, Camide İmamdan Üniversitede ki Hocaya kadar hemen herkes Cumhuriyeti tartışırlar, Türk Milleti kavramını tartışırlar, LOZAN´I TARTIŞIRLAR, hatta cephelerde HAÇLIYA karşı kazanılan zaferleri bile tartışırlar.

                Oysa bu millet, yani dedelerimiz veya büyük dedelerimiz, ninelerimiz veya büyük ninelerimiz eşlerini, evlatlarını ´VATANA KURBAN OL´ diye cepheye gönderdi. O da yetmedi, elindeki lokmasını, ahırındaki tek ineğini, odun kırdığı baltasını, tarlada kullandığı çapasını Gazi Mustafa Kemâl önderliğindeki KUVVA-İ MİLLİYE´YE verdi ve dünyanın en büyük devletlerini dize getirdiler.

                Cumhuriyete giden yolda itilaf devletleri ağır mağlubiyetlerin ardından TBMM ile barış anlaşması yapmak için Lozan´a davet ettiler. TBMM bu teklifi kabul etti ve Lozan´a bir heyet gönderildi.

                İtilaf devletleri mağlup olmalarına karşı kibirlerinden hiçbir şey kaybetmemişler. Türk Heyetini hafife almışlar ve kendilerince birçok dayatmalarda bulunmuşlardı. Tabi bu dayatmaların hiçbiri kabul edilmedi ve görüşmeler kesildi.

                Dahi komutan, devlet adamı Gazi Mustafa Kemâl hemen İzmir İktisat Kongresini topladı.

Bu kongrede vurgu yaptığı başlıklardan biri de Türk Milletinin Azim ve Kararlılığı, Bağımsızlığına Düşkünlüğü ve Tam Bağımsızlıktan asla vazgeçmeyecekleri gerçeğiydi. Gazi Mustafa Kemâl´in ağzından dinleyelim;

                Efendiler, (?) bugüne kadar geçen zaman, çok zaman değildir; üç buçuk, dört seneden ibarettir. Fakat milletimizin kazandığı başarı ve zaferler bu üç buçuk dört seneye sığamayacak kadar çoktur, taşkındır, coşkundur, yüksektir, kuvvetlidir?

                Millet tüfeksiz, topsuz, her türlü malzemesiz ve parasız bulunduğu bir zamanda yeniden dünyanın en kuvvetli ve en muazzam ordusunu kurmaya güç yetirmiştir. Ve bu ordu daha henüz kurulma durumunda iken Birinci İnönü, İkinci İnönü, Sakarya meydan savaşlarını ve zaferlerini kazanmıştır.

                Ve en sonunda bütün dünyayı hayretlerde bırakan, bütün dünyayı ister istemez övgülerine sevk eden, en son zaferi tam bir şiddet ve başarıyla kazanıp, topraklarımızı ve kutsal vatanımızı çiğneyen düşman ordularını bir o kadar yok etmiştir?

                Arkadaşlar, son söz olarak demiştim ki, biz memleketimizi artık ESİR ÜLKESİ YAPAMAYIZ. Belki hepimizin dikkatlerini çekmiş olan LOZAN KONFERANSI´NIN son görüşmesi bu nokta ile ilgilidir. Konferansın şimdilik gecikmeye uğrayışı hep aynı meseleden, aynı noktadan doğmuştur gibi anlaşılabilir?

                Milletimiz, Meclisimiz ve Hükümetimiz samimî olarak barış taraftarı olduğu için muzaffer ordularımızı durdurdu ve delegeler heyetimizi Lozan´a gönderdi. Aylardan beri konuşmalar ve tartışmalar sürüyor. Fakat henüz karışımızdakiler bizimle üç senelik, dört senelik bir hesabı görmüyorlar, üçyüz ve dörtyüz senelik bir hesabı görmeye başlamışlardır.

                Hala karşımızdakiler eski Osmanlı Devleti´nin tarihe geçtiğini ve bugün YENİ TÜRKİYE DEVLETİ´NİN var olduğunu ve bu Türkiye devletini kuran milletin çok kararlı ve kahraman bir millet olduğunu ve bu milletin artık tam bağımsızlıktan ve milli hâkimiyetinden zerre kadar fedakârlık yapamayacağını anlamamışlardır.

                İşte bunu anlayamamak yüzünden kararsızlığa düşmüşler, beklemeye mecbur hissetmişlerdir. Arkadaşlar, onlar istedikleri kadar kararsız olsunlar, fakat bu millet kesin kararını vermiştir. Bu millet için kararsızlık devirleri çoktan geçmiştir. Devletlerin delegeler heyetimize verdikleri son proje elbette heyetimizce kabule değer görülmedi?

                Ancak bütün millet, bütün dünya bilsin ki, en sonunda ve en sonunda millet tam bağımsızlığının sağlandığını görmedikçe yürümeye başladığı yolda bir an durmayacaktır.?

(Gazi Mustafa Kemâl Paşa Hazretleri İzmir Yollarında, İstihbarat Matbaası, Matbuat Müridiyet-i Umumiyesi Neşriyatı, Ankara 1339 (1923)

                İşte bu kararlılık itilaf devletlerini tekrar barış masasına oturtmaya, o kabul edilemez isteklerinden vazgeçmelerine sebep olmuş ve 24 Temmuz 1923´de Lozan Anlaşması imzalanmıştı. Artık Cumhuriyet´in ilanına 3 ay kalmıştı. Üç ay, bir gün sonra yani 29 Ekim 1923´de Cumhuriyet ilân edildi.

                23 Nisan 1920´den beri Büyük Millet Meclisi, ülkeyi idâre etmekteydi. Ancak devletin idâre şeklinin ismi konmamıştı. 28 Ekim akşamı Gazi Mustafa Kemâl, İsmet İnönü ile birlikte Çankaya Köşkü´nde Cumhuriyet´in esaslarını belirten bir tasarı hazırlandı. Ertesi günkü Meclis toplantısında saat 23.30´da Cumhuriyet ilân edilerek Gazi Mustafa Kemâl Cumhurbaşkanlığına getirildi.

                ?Özgürlüğün peşinden giden ve bu mirası geleceğe taşıyan her Türk insanının yolu İstiklal yoludur?.

Cesaretle yürü? Gazi Atatürk´ün izinde 96 yıl?

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.



  • Pazartesi 16 ° / 6 ° Bulutlu
  • Salı 13 ° / 3 ° Sağanak
  • Çarşamba 16 ° / 2 ° Bulutlu

Balıkesir

09.12.2019

  • İMSAK 06:40
  • GÜNEŞ 08:10
  • ÖĞLE 13:05
  • İKİNDİ 15:30
  • AKŞAM 17:51
  • YATSI 19:15
  • BIST 100

    108.869%0,00
  • DOLAR

    5,7902% 0,06
  • EURO

    6,4069% 0,08
  • GRAM ALTIN

    271,67% -0,05
  • ÇEYREK ALTIN

    448,2555% -0,05