Serhat Filiz


Hayır demeyi bilmek

Hayır demeyi bilmek


Üreten biriysen, senden beklenen şey çoğu zaman üretimin kendisi değil, üretimini ücretsiz sunmandır. Ressamsan hemen “bizim ailecek şöyle bir yağlı boya portremizi çiz” denir. Kitap yazdıysan “bir tane de bize hediye et” cümlesi rahatça kurulur. Fotoğraf sanatçısıysan gel bizim düğünün fotoğraflarını çek denir. Sahneye çıkıyorsan, çaldığın mekâna gelip yiyip içip hesabı ödemeden gitmeyi, bunu senin ödemeni doğal görür. Gitar çalıyorsan her ortama gitarını getirmen, masayı şenlendirmen beklenir.

Garip olan şu: Kimse bir avukata “Bir sözleşme de bize bedavaya hazırlayıver” demez. Doktor bir tanıdığına yemekten sonra reçete yazdırmaya kalkmaz. İnşaat malzemeleri satan bir dostuna gidip “Sevabına iki ton demir, yirmi çuval çimento ver” diyemezsin. Çünkü orada değerin maddi karşılığı nettir. Mal somuttur, fiyat bellidir.

Sanatın ve emeğin değeri ise çoğu zaman görünmez kılınır. Çünkü ölçülmesi zor olan şeyler, ciddiye alınması da zor şeylerdir. Üstelik bu mesele yalnızca sanatla sınırlı değildir.

Aynı şey fedakârlık için de geçerlidir. Bir kurumda elini taşın altına koyarsın. “Bir defalık” dersin. “Şimdilik ben yapayım” dersin, üstlenirsin. Hafta sonu çalışırsın, fazla mesai yaparsın, başkasının sorumluluğunu sırtlanırsın. Başta takdir edilir gibi olur. Sonra bir süre geçer ve o fedakârlık normalleşir. “Nasıl olsa yapıyor” cümlesi görünmez bir etikete dönüşür.

Yöneticiler çoğu zaman fedakârlığı ödül gibi değil, kapasite göstergesi gibi okur. Sen bir işi gönüllü yaptığında, o iş bir süre sonra görev tanımına eklenir. Bir kez sustuğunda, susmak karakter özelliğin sanılır. Bir kez fazla sorumluluk aldığında, sınırın o zannedilir. Ve fedakârlığın, bir erdem olmaktan çıkar; üzerine yapışan bir zorunluluğa dönüşür.

Burada da aynı kültürel problem vardır. Eğitim sadece bilgi yüklemek değildir; sınır koymayı öğretmektir. Nezaket sadece rica etmeyi bilmek değildir; karşıdakinin emeğini ve zamanını suiistimal etmemektir. Görgü, “yapıyor” diye birine sürekli daha fazlasını yüklememektir. Bir ülkede insanlar “hayır” demeyi öğrenemiyorsa, diğerleri de “yeter” demeyi öğrenmez.

Üstelik tuhaf bir gerçek daha var: Fazla mütevazı ve fazla fedakâr olduğunda, çoğu zaman daha az değer görürsün. Gürültü yapan, kendini sürekli pazarlayan, hatta içi boş iddialarla ortada dolaşan kişiler daha görünür olur. Gürültü kar sayılır. Sınır koymayan ise sessizce kullanılır. Bu, adil değildir ama gerçektir.

O yüzden mesele sadece emek değil; sınırdır. Fedakârlık değerlidir ama süreklileştiğinde sömürüye dönüşebilir. İyilik erdemdir ama sistematik hâle geldiğinde görev gibi algılanır. Değerini hatırlatmadığında, başkaları senin adına bir değer biçer ,genellikle düşük bir değerdir bu.

Üretmek risk almaktır. Fedakârlık yapmak da risk almaktır. Görünür olmak rahatsızlık yaratır ama görünmez olmak da kaybolmaktır. Hayal kuran ve sorumluluk alan biri, zaman zaman yalnızlaşmayı göze alır. Destek güzeldir ama yokluğu bir son değildir; filtredir. Gürültü dağılır, kalabalık azalır, geriye gerçekten yanında yürüyenler kalır.

Mütevazı olmak başka, kendini silmek başka.
Fedakâr olmak başka, sınırsız olmak başka.
Emeğe saygı da, fedakârlığa saygı da ancak bilinçle mümkündür.

Bunların hepsi benim başıma geldi, geliyor. 

Ben bu döngüden şöyle çıktım. Benden portre çizimini isteyen biri oldu geçenlerde. Adamın mobilya dükkânı var. “Elbette çizerim,” dedim. “Sen de bana bir oturma grubu, bir de sekiz kapılı dolap gönder. Nakliye senden.” Bir an durdu. “O iş öyle olmaz,” dedi. “Onlar para.”
“Benimki de para.” dedim. 

Sürekli eşinin dostunun, hatta uzaktan akrabalarının karakalem resmini isteyen birine, tamam yaparım dedim. Ama iki düzine kurşun kalem, tanesi 500 tl olan şöhler kâğıtlardan şöyle yirmi otuz tane, bolca da ressam silgisi al, yapayım dedim. Bir daha istemedi böyle bir şey.

Fotoğraf da çektiğimi bilen biri, bir düğün çekimi istendi. “Tabii,” dedim. “Standart paketim şu kadar. Ama madem kıyak diyorsun, sen de bana bir tatil organize et. Uçak biletleri business olsun.” Konu orada kapandı.

“Akşama gitarı getir, iki şarkı yaparsın” diyen oldu. “Getiririm,” dedim. “Ama sahne ücreti var. Ayrıca bu akşam beni dinlemeye geliyorsan masanın hesabını da sen ödüyorsun. Alkış bedava, performans değil.”

Yazdığım çocuk kitaplarından onbeş- yirmi tane isteyen birine ( sitedeki çocuklara dağıtacakmış ), olur ama sende bana falanca dünya klasiklerinin yeni basımından al, 24 kitap… Takas yapalım dedim.” Çok bozuldu, bir daha da istemedi.

Ekstra görev yıkmaya çalışan bir yöneticiye de şunu söyledim: “Yaparım. Yazılı görev tanımına ekleyelim, maaşı da güncelleyelim.” Bir daha “nasıl olsa yapıyor” cümlesi kurulmadı.

Küstahlık mı? Hayır. Denge.

İnsanlar çoğu zaman kendi alanlarından bir karşılık duyana kadar emeğin değerini anlamıyor. Sen talep etmezsen, talep etmeyi öğretmezsen, herkes senden ister. Sınır koymadığın yerde saygı beklemek saflık olur.

Hayır demeyi bilmek en büyük özgürlük. 04/03/2026

  • BIST 100

    15811,65%0,39
  • DOLAR

    43,95% 0,01
  • EURO

    51,20% 0,17
  • GRAM ALTIN

    7278,79% 1,05
  • Ç. ALTIN

    11964,95% 0,98
  • Çarşamba 12.3 ° / 1.7 ° Güneşli
  • Perşembe 14.5 ° / 1 ° Güneşli
  • Cuma 13.9 ° / 3.2 ° Güneşli

Balıkesir

04.03.2026

  • İMSAK 06:08
  • GÜNEŞ 07:31
  • ÖĞLE 13:25
  • İKİNDİ 16:36
  • AKŞAM 19:10
  • YATSI 20:27