Son yüz yıla girerken tek kutuplu dünyaya dönüşen dünyamızda başta Arap Baharı ve daha niceleri gibi ülkeler coğrafyasında yaşanan değişimler sonrası bozulan siyasi yapılar şimdi iki kutuplu dünyaya yeniden merhaba denilen bir değişimle tekrar 1960-70’li yıllara dönüşme arifesinde olduğunu görüyoruz.
Aslında iki yıl önce başlayan ve bütün dünyayı etkisi altına alan pandemi meselesi önceleri sadece bir sağlık sorunu olarak görünmüş olsa da sonrasında ekonomi olarak tüm dünya ekonomilerini alt üst eden çok ciddi bir sorun olarak görünmüş olsa da şimdi dünya çok daha değişik bir durumla karşı karşıya kalmış gözüküyor.
Hatırlarsak eğer önceleri doğu – batı arasındaki tedarik zincirleri konusu tartışılırken şimdi soğuk kış günlerinde bu kez enerji meselsinin öne çıktığını görüyoruz. İyi bilindiği gibi Türkiye olarak hem enerji hem de tedarik konusunda çok önemli bir kavşak noktasında bulunmamız nedeniyle uluslar arası siyaset arenasında atacağımız siyasi adımların böylesine çok nazik ortamlarda çok yakından takip ediyor olması da kimseyi şaşırtmamalı.
Örneğin bu gün ABD, AB ile Rusya ve Çin ilişkilerine baktığımızda adı tam olarak konmasa da İkinci Dünya savaşından bu ne kadar çok da görülmeyen bir diplomasi trafiğine şahit oluyoruz. Burada konu her ne kadar ekonomi bağlantılı gibi görünmüş olsa da bence esas meselenin eskiden soğuk savaş yıllarında olduğu gibi doğu- batı arasındaki sınırların teşkil edilmesi gibi yeni bir düzen kurma maksadını taşıdığını söylemek istiyorum. Ve bu maksada ek olarak da bu kez ekonomi ağırlıklı enerji üreten ve dağıtan ülkelerinde bu konuya dahil edilmesiyle daha geniş, daha kompleks bir sorunun uluslar arası siyasetçileri beklediğini söyleyebiliriz.
Aslında şu yaşanan siyasi ve ekonomik sorunlara baktığımızda önümüzdeki dönemde bulunduğumuz coğrafyanın dünyada en fazla etkilenen coğrafyası olacağı kaçınılmazdır. Ve hatta son iki yıl içinde dış siyasetinde pozitif anlamda adımlar atan Türkiye’nin böylesi bir siyasi ortamda en az hata ile kendi kazanımlarının peşinde belirleyici bir siyasi figür olarak çalışmalarını sürdürmesi mümkün olabilecek mi?
Sonuç da bu gün dünya ciddi anlamda siyasi bir belirsizliğin içinde yürüyor. Türkiye olarak bizler her gün başta ekonomi olmak üzere iç politika tartışmaları içinde günümüzü doldururken çevremize de bakabilmeyi ne kadar becerebileceğiz bunu da zaman gösterecek ama bu konunun da en az ekonomi kadar geleceğimizi ilgilendirdiği gerçeğini unutmamalıyız diyorum.
