Tekerlemeyi bilirsiniz…
“Bandırma’nın ayazı
Edincik’in beyazı
Erdek’in kirazı.”
Meşhurdur.
Eskiler böyle demişler, güzel demişler.
X X X
Gerçekten de Bandırma’nın poyrazının soğuğu, insanın kemiklerinin içine işler, kanını dondurur.
Kuzey rüzgarı Rusya steplerinden kopar, boğazlardan geçer, Marmara’nın soğuk, tuzlu nemini alır, insanların yüzüne çarpar, durur.
Bandırma’nın poyrazı mı, üç yüz gün eser de eser. Bandırma’da insanlar, kanlarını ısıtmak için kendilerini rakıya vururlarmış. O nedenle Bandırma’da şöyle dermiş yaşlılar:
“Ya içeceksin ya gideceksin!”
X X X
Edincik’in beyazı mı?
İşte orada durum.
Ah, o güzel, beyaz mı beyaz Edincik’in kızları…Beyaz tenleri, mavi gözleri, kumral saçları bu yörede nam salmışlardır. Edincik güzelini göreceksin de vurulmadan gideceksin. Ne mümkün!
Öyle derler, yaşlılar.
X X X
Erdek’in kirazı…
Ah, ah çekip başlarlar anlatmaya. Siz de durup dinlersiniz bir güzel kiraz masalını. Aman tanrım, o ne kirazdıne kirazlardı onlar…Dalbastıdan başla, Çavuş üzümünden çık. Haziran 15 dedi mi, “Kiraz Seyranı” vardı. Çevre ilçe ve köylerden insanlar akın akın gelirdi. Yeni sevdalar, yeni aşklar doğar, dere boyu salıncaklar salınır, sofralar kurulur, şarabın, rakının dibine vurulurdu. Sevgi, dostluk ve dayanışmanın doruklarında yaşardı insanlar.
İşte böyle anlatırlardı, yaşlılar.
Hadi, Mehmet Altan’ın bir sözüyle bağlayalım yazımızı.
“Tanrıya kadının memelerini ve kiraz ağacını yarattığı için şükrediyorum.”
Ya Erdekliler! Bir zamanlar bu ilçede kiraz vardı ve seyranı bile vardı.
Öyle anlatır yaşlılar…


