ALLAH´IN İNSANLARDAN İSTEDİĞİ ŞEY BARIŞTIR?

ALLAH´IN İNSANLARDAN İSTEDİĞİ ŞEY BARIŞTIR?

Toplumlar arası barış, Allah´ın insandan istediği tek şey barıştır.

Toplumlar arası barış, Allah´ın insandan istediği tek şey barıştır. İnsanların ve toplumların birbirlerinin kanını akıtması; malına, canına, namusuna, şerefine tecavüz etmesi bu barışı devamlı tehdit eden unsurlardır.

                Bu unsurların da arkasında bulunan kin, buğuz, ihtiras, tahakküm hırsı gibi bozgunculuğa yöneltecek eğilimler, nefs ve şeytanın beslediği şer eğilimleridir ve bu eğilimler uygun bulduğu her ortamda harekete geçme durumundadırlar. Sözü edilen eğilimleri durdurabilecek iki kuvvet vardır.

Bu iki´si, sevgi ve korkudur. İnsanların bir kısmı, hak, hukuk, insan, Allah sevgisi gibi yüce sevgiler vasıtasıyla kin, taşkınlık, ihtiras, tahakküm gibi hırsların etkisinden kendisini kurtarmış, nefs ve şeytanın, sözünü ettiğimiz tesir sahasının dışına çıkarak barışı tehdit eden nefsî ve şeytanî unsurlardan kendi iradesiyle uzaklaşmış, böylece hayrın temsilcisi ve taraftarı olmuş insanlardır. Allah´a akl-ı selim, hakka, hukuka sevgiyle ve isteyerek teslim olmayan diğer gurubu oluşturan ve şerrin temsilcisi durumunda olan insanların barış tehditleri ise hayrın temsilcilerinin toplumlararası barışı korumaya yönelik irade ve çalışmalarının gücünden korkuları nispetinde bertaraf edilebilir.

                Bu durum, İngiliz devlet adamı Edmund Burke (1729-1797) tarafından çarpıcı bir ifade ile şöyle belirtilmiştir: ?ŞERRİN ZAFERE ULAŞMASI İÇİN İYİ İNSANLARIN HİÇBİR ŞEY YAPMAMASI YETERLİDİR.? (*) (Fehmi Koru, Yeni Şafak, 4 Ekim 2000) Silah ve güç, hukukun ve akl-ı selimin elinde aktif ve etkin olarak bulunduğu zaman adaleti, dolayısıyla mutluluğu ve barışı temin eden saygın birer araçtırlar. Tersi durumda ise zulmün, taşkınlığın, bozgunculuğun, huzursuzluğun, mutsuzluğun kaynağı olurlar.

                Modern çağlarda da ifade edilen ?KÖTÜ NİYETLİ ŞER ODAKLARINI CAYDIRMAK İÇİN SAVAŞA HER AN HAZIR OLMAK GEREKTİĞİ? fikri, hedefi salt barış olan İSLÂMÎ CİHADIN TEMEL DÜŞÜNCESİDİR.

                Tarih boyunca insanlığın muhatap olduğu büyük küçük bütün savaşlar, kargaşalar, haksızlıklar, huzursuzluklar, zulümler, kısaca barışın zıddı olan her şey, hep mal toplamak, hakimiyet kurmak gibi nefis ve şeytan kaynaklı güdülerin yönlendirildiği şer organizasyonları eliyle ortaya konmuştur. Bu kargaşalar ancak Allah´a teslim olmuş, hukukun üstünlüğüne inanmış, insanları ve bütün varlıkları seven iyi insanların, barışı korumaya yönelik iradesinin güçlü, aktif ve canlı olduğu devirlerde insanlığın yakasını bırakmıştır. Edmund Burke tarafından ancak 18. asırda tespit ve ifade edilebilen bu gerçek, bir barış prospektüsü olan Kur´ân-ı Kerim tarafından 14. asır önce şu doğru net ve çarpıcı ifadelerle insanlığın dikkatine sunulmuştu:

                ?Böylece (Davud´un içinde bulunduğu ordu) Allah´ın izni ile onları (zorba Calut´un ordusunu) yenilgiye uğrattılar, Davud, Calut´u öldürdü. Allah da, O (Davud´a) mülk (siyasi güç) ve hikmet verdi. Ona dileğini öğretti. Eğer Allah´ın, insanların bir kısmı vasıtasıyla bir kısmını saf dışı bırakması olmasaydı yeryüzü muhakkak fesada uğrardı.? (2. Bakara Sûresi, 251. Âyet).

                ?Onlar ki, Rabbimiz bir Allah´tır demelerinden başka bir sebep, bir gerekçe olmaksızın haksızlıkla diyarlarından çıkarıldılar. Eğer Allah´ın, insanların bazıları (adiller, salihler, mü´minler, iyi insanlar) vasıtasıyla diğer bazılarını (mütecavizleri, zalimleri, müfsitleri, kâfirleri, şer odaklarını) def etmesi (engellenmesi, yenilgiye uğratması, saf dışı bırakması, durdurması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve Allah´ın isminin çokça zikredildiği Camiler muhakkak yerle bir edilebilirdi.? (22. Hacc Sûresi, 40. Âyet).

                Bu âyetlerde toplumun ve insanların temel hak ve özgürlüklerine tecavüz yönünde niyetini bozan güç mihraklarının bu teşebbüslerinden ancak karşı organizasyonların etkinliği nispetinde vazgeçecekleri ifade edilmektedir.

                Toplumlar arası barışa insanları dolaylı bir anlatımla davet eden şu âyet-i kerime de konumuz açısından çok önemli açılımlar vermektedir:

                ?Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve dişiden yarattık. Ve sizi sadece tanışasınız diye toplumlara, kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki sizin, Allah nezdinde en şerefliniz, takvâca en üstün olanınızdır.? (49. Hucurât Sûresi, 13. Âyet).

                Toplumlar, kabileler, gruplar olarak farklı farklı yaratılmış olmamızın gerekçesi, ?Sadece tanışmak?´tır. Fizikî, fikrî, dünyevî hiçbir farklılık, şeref ve üstünlük sebebi olamaz. Sırf görüntüden ibaret olan farklılıkların mahiyet ve şeref üzerine hiçbir etkisi ve katkısı yoktur. Bu yüzden bu farklılıklar söz konusu üstünlük vesilesi edilerek, barışın bozulmasına sebebiyet verilemez, bu yolla barışı bozmaya yeltenenlerin bu teşebbüsüne göz yumulamaz?