2008 yılında Birleşmiş Milletler tarafından otizm konusunda farkındalık yaratmak ve otizm ile ilgili sorunlara çözüm bulmak amacıyla “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edilmiştir. 2 Nisan’da başlayan “Otizm Farkındalık Ayı” çerçevesinde dünyada otizmle ilgili araştırmaların teşvik edilmesi, bu konudaki farkındalığın artırılması ile erken teşhis ve tedavinin yaygınlaştırılması hedeflenmiştir.
Otizm Spektrum Bozukluğu; gebelik döneminde tespit edilemeyen, belirtileri doğumdan sonraki ilk üç yıl içinde yaşamın erken döneminde merkezi sinir sistemi gelişiminin farklılaşması ile ortaya çıkan nörolojik bozukluklardır. Otizmin küresel yaygınlığı, her geçen yıl katlanarak artmaktadır. Son verilere göre her 36 çocuktan biri otizmli doğuyor. Otizm bu hızla yayılmaya devam ederse 2050 yılına geldiğimizde doğan her iki çocuktan biri otizm tanısı alacak. Bugün ve nisan ayı boyunca otizm konusunda yapılacak her türlü etkinlik otizm konusunda farkındalığın artması açısından tabii ki çok kıymetlidir. Ancak bu veriler, bize konunun “Otizm Farkındalık Günü” çerçevesinde yapılacak birkaç basın açıklaması, seminer, etkinlik ya da demeçle geçiştirilemeyecek kadar vahim olduğunu göstermektedir. Film ve dizilere konu olan üstün yetenekli otizmli bireyler ne yazık ki bu tanıyı alan bireylerin çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Görülmek istenmeyen acı gerçek ise otizmli bireylerin %90’ının bir ömür boyu ailelerine bağımlı olarak yaşamak zorunda olduğudur. Anne karnında teşhis edilemeyen ve erken çocukluk döneminde ortaya çıkan otizmin bugün için bilinen tek tedavisi ise yoğunlaştırılmış özel eğitimdir. Tüm çocuklar gibi otizmli çocuklarımızın da eğlenme, oyun oynama, ortak sosyal alanları kullanma ve eğitim hakları olduğu unutulmamalıdır.
Çocuklarımızın sosyal hayat içerisinde toplum tarafından yadırganması, meraklı bakışlara maruz kalması bunların yanı sıra anne ve babaların okullarda, toplu taşımada, parklarda, alışveriş merkezlerinde kısaca toplumsal her alanda otizm konusunda yeterince bilgiye sahip olmayan kişilerce haksız eleştirilere uğraması; ailelerin çocuklarıyla evde izole bir hayat sürmelerine neden olmaktadır. Özellikle örgün eğitimin dışına çıkan ve ailesi ile evde izole bir hayat süren çocuklarımız sık sık öfke nöbeti geçirmekte hatta saldırganlığa dönüşen davranışlar göstermektedir. Bu nedenle de birçok ailemiz, çocuklarının günlük bakımı konusunda kendilerini çoğu zaman çaresiz ve yetersiz hissetmektedir. Çocuklarımızın hayat kalitesini artırmak ve topluma katılımlarını sağlamak için verilen eğitimin içeriği ve haftada iki saat olması yeterli değildir. Otizm sadece otizmli bireyi değil aile üyelerini de ciddi anlamda etkileyen bir durumdur. Otizmli çocuğa sahip ailelerin hem ruhsal hem de fiziksel açıdan sağlıklı kalabilmesi için çoğu zaman dışarıdan bir desteğe ihtiyaç duydukları açıktır. Özellikle otizm tanısından sonra ailenin psikolojik destek, yönlendirilme ve bilgilendirilme ihtiyacı da görmezlikten gelinebilecek bir durum değildir.
Tüm bunların yanı sıra anne ve babaların ölümünden sonra otizmli bireylere yönelik yatılı bakım evlerinin sayısının yok denecek kadar az olması da acil olarak çözülmeyi bekleyen önemli bir sorundur. Nisan ayında yapılacak etkinliklerin önemli hedeflerinden biri de ulaşabildiğimiz kadar çok insana ulaşıp otizmi anlatabilmektir. “Dünya Otizm Farkındalık Günü” vesilesiyle bir kez daha hatırlatmak isteriz ki çocuklarımız erken tanı, yoğun eğitim ve doğru rehabilitasyon programları ile hayata kazandırılabilir. Otizmli bireylerin sosyal hayatın içinde yer alabilmesi bizler kadar sizlerin de çabası ile mümkündür.