Kent yaşamına daldığımdan bu yana, doğa ile birlikte olmayı, doğayı solumayı çok özledim.
Değerli dostum, doğa serüvencisi Selahattin Atakhan ile yaptığımız o muhteşem Kapıdağ gezintileri anılarımın en güzel günlerini süslüyor hâlâ.
Kapıdağ…
Ne olağanüstü bir doğa…
X X X
Bir küçücük parkta soluklanırken daldım, gittim.
Otlara basmak, uzanıp sırtüstü yatmak, bir ağacı okşamak, dallarını sevmek…
Parkın küçücük doğası…
Özlem gideriyorum.
Hemen önümde oynayan serçeler, bir çalının arkasında pusuya yatan bir kedi.
X X X
Yürümeyi çok seviyorum.
Doğayla, insanlarla, AVM’lerle çevrili kent yaşamında yalnız başıma, her şeyi gözlemleyerek, kendi yalnızlığımda kalmak…
Yürümek…
Düşünce zenginliği doğuruyor bende.
Hemen durup bir küçük kağıda notlar alıyorum.
En çok da hoşuma giden bu.
Yürümek ve düşünmek, düşünmek ve yazmak.
Bana göre, insanın en zayıf olduğu an yalnızlık ama aynı zamanda en güçlü olduğu an da yalnızlık!
X X X
Arjantinli ünlü yazar Borges, “Ben geçmişin müridiyim” diyor.
Olabilir.
İnsan geçmişiyle yaşar.
Çıkamaz anılar denizinden.
Bu düşünceye biraz katılmakla birlikte geleceğin müridi olmak isterim.
Düş içinde yaşamak istiyorum, geleceğin bilinmez düşlerinde.
Geçmişin küllerinde değil.
İnsan aklının büyük tutkusu, büyük yaratıcılığı da bu olağanüstü gelecek düşünde, kurgusunda yatıyor.
Olanın içinde değil, olacak olanın düşü içinde yaşamak istiyorum.
Hep o soru kafamda: “Bin yıl sonra, bir milyon yıl sonra dünya nasıl bir dünya olacak acaba?
BEN GELECEĞİN MÜRİDİYİM bay Borges!


