Hayatım mı?
Hiç bolluk içinde geçmedi.
Hep kıtı kıtına…
Hep güzel bir gömleğin, güzel bir pantolon-ceketin, güzel bir gecenin, güzel bir kız arkadaşın özlemini yaşadım.
Delikanlılık çağında, lisede okurken, Bandırma’da, öğle yemeğini bir küçük lokantada yerdik.
Hep aynı lokanta.
Hep aynı masa.
Hep dostum, kardeşim, sağdıcım Orhan Kıroğlu ile.
Arada Süleyman Gürgen de katılırdı bize. (Cennette şimdi)
Ucuz olsun, karnımız doysun diye…
AZ KURU, AZ PİLAV USTA…
X X X
Lise sonrası…
Devlet sayesinde, devlet okullarında, devlet için okudum. Devlet olmasaydı, okuyamazdım.
Olmaya devlet cihanda, baba gibi…
Gazi Eğitim Enstitüsü.
Yıl 1965-1969.
Yemek, yatak bedava, bir de giyim parası, harçlık verirdi devlet, Ahmet abim de biraz para gönderirdi. Sinema, tiyatro, bar, eğlence…
Hak getire.
Hep idare ederdim.
Çetele tutardım, aylık çetele!
AZ PARA, AZ HAYAT…
X X X
Artvin’e atandım.
Fransızca öğretmeni.
Aldığım maaşla çeteleye uygun, lokantaya, terziye, kitapçıya(en çok da kitapçıya para verirdim) eh, biraz da Ahmet abime gönderirdim, idare ederdim. Aylık çetelemi hep denk bütçeyle yapardım ve uyardım.
X X X
Evlendim.
Çoluk çocuğa kardım.
Kızlarım büyüdü(Ne çabuk), okudular. 15 yıl üniversitede okudular, doktor oldular.(Ne güzel) Torunum oldu.(Aman Allah) Ben yine çeteleli yaşama devam ettim.
Ulaşamayacağım bir hayatın hiç tutkunu olmadım, olmak istemedim, hep verdim. İlk gençlik yıllarımda edindiğim yaşama pusulasına uymaya çalıştım.
AZ KURU, AZ PPİLAV, USTA!
