“Hangi çiçek diğerini ‘sarı açtın’ diye ayıplar.
Hangi kuş diğerini ‘farklı öttün’ diye diğerine yasak koyar.
Derisinden, dilinden ötürü insanlar öldürülüyor. Hele inanç! O kör bıçak.
Ah, insanlar, her şeyi bulup, kendini bulamayan insanlar!”
(Charles Bukovski)
X X X
Bilir misiniz?
Tanrının cennetinden kovulan insan, tanrının cennetine yeniden ulaşmak, kavuşmak için, Babil kulesini yapmaya girişir.
Kat be kat.
Yüzlerce kat…
Gökyüzünde durmadan yükselen, binlerce kölenin çalıştığı kule.
Söylenti ya…
Tanrı, hayretle izler ve korkuya kapılır.
İnsanın bu inatçı kavgasından.
Ve buyurur:
“Babil kulesi insanların başına yıkılsın. Ve insanların aralarına öyle ayrılık tohumları ekilsin ki, bir daha birbirlerini hiç anlamasınlar. Hiç birlik ve dirlik kuramasınlar.”
Denir ki…
O günden bu yana, insanların dilleri çeşitlenir, renkleri ayrışır, düşünceleri sonsuz başkalaşım içinde oluşur. Binlerce dil, binlerce düşünce, renk ve düşünce çeşitliliği.
Hayat, bu çeşitlilik içinde var olur, anlam kazanır ve sonsuz yaratıcılıkta yol alır.
Ben, ben olurum.
Sen, sen olursun.
O da, o olur.
X X X
İnsanları, bir kılmanın olanağı yoktur.
İnsanları aynı renk altında, aynı düşünce altında, aynı inanç altında toplayamazsın.
Böyle faşist, insanın doğasına aykırı bir düşünce, bir eylem olamaz.
İnsanların ayrılıklarına, sevgi ve saygıyla yaklaşacak son.
İnsan olmanın vazgeçilmez gereği.
Tüm ayrılıkları seveceksin.
TANRININ
DEDİĞİ GİBİ…
