Irgat, koşa koşa ağasının yanına gelir. Heyecanla, “Ağam” der. “Dün akşam rüyamda seni gördüm valla.”
Ağa, ırgatın heyecanlı haline bakıp gevrek gevrek güler:
“Hayırdır len, nasıl gördün? De bakiim.”
Irgat, anlatır:
“İkimiz de aynı uçakta seyahat ediyorduk. Başlangıçta ne güzel gidiyorduk, bulutların arasında…”
“Eeee, sonra bir şey mi oldu?”
“Oldu ya ağam… Sonra çok kötü bi şey oldu. Uçak birden arıza yaptı, motorlar durdu, baş aşağı yere düşmeye başladı…”
“Deme len! Öldük mü yoksa? Desene sonra ne oldu?”
“Ölmedik ağam… İkimiz de uçaktan boşluğa fırladık. Müthiş bir hızla düşüyorduk…”
“Uzatma len, uzatma Allah’ın belâsı! Çabuk anlat, ne oldu?”
Irgat, ağayı kızdırmaktan korkar:
“Anlatıyorum ya ağam… Anlatıyorum işte… Ben dışkı dolu kocaman bir fosseptik çukuruna düştüm, sen de bir bal çukuruna düştün…”
Ağa, gevrek gevrek güler:
“Olacak o kadar fark, değil mi yaaa? Ağalığım, rüyada bile belli olmuş! Sen dışkı çukuru, ben ise bal çukuru… Hah ha! Sonra ne oldu?”
Irgat, boynunu büker:
“Sonra ağam, birbirimizi sabaha kadar yalaya yalaya temizledik!”
