Ömer Dede KILIÇ (Köy Esintileri)


YENİDEN HAYATA DÖNÜŞ

YENİDEN HAYATA DÖNÜŞ


Bu sene mevsim itibariyle ilkbahar soğuk geçince baharı bahar tadında yaşayamıyorduk. Geçen hafta köye gittiğimde görmüştüm baharın bittiğini. Öğleki

Yağan yağmur ilkbaharın mayıs ayının yağmurlarıydı.  Daha meyveler nerde ise çiçek görünümündeydi. Kırıkkale’de ikamet ediyordum. Yaklaşık20 yıldır emek verdiğimiz bahçem bahçe değildi. Bir hasta adama bırakılmıştı. Çünkü çocuklar büyümüşler herkes işine gücüne bakıyor, baba ve annenin bin bir emekle meydana getirilen bahçe göz ardı ediliyordu iki dönümlük meyve bahçesi. Geçen hafta gittiğimde çok üzülmüştüm. Çünkü iki dönümlük meyve bahçesi verim verebilmesi için bir çocuğun bakımı gibi bakım istiyordu.  O bakımı hasta baba yapamazdı. Bahçeye fizik men güçlü olan insanlar ancak bakabilirdi. Bir gün önce bir başka köy sevdalısı dayıoğlu Doktor Yakup Çelik’lesözleşilmişti. Sabah birlikte hem dayıoğluna ev yeri beğenecektik, hem de sağlığım elverirse bahçede hem enerjimizi atacaktık, hem de ne yapabilirsek ot biçip çapa makinasıyla sürecektik.

 Köye gitme hevesi her zaman beni heyecanlandırmıştır. Bu heyecanla sabahı ettim. Atalarımızın güzel bir sözü vardı perşembenin gelişi çarşambadan belli olurmuş. Fakat sabah kalktığımda üzerimde bir ağırlık hissediyordum. Evetben on beş senelik Parkinson hastasıydım ama şimdiye kadar böyle bir durumla karşılaşmamıştım. Vücudumu taşıyamıyordum. Sanki bir şey olacakmış gibi kendimi kötü hissediyordun. Geçen haftada Yakup hoca ile birlikte köye gitmiştik ve saat sabah 09.00 uyanmıştı. Bu sefer ben biraz erken gidelim diye cep telefonuyla birkaç kez aradım. Cevap vermedi. Geçen haftaya göre bir saat gecikmiştik. Neticede Yakup hoca saat 10.00 da beni aradı. Gece çok çalıştığını ve hiç uyumadığını söyleyerek kahvaltı bitene kadar nezaketen benden mühlet istedi. Bende beş on dakikanın hiç önemli olmadığını söyleyerek beklerken, beş dakika geçmeden Yakup hoca bu gün babalar günü çocuklar müsaade etmiyor. Benim için babalar günü fark etmiyordu. Dört yıldır babalar gününü buruk geçiriyordum. Varsın çocuklar isterken doyasıya o günü yaşasın diyerek yoluma devam ettim. Öğlene köye bahçeme vardığımda geçen haftadan çok otlanmış olduğunu gördüm. Sadece seyrettim. Elime ne alsam yere düşürüyordu. Bir taraftan da dua ediyordum. Allahım bana güç kuvvet ver diye. Baktım içimden bir şeyler yapmak gelmiyor. Yan bahçe sahibi benim eniştemdi. Mustafa eniştenin yanına giderek biraz bahçe ve meyvelerin durumu hakkında muhabbet ettikten sonda tekrar köye baba evine geldim.

Köye yeni taşınmış bizim evin altında bulunan akraba ve ezeli komşumuz Mercanın Ali dayının torunu Mehmet Emin Abinin evinin önünde yeni çapa makinasını görünce bir hayırlı olsun deyim diyerek onların evine doğru indim. Ve M.Emin abiye, çapa makinası almakla çok iyi bir iş yaptığını söyleyince; o da çapa makinasını kendisinin almadığını, çocuklarının babalar günü dolayısıyla hediye olarak aldıklarını söyleyince yine duygulanmıştım. Ben bırakın hediye almayı, kuru bir sözde olsa Baba babalar günün kutlu olsun sözünün esiri olabilirdim. O sırada kendisine allah selamet versin, yenge Ömer abi açlığın var mı, söyle varsa yemek hazırlayım dedi. Bende teşekkürler yenge ben bahçede yedim geldim dediğimde Yaprak dolması sen seversin diyerek dolmalarla çok çok kayarak yufkaya sararak, yememi söyledi. Hakikaten köy de her şey güzeldi. Köyümün havası suyu övgüye değerdi. Organik yapraktan yapılmış dolmayı sararak yemeye başladım.

                Herhalde biraz çekinerek yiyormuşum ki; dolmayla yaptığım dürümü bir, iki derken üüncü lokmayı da götürürken, nefes alamadığımı hissettim. İlk defa başıma geliyordu. Ama soğukkanlı olmalıydım. Parkinson hastalarının kaderiydi yutkunma zorluğu yaşıyorlardı. Evet üçüncü aldığım lokma boğazıma durmuştu. Nefes alamıyordum ancak, nefes borumdan sadece gıkgık sesi geliyordu. Ev sahipleri işin vahametini bilmedikleri için helal helal diyorlardı. Benim o anda neler çektiğimi kimse bilemezdi. Birkaç dakikada olsa öbür aleme gidip geliyordum. Ölümle yaşam arasındayım. Daha önce bu yutkunma zorluğu yüzünden bir tanıdığımın boğazına haşlanmış yumurta kaçmıışve vefat etmişti. Geçen birkaç dakikada bir film şeridi gibi yaşadıklarım gözümün önünden gelip geçerken parmağımı boğazıma sokup istiğfar etmek için parmağımı ağzıma götürürken, boğazıma duran lokma hiçbir müdahaleye gerek kalmadan çıkmış, bende hayata yeniden merhaba dediğimde gözümden yaşlar akıyordu. İstiğfar için hane halkından özür dilediğimde Ömer Abi biz senin sağlıklı zamanlarını da iyi biliyoruz. Dediğinde gösterdikleri müsamahaya teşekkür ederek, neden aynı müsamahayı ne canlarımın, neden yakın akrabalarımın göstermediklerine isyan ediyordum. Allahım bu muydu insanlık, bu muydu akrabalık.( Gösterenler İstisna, Onların başım üstünde yerleri var.)

                                                                              23.06.2020  Ömer Dede Kılıç



  • Perşembe 32 ° / 19 ° Güneşli
  • Cuma 38 ° / 23 ° Güneşli
  • Cumartesi 37 ° / 23 ° Güneşli

Balıkesir

13.08.2020

  • İMSAK 04:37
  • GÜNEŞ 06:12
  • ÖĞLE 13:18
  • İKİNDİ 17:07
  • AKŞAM 20:15
  • YATSI 21:43
  • BIST 100

    1.109%-0,47
  • DOLAR

    7,3488% 0,21
  • EURO

    8,7013% 0,69
  • GRAM ALTIN

    456,23% 0,92
  • Ç. ALTIN

    752,7795% 0,92