Ben yaşarsam baharda yaşarım.
Yaşadım derim.
Ne kışın saçma sapan soğuğu, ne yazın o yakıcı, yapışkan sıcaklığı, ne de o sonbaharın pis, sıkıcı, bitik, yalnızlığa sarınmış o güz günleri. Ben yaşadığımın farkına baharda varırım.
Her yanım çiçek çiçek, şırıl şırıl akan o dere suları, suda banyo yapan serçelerin dansı.
Baharı öp, başına koy!
X X X
Toplumsal yaşamın içinde, yaşam çeşitliliği de var.
Beklenmedik, bilinmeyen bir günde bir virüs salgını yaşamı bir günde tekdüze yapabiliyor. İnsan biyolojik yapısının tanımadığı bir virüs, korkunç bir hastalık yaratarak ölümlere, kırımlara neden oluyor. Var olan yaşam bir anda, tüm özgürlükler yok olarak, bireysel bunalımlara, yok oluşlara, ekonomik, sosyal, kültürel, tüm yaşamda karabasan oluveriyor. Yaşama dönüş umudu o kadar güçlü ki…
İnsanlık hangi virüse, hangi pandemiye yenilmiş ki…
Yoksullukla boğuşan, gözleri öfke dolu insanlar…Lal olmuş diller. Öfkenin ve sözün pusulasını şaşırdığı, düzen değil de insanlara, insanların birbirlerine öfke ve kızgınlıkla yöneldiği zamanlar. Bu haksızlıklar selinin ortasında çığlıkları korkunun karanlığında duyulmayan insanlar. Bir işe, çalışmaya, ailesinin açlıklarını dindirmeye çalışmanın derdinde yanıp tutuşan insanlar…Yaşamını özgürlük, adalet ve emekle süslemek isteyen insanların o gözleri, o sözleri…
Yakıcı ve kahredici.
X X X
Demokratik olmayan, faşist ve diktatoryal ülkelerde, insanların demokratik istekleri önemli değildir. Çoğunlukla yerine getirilmez, uygulanmaz. Önemli olan, devlet düzenini ele geçiren egemenlerin ve onların erk düzeni yöneticilerinin istekleri, çıkarları. Halkın istek ve çıkarları için yaptığı/yapacağı en küçük bir protesto, bir başkaldırı hali en şiddetli bir söz yalanı salvosu ve/veya emniyet güçleri ile acımasızca bastırılır. Korku, sessizlik, itaat ve biat doğurmalıdır.
X X X
Bahar düştü, düşecek doğaya.
“Pışık” yapan güneşin sıcaklığı, badem ağacının çiçeklerine “merhaba” dedi bile…
