İslam ülkeleri çağını yakalayamamış, geri kalmış toplumlar bütünüdür.
İçe dönük, kendi taş duvarları ardına kapanmış, sessiz, çığlıksız toplumlar ne çağdaş üretim yapabilirler, ne değişirler, ne değiştirebilirler.
X X X
İslam ülkelerinin tümü bilimsel-teknolojik işgal altındadır. İleri teknolojik dev emperyalist ülkelerin yönetimi ve sömürüsü altında, sessizce yaşayan, bu düzene baş eğen, alışmış, uymuş, kabullenmiş ölü toplumların İslam ülkeleri, toplumları.
X X X
Bilimsel-teknolojik ürünleri, yaşamın her alanında, tıptan otomotive, günlük araç-gereçten, bilimsel makalelere, iletişimden, gıdaya insanların kullandığı ne varsa hepsini bu bilimsel teknolojik devler üretiyorlar.
BİZ TÜKETİCİYİZ. MÜŞTERİYİZ. ONLARSA ÜRETİCİ, SATICI.
X X X
Laik-bilimsel düzeni kuramayan İslam ülkeleri, bu var olma sınavında her gün, bir günü kaybediyorlar. Ve her geçen gün, bu korkunç değişimden uzak kalan İslam ülkeleri, yoksulluğa, açlığa ve ölüme daha maruz kalıyor.
X X X
GÜNEŞ
SADECE AKİL VE BİLİMİ KULLANAN ÜLKELERİ AYDINLATIYOR.
Karanlığın en kötüsünü, savaş ve ölümün yıkıcılığını hâlâ İslam ülkeleri yaşıyor.
Peki, İslam ülkelerinin kurtuluşu, YAŞAYAN VE ÜRETEN TOPLUMLARA DÖNÜŞMESİ olası değil mi?
Evrende ve dünyada hiçbir şey sonsuz değildir. Yok oluş ve var oluş evrenin ve bizim dünyamızın DEĞİŞMEZ kuralıdır.
Bir gün…
İslam ülkeleri de insan aklının ve bilimin sonsuz gücüne inanır. BİLİMİ İNSