
Yıllarını tiyatroya adamış büyüklerimin affına sığınarak bir şeyler kaleme almak istedim, tiyatro üzerine. Niyetim ukalalık taslamak değil kesinlikle. Sadece basit görünen bir mesleğin, bildiğim yanlarına dikkat çekmek istedim. Ve bu vesileyle böylesine zorlu bir mesleği icra eden sevdiklerime, tanıdık tanımadık tüm tiyatroculara teşekkür etmek istedim.
İşte yazım:
Bence, “Mesleğin ne?” sorusunun, “Her şey!” diye cevaplanmasıdır, “Tiyatrocu olmak!”
Bugün bir doktor, yarın bir öğretmen, öbür gün bir terzi, kasap vb…Olmak istediğin karaktere bürünüyorsun, en azından, birkaç saatliğine.
“Hangi saatler arasında mesai yapıyorsun?” sorusunun, ”Her an, her saat olabilir” diye cevaplanmasıdır, “Tiyatrocu olmak!”…Yani öyle, “Sabah git, akşam eve dön.” Hafta sonu tatil vb. değil! Ne güzel değil mi, bazen sabah evdesin, bazen gece…
“İş yerin nerede?” sorusunun, “Her yerde” diye cevaplanmasıdır, “Tiyatrocu olmak!”…Bugün bir şehirde, yarın bir okulda, öbür gün bir televizyon kanalında…Ne güzel, değil mi? Çoğu zaman, farklı bir mekân ve farklı bir heyecan!
“Günde kaç saat çalışıyorsun?” sorusunun “Belli olmuyor” diye cevaplanmasıdır, “Tiyatrocu olmak!”…Bu da çok güzel! Bugün iki saat, yarın altı saat, öbür gün üç saat!
Hadi, oturup düşünelim hep beraber. Madem ki bu kadar kolay, zevkli ve heyecan dolu, niye herkes tiyatrocu olmuyor? Düşüncelerimi şöyle açıklayayım sizlere. Tek kelimeyle ZORDUR tiyatrocu olmak da ondan. Yetenek ister, özveri ister, sabır ister, eşinden anlayış ister, azim ister, dinç olmak ister…Duygu durumun ne olursa olsun, kendini, rolüne vermek zorundasın. Çalışma yoğunluğuna ve boş saatlerine göre uykunu, ev içi ve ev dışı işlerini ayarlamak zorundasın. Malzeme tedarik etmek için araştırmak, gezip, ne gerekliyse bulmak zorundasın. Masa başında çalışır gibi iş biriktirme şansın yok. Ne yapıp edip, provalara katılmak ve o role bürünmek zorundasın. “Olduğu kadar” demeyip, en iyiye ulaşmak, candan alkışlanmak için çabalamak zorundasın. Hele bir de evliysen, olmadık zamanlarda yalnız bıraktığın ailene karşı empati kurmak zorundasın. Kimi zaman gece, hasta olarak yatağında başkasına emanet ettiğin çocuğuna bunun telafisini yapmak zorundasın.
Umarım düşüncelerimde bir abartı yoktur.
Her ne kadar, bu mesleği icra etmesem de, bir tiyatro âşığı olarak ve birkaç kez minik rollerle sahne tozunu yutmuş biri olarak tiyatrocuları bir nebze olsun anladığımı düşünüyorum.
Sanatın her dalında ayrı bir güzellik var evet ama ben, tiyatroculuğu bir adım önde tutuyorum. Telafisi yok! Her şey canlı. Her şey doğal ve içten. Seyirciyle göz göze, nefes nefese…Daha samimi yani. Bilmiyorum işte.
Her yıl 27 Mart geldiğinde, bir şeyler yazman geliyor içimden. Bu yıl kaleme aldıklarım da böyle.
Tiyatroya gönül vermiş, hayatını tiyatroya adamış sevgili arkadaşlarım, büyüklerim, küçüklerim…Sizlere keyifle çalışıp sergileyeceğiniz, alkışı bol oyunlar diliyorum.


