Ben bu kente aşığım ağabeyler.
Ben bu kenti harbi seviyorum.
Nereden başlasam anlatmaya, duyurmaya sevgimi…
Bu kentin çınarlarını seviyorum.
Şu sahil boyu uzanan ulu çınarlar, yeşilin onlarca totemini bize sunan, gölgesinde bir bardak demli çayın keyfini gördüğümüz çınarlar. Dallarında “cik cik” sesleriyle savaştığı güzelim çınarlar.
Serçeler dedim de…Şu serçelerin özgürlüklerini gel de kıskanma! Su birikintilerinde yıkanıp dans eden onlar, rıhtımın dalgalarında oynaşan onlar, özgürce sevişip çığlık atan onlar. Serçeler sevilmez mi?
Ya ıhlamurlar…
Haziran geldi ya, kentin sokakları, ıhlamur kokusuyla sarhoş olur. Bir çiçek seyranı. Ah! Bir de ıhlamur kokulu kızlar var ki, gel de aşık olma…
Bu kentin abiler, bir poyrazı vardır, bir de lodosu. Poyraz, Kapıdağ’ın o güzel, temiz, orman kokusunu alır, sokak sokak, ev ev dağıtır, rıhtımından uzanır, denizin mavisiyle oynaşır, martılara kanat olur, adalarda dinlenir. Poyraz, biraz delikanlıdır.
Lodos mu? Ah, deli lodos! Allak bullak eder denizi, salar dalgalarını rıhtıma, taşları bir döver, bir döver. Kuytulara sığınır ağlamalarla, kızlar, darmadağınlı saçlarla, deniz kokar kentin sokakları…
Lodos, bu kentin orospusudur.
Ya Kapıdağ, canım ciğerim, özgürlüğüm, sığınağım, suyum, kaynağım, göletlerim. Yeşilin maviyle öpüştüğü, kuş sesleriyle börtü böceğin seyran eylediği dağım benim…Kapıdağı.
Sokaklarını severim.
O dar sokaklarını.
Sokaklarında, evlerin önünde sohbete dalmış yaşlı insanlarını, toprakta oynayan çocuklarını, utangaç utangaç, içtenlikle hal hatır soran insanlardan…
BEN BU KENTİ SEVİYORUM,
ABİLER
AŞIĞIM BEN BU KENTE…
ERDEK, AŞKIM BENİM…
