Eğitimci yazar Soner Atabek yazdı


Beton Kulelerin Gölgesinde Ruhunu Kaybetmek

"İnsan, kendi elleriyle yükselttiği kulelerin gölgesinde, ruhunun enkazını seyretmeye 'başarı' diyor."


Sabah gözlerini açtığın o ilk anı hatırla. Henüz telefonun ışığı yüzüne vurmamış, henüz günün "görünmez efendileri" üzerine yüklenmemişken; o an, kendin olduğun tek andır. Ama hemen ardından o tanıdık ritüel başlar: Onaylanma arzusu, eksiklik hissi, bitmeyen bir yarın telaşı ve göğe tırmanan kulelerin gölgesine sığınma ihtiyacı. İnsan özgür doğar ama çoğu hayatını, kendi elleriyle inşa ettiği görünmez efendilerin gölgesinde, kölece geçirir. Kimi başkalarının onayına, kimi paraya, kimi güce, kimi ise devletin sunduğu o soğuk güvenlik vaadine… Fark etmez. İnsan, sınırları dışarıda olan bir şeye mutlak güç atfettiği an, kendi ruhunun tapınağını başka birinin avlusuna kurmaya başlar. Unutma ki; gerçek özgürlük, dış dünyadaki putları devirmekle değil, kalbin merkezindeki sahte otoriteleri tahtından indirmekle başlar.

Bugün modern şehir, bu sahte tanrıların en büyük mabedidir. Göğe yükselen o çelik ve cam kuleler, insanın kudretini değil, aslında içindeki derin korkuyu ve boşluğu büyütür. Işıklı caddelerde, hiç bitmeyen o tüketim döngüsünde insan, kendi zaaflarını bir başarı sanır. İnsan, kendi elleriyle yükselttiği kulelerin gölgesinde, ruhunun enkazını seyretmeye "başarı" diyor. Kur’an’ın ifadesiyle "kendi nefsini ilah edinen" modern birey; banka hesabındaki rakamı, sosyal medyadaki onay sayısını veya kariyer basamaklarını, ruhunu adadığı birer sunak haline getirir. Ancak Buda’nın o kadim uyarısındaki gibi; dünya, yangın içinde olduğunu fark etmeyenlerin, alevlerin ışığını güneş sanıp içinde dans ettiği, o hileli bir evdir.

Biz bu şehirlerde, kulelerin yüksekliğiyle kendi değerimizin arttığını zannederiz. Oysa her kat, kendimize biraz daha yabancılaşmamızın bir basamağıdır. İnsan, ruhunu bu kulelerin betonuna harcarken, iç dünyasında bir enkaz bırakır. İncil’de hatırlatıldığı gibi; “İnsana bütün dünya kazancını sağlasa ama kendi ruhunu yitirse, bunun ona ne faydası olur?”

Bakın etrafınıza: Işıkların çoğalması karanlığı bitirmez, sadece onu görünmez kılar; en yüksek kuleler, çoğu zaman bir unutuşun anıtıdır. Göz kamaştırıcı ekranların, paranın ve gücün o hipnotize edici ritmi, insanın içindeki o sarsılmaz özü sessizliğe gömüyor. İnsan, kendi elleriyle kurduğu bu şaşaalı dünyada, aslında kendi hapishanesini dekore ediyor. Günün sonunda, o en yüksek kulelerin gölgesine sığındığınızda, ruhunuzun o sızısı yine aynı kalıyor.

İşte bu noktada Krishana’nın Bhagavad Gita’da öğütlediği o feraset devreye girer: Gerçek özgürlük, geçici olanın cazibesine kapılmadan, eylemlerin içinde bile o değişmez hakikate tutunabilmektir. "Lâ ilâhe illallah" zikri, işte bu modern çağın "sahte tanrılarına" karşı bir devrimdir. Bu cümle sadece bir söz değil, ruhun kendi içindeki putları tek tek indirme operasyonudur. "Lâ ilâhe" derken, kulelerin ve paranın o sahte tanrılık iddiasını reddeder; "İllallah" derken, parçalanmış kalbinizi tek bir hakikate mühürlersiniz.

Bir gün, uğruna ruhunuzu harcadığınız o kuleler, o ışıklar, o başarılar karşınıza dikilir ve size hiçbir fayda sunamaz. İşte o an, büyü bozulur. İnsan anlar ki; şehir ayakta dursa bile, insanın içi yıkıldıysa kurtaracak hiçbir şey kalmamıştır. Gerçek güç, yükselmek değil, yeryüzünün sahte merkezlerinden kurtulup, kalbi hakikatin huzurunda durdurabilmektir. Dışarıdaki şehir durmadan yükselirken, asıl marifet kendi içindeki o kadim sessizliği ayakta tutabilmektir.

