Artan hasta yoğunluğu, randevu baskısı, uzun nöbetler, sağlıkta şiddet ve ekonomik kayıplar sağlık çalışanlarının mesleki motivasyonunu ciddi şekilde etkiliyor. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının hem çalışma koşullarının hem de özlük haklarının yıllardır çözüm beklediğini belirten Sağlık Hizmetleri Sendikası (Sahim-SEN) Genel Başkanı Özlem Akarken, "Bugün 14 Mart'ı özüne uygun kutlama yapabilmemiz için sağlık sisteminin geleceğini konuşmamız gereken bir noktadayız" dedi.

14 Mart Tıp Bayramı yaklaşırken sağlık sisteminde biriken sorunlar yeniden gündeme geldi. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları ağır iş yükü, uzun nöbetler, emekliliğe yansımayan ücret sistemi, randevu baskısı, artan hasta yoğunluğu ve sağlıkta şiddet riski altında görev yapmaya devam ediyor. Türkiye'de hekim ve hemşire sayısının OECD ortalamasının altında olması ve sağlık harcamalarının milli gelir içindeki payının düşük kalması, sistem üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. 2025 OECD verilerine göre Türkiye'de 1.000 kişiye düşen hekim sayısı 2,4, hemşire sayısı ise 2,9 seviyesinde bulunurken, kişi başına yıllık hekime başvuru sayısı 11,4'e ulaşıyor. Diğer sağlık meslek branşlarında da durum farklı değil.
14 Mart'ın tarihsel anlamına dikkat çeken SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, Tıp Bayramı'nın yalnızca bir kutlama günü değil, sağlık çalışanlarının emeğinin ve yaşadığı sorunların görünür kılınması gereken önemli bir tarih olduğunu belirtti. 14 Mart'ın kökeni, 1827'de Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire'nin kuruluşuna dayanıyor; gün aynı zamanda 1919'da tıbbiyelilerin işgale karşı duruşuyla mesleki hafızada ayrı bir simgesel anlam taşıyor.

Sağlık sistemi ayakta kalıyorsa, bu fedakârlıkla çalışanların omuzlarında yükseliyor
Sağlık çalışanlarının yıllardır ertelenen temel taleplerinin artık görmezden gelinemeyeceğini vurgulayan Akarken, "14 Mart Tıp Bayramı'na yine alkışla değil, çözüm bekleyen sorunlarla giriyoruz. Sağlık kurumlarında çalışan bütün meslek gruplarının sorunları çığ gibi artıyor. Hekimler yalnızca hastayı iyileştirmeye değil, sistemin açıklarını kapatmaya da zorlanıyor. Bugün birçok sağlık çalışanı için meslek sevgisinin önüne geçim kaygısı geçmiş durumdadır. Uzmanlık alanları artık ideal koşullarda bilimsel ilgiyle değil; daha az yıpratacak, daha yaşanabilir koşullar sunacak alanlar düşünülerek tercih ediliyor. Bu tablo, sadece çalışanların değil, ülkenin sağlık geleceği açısından da alarm vericidir." dedi.

Randevu sorunu azalsa da yük bitmedi
Sağlık Bakanlığı, 2025 sonunda yaptığı açıklamada MHRS'de bekleyen hasta sayısının 4 milyondan 400 binin altına düştüğünü, yani bekleyen hasta oranında yüzde 90 azalma sağlandığını duyurdu. Aynı açıklamada günlük ortalama 1,7 milyon randevu üretildiği belirtildi. Bakanlık ayrıca aile sağlığı merkezlerine 2025 yılının ilk 10 ayında 374 milyon başvuru yapıldığını, 65 milyon başvurunun da hastaneler yerine aile hekimleri tarafından karşılandığını açıkladı.
Türkiye'de bir hekime düşen hasta sayısının birçok gelişmiş ülkenin çok üzerinde olduğuna dikkat çeken Akarken, polikliniklerde hekime ayrılan sürelerin giderek kısaldığını belirterek, ''Bugün bir hekim çoğu zaman hastasına ayırmak istediği zamanı ayıramıyor. Gün içinde yüzlerce hastaya bakmak zorunda kalan sağlık çalışanları hem fiziksel hem psikolojik olarak ciddi bir baskı altında. Sağlık çalışanı tükenirse sistem de sürdürülebilir olmaz." değerlendirmesinde bulundu.

