Akşam serinliği…
Düşündükçe, kalemimin ucundan dökülen sözlerin gizemli yolculuğunun beni alıp götürdüğü belirsiz yer…
Söz denizinde bilinmez ufuklara yelken açmak…
Karanlığın yalnızlığı…
Ne diyor Aristotales:
“Öğrenmek, yanılgıları da içerir. Bu olmazsa, öğrenmenin keşfi gerçekleşmez. Biz de taşıyıcı olmayız.”
Hayat, eylemler dizisidir.
Yanılgılar, acılar, başarılar, sevinçler…
Bilinç de bu eylemlerin not defteridir.
Sabır ve umut.
Defter ve kalem.
Düşüncelerim karanlıkta şu küçük ışığa koşuşturan ateş böcekleri gibi…
Değişimin şaşkınlığından kurtulamamak…
İnsan beyninin olağanüstü gücüne tapmak.
Ya biz?
Neredeyiz ve ne yapıyoruz?
Zavallı insanlarım!
Bilgi çağının hızlı değişimlerinin çok çok uzakta seyircisi.
Yaşamlarını başkalarının belirlediği sıradanlaşmış insanlar…
Yitirmekte olduğumuz şey, insan olmanın onurudur.
Onu yitirirsek ne mi olur?
İnsanlığımızı yitiririz.
İyi de ne zaman ekeceğiz bu güzelim topraklara sevgiyi?
Eyvah!
Bu yaşanacak topraklarda acısız, sömürüsüz, bir orman gibi kardeşçesine bir güzel gün göremeyecek miyiz?
Dalın benim yalnızlık dünyama.
Sevgiyi besleyin yüreklerinizde.
Umudu hasretleyin her günün sabahında.
Bir DAMLA KAYNAK SUYU NASIL OKYANUS OLUYOR, DEĞİL Mİ?
Şu rakı da olmasa!
