Adalardan bu yana görünmesin kara bulutlar, peşi sıra tatlı, yumuşak rüzgar, haker salıyor kendince:
- Hey millet, ben geliyorum,
benim adım lodos!
*** *** ***
Sokaklarda dolaşan ıslak bir sıcak.
İnsanlar sanki yorgun, sallapati.
Ne varsa içinde, insan attığı pislik diye kusup duruyor deniz rıhtıma. Yavaş yavaş kuduruyor deniz. Taşları bir güzel dövüyor, yıkıyor dalgalar. Dalga kıran akında oynaşan martılar ve eli kulağında yağmur.
Lodos, bir adı da yağmur.
*** *** ***
BIRAK
DALGALARIN YAKASINI
ERKEKSEN
YALNIZ ÇIK KARŞIMA
DENİZ KOKULU O......
*** *** ***
Kıyıyı süsleyen çınar ağaçları, lodosun utangaç sıcaklığında sarınırken, kaktüsler, renk çümbüşü zakkumlar, akasyalar, çiçeğe durmuş, ıhlamurlar....Lodosun peşi sıra geldi, gelecek yağmurun özleminde.
Kentin dar sokaklarına, kahvelerin, şıkış tıkışlığına sığınmış insancıklar, lodosun serpiştirdiği deniz kokusuyla yıkanan serçeler... Kent lodosa yatmış...
*** *** ***
Şu lodos var ya şu lodos, uyuyan limanı, rıhtıma yaslanmış uyuşuk tekneleri, yorgun, umudunu yitirmiş balıkçıların dişlerini katar önüne götürür. Darmadağın eder her şeyi. Saçlarım gibi... Siler süpürür eski olanı, yıkar temizler, bilinmez kılar yeni geleni...
*** *** ***
Saçların darmadağınık
güzelim
gözlerin hüzün mavisi
kalçaların ah
hayat eteklerin oynaşında
dudakların si-bemol
lodos düşmüş peşine
bir utanmaz
arlanmaz deli
hiç bu kadar sevmedim
s e n i...
