….”İki saat uyumak için saati kurmuştum. Uyuyamadım.
Balkona çıktım, gökyüzüne bakıyorum. Yıldızlara.
Gökyüzü yanıyor.
Bana acıyorum.
Yitip giden insana acıyorum” diyen yazarı tutukladılar, yıldızlardan söz ettiği için.
Bademler ve erikler ve kiraz çiçeğe durdu ve ak ak süslediler doğayı ve sonra arılar aldı bakireliğini doğanın ve tüm çiçeklerin ve sonra meyveler doğdu çiçeklerden…Çiçekler çeşit çeşitti ve hepsi güneşe ibadet ediyordu. Ve hepsi tutuklandılar.
“Şimdi burada kar yağıyorsa her yerde yağmalı, çocuklar üşüyor ve titriyorsa her yerde üşümeli ve titremeli çocuklar, yoksul köy çocukları, depremin evsiz ve sokaksız bıraktığı çocuklar…”
Böyle yazıyordu yazar, “Sınıf çatışması yaratıyor” dediler, yazarı tutukladılar.
ASLANIN
KRALLIĞINI
KİRLETEN
TİLKİLERLE
ÇAKALLARDIR
Aşk, sevgi, özgürlük, dayanışma, paylaşmak, saygı, hoşgörü, adalet, kardeşlik, grev, mavi, yeşil, sarı, beyaz, al bayraklar…Renklere boyanmış insanlık. Meydanlarda kardeşlik türküleri, meydanlarda horon…
Kimdir bu sözleri söyleten, mavi gözlü, saçları sapsarı, nazar boncuklu Boşnak güzeline?
Şair, tutuklandı.
Yaşlı ve gözleri karanlıklara dalmış bir kadın.
Yorgun.
Elinde silik, çok uzun zamandır taşınmış, kapkara gözlü, bembeyaz dişli, güleç bir kara çocuk.
Öldürülen (mi?) oğlunu arıyor yıllardır anne. Kaç yıl oldu, o da unuttu.
Tükürdü.
Son kalan tükürüğünü.
Tutukladılar.
“Gözlerin, gözlerin, gözlerin
Gün gelecek gülüm, gün gelecek
Kardeş insanlar birbirine
Senin gözlerinle bakacaklar
Gülüm senin gözlerinle bakacaklar.”
Umudu besliyordu şiir.
Şiiri tutukladılar.