Şimdi dur ve kendine şunu sor: Bugün uğruna nefes tükettiğin o "görünmez efendiler" yarın göçüp gittiğinde, geriye kim kalacak? Şehirlerin ışığı elbet bir gün sönecek; o karanlık çöktüğünde, kalbinde tutunacak tek bir hakikatin var mı? Özgürlük, bir şeyleri kazanmak değil; asıl, o sahte yüklerinden kurtulup kendi özüne dönebilme cesaretidir. Bugün, kalbini o kulelerin gölgesinden çekip, sadece Hakikatin ışığına emanet etmeye ne dersin? Çünkü huzur, ancak sahte putların yıkıldığı o ıssız ve tertemiz topraklarda yeşerir.

Yazar Soner Atabek

 

Kenan
21.03.2026 22:38:58
"Soner Bey, kaleminize sağlık. Beton kulelerin sadece gökyüzünü değil, insanın içsel derinliğini de perdelediği bu devirde; ruhun o sessiz çığlığını ne kadar da zarif duyurmuşsunuz. Yazınızda belirttiğiniz o 'kayboluş', aslında insanın kendine en uzak olduğu anın bir fotoğrafı. Zamanın sessiz nehrinde akmak yerine, beton yığınlarının sahte ebediyetine sığınan günümüz insanı, ne yazık ki geçmişin vedasını bile duyamayacak kadar gürültüde yaşıyor. Bizleri bu 'betonlaşmış' uykudan uyandıran, kökü derinlerde, dalları ise hakikate uzanan bu perspektifiniz için teşekkürler. Değişmeyen tek şeyin beton değil, o betonun içindeki insanın dönüşüm sancısı olduğunu bir kez daha hatırlattınız."

Ayşegül
21.03.2026 22:40:29
Harika bir yazı! 'Beton kulelerin gölgesinde ruhunu kaybetmek', modern insanın trajedisini anlatan en net cümle olmuş. Soner Bey, yazınızda adeta şunu fısıldıyorsunuz: İnsan dışarıdan değil, 'asla yıkılmam' dediği o yüksek kulelerin kibrinden kırılır. Ruhunu betona teslim etmeyen, zamanın o sessiz alfabesini okuyabilen insanlara selam olsun. Emeğinize, yüreğinize sağlık

Adnan
21.03.2026 22:41:50
Soner Bey, bugün pek çoğumuzun içinden geçip de kelimeye dökemediği o sızıyı, betonun soğukluğunu ruhun sıcaklığıyla dengeleyerek anlatmışsınız. Yazınızdaki o perspektif çok kıymetli; yükseldikçe alçalan bir insanlık portresini çok iyi çizmişsiniz. Gerçekten de insan, o kulelerin tepesinde değil, kendi içindeki o 'küçük hardal tanesi' kadar saf kaldığı anlarda gerçekliğe dokunabiliyor. Kaleminiz daim olsun, bizi kendimizle yüzleştirdiğiniz için teşekkürler.

Demir Amine
21.03.2026 22:45:15
Soner Bey, siz aslında köşe yazısı yazmıyorsunuz; hayatın o karmaşık alfabesini çözüyor, insanın en kuytu köşelerini, sustuğu yerleri okuyorsunuz. Modern dünyanın 'beton kulelerle' üzerimize örttüğü o zifiri karanlıkta, kelimelerinizle adeta bir fener oluyorsunuz. İnsanın zirveye çıktığında değil, kendi içindeki sessizliği ve hakikati kaybettiğinde düştüğünü hatırlatmanız çok kıymetli. Yazılarınız sadece birer metin değil; değişmekten korkan, geçmişine veda edemeyen ve kibrin gölgesinde kaybolan günümüz insanı için birer 'uyanış' pusulası niteliğinde. Karanlığımıza ışık tutan, bizi bize anlatan bu derin perspektifiniz için teşekkürler. Kaleminiz değil, ruhunuzun ışığı daim olsun.

Azize
21.03.2026 22:49:01
Soner abi, sen sadece yazı yazmıyorsun; hayatın o karmaşık alfabesini çözüp, bizim sustuğumuz yerleri okuyorsun. Modern dünyanın bu beton gürültüsünde, kelimelerinle karanlığımıza adeta fener oluyorsun. Kalemin değil, o güzel ruhun dert görmesin. Bizi bize anlattığın için sağ ol..

  • BIST 100

    15923,58%-1,25
  • DOLAR

    44,37% 0,06
  • EURO

    51,36% 0,10
  • GRAM ALTIN

    6344,74% -1,22
  • Ç. ALTIN

    10600,10% -3,21
  • Perşembe 16.6 ° / 7.4 ° Güneşli
  • Cuma 17.4 ° / 5.9 ° Orta kuvvetli yağmurlu
  • Cumartesi 11.4 ° / 6.3 ° Orta kuvvetli yağmurlu

Balıkesir

26.03.2026

  • İMSAK 05:25
  • GÜNEŞ 06:51
  • ÖĞLE 13:15
  • İKİNDİ 16:44
  • AKŞAM 19:29
  • YATSI 20:49