Yoğun nöbet sistemi sağlık çalışanlarını zorluyor
Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının özellikle nöbet sistemi nedeniyle ağır bir çalışma temposuna maruz kaldığını ifade eden Akarken, birçok sağlık çalışanının gece nöbetlerinin ardından yeterli dinlenme fırsatı bulamadan yeniden çalışmak zorunda kaldığını söyledi. Ödenen nöbet ücretleri ise verilen hizmete eğitime karşı maalesef ücretlenmiyor.
Akarken, "Nöbet sistemi yalnızca bir çalışma düzeni değil, aynı zamanda bir sağlık ve güvenlik meselesidir. Uykusuz ve yorgun çalışan bir sağlık emekçisinin hem kendi sağlığı hem de hizmet verdiği hastalar açısından risk oluşmaktadır. Bu nedenle nöbet düzeni yeniden ele alınmalı ve emeğin karşılığı mutlaka verilmelidir" dedi.

Sağlıkta şiddet sorunu devam ediyor
Sağlıkta şiddet konusu da 14 Mart öncesi en kritik başlıklardan biri olmaya devam ediyor. Sağlık Bakanlığı geçmiş yıllarda beyaz kod oranlarında düşüş olduğunu açıklasa da, 2025 ve 2026'da sağlıkta şiddetin önlenmesine ilişkin soru önergeleri, saha raporları ve sendika/meslek örgütü açıklamaları gündemde kalmayı sürdürdü. 2025'te yayımlanan bir araştırmada sağlık çalışanlarının yüzde 69'unun meslek hayatında şiddete uğradığını belirttiği, en yaygın şiddet biçimlerinin bağırma, tehdit ve aşağılama olduğu aktarıldı.
Sağlık kurumlarında güvenli çalışma ortamının sağlanması gerektiğini söyleyen Akarken, "Sağlıkta şiddet münferit bir olay değil, yapısal bir sorundur. Sağlık çalışanını hedef haline getiren dil değişmeden, caydırıcı ve etkin yaptırımlar eksiksiz uygulanmadan, iş yükü azaltılmadan bu sorun çözülemez. Sağlık çalışanları hastalarına şifa dağıtırken kendi güvenliklerinden endişe etmemelidir. Şiddetin önlenmesi için caydırıcı ve etkili düzenlemelerin kararlılıkla uygulanması şarttır." açıklamasında bulundu.

Genç hekimler yurt dışına yöneliyor
Son yıllarda özellikle genç hekimlerin yurt dışında çalışma eğiliminin arttığına dikkat çeken Akarken, bu durumun sağlık sisteminin geleceği açısından önemli bir risk oluşturduğunu ifade ederek, "Yıllarca zorlu bir eğitim sürecinden geçen genç hekimlerimiz mesleklerini Türkiye'de sürdürmek yerine yurt dışında çalışma planları yapıyor. Bunun temel nedenleri arasında çalışma koşulları, gelir düzeyi ve gelecek kaygısı bulunuyor. Diş Hekimlerinin atanma ve DUS kadrolarının yetersiz olması özel diş kliniklerinde yeterli ücret alamamaları yurtdışına gitmeyi artırıyor. Bu tabloyu değiştirecek kalıcı reformlara ihtiyaç var." dedi.

Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının ekonomik koşullarının da giderek zorlaştığını ifade eden Özlem Akarken, maaş sisteminin sade ve adil bir yapıya kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Akarken, "Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları olarak emeğimizin karşılığını almak istiyoruz. Emekliliğe yansıyan tek kalem maaş sistemi, adil nöbet ücretleri, ek gösterge düzenlemesi ve vergi adaletinin sağlanması artık ertelenmemelidir." dedi.

14 Mart Tıp Bayramı yalnızca bir kutlama günü değil, sağlık çalışanlarının sesinin duyulması gereken bir gün olduğunu belirten Özlem Akarken, "14 Mart, emeğin değer gördüğü, şiddetin son bulduğu, nöbetin emeğin eğitimin karşılığının verildiği, emeklilikte yoksullaştırmayan bir maaş düzeninin kurulduğu, liyakatin ve adaletin hissedildiği bir sağlık düzeni için dönüm noktası olmalıdır. Biz Sahim-SEN olarak başta hekimler olmak üzere tüm sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının insanca çalışma koşullarına, adil ücret sistemine ve güçlü özlük haklarına kavuşması için çağrımızı bir kez daha yineliyoruz. Sağlık herkes için temel bir haktır! Bu hakkı yaşatanların hakkı da gecikmeden teslim edilmelidir." İfadelerini kullandı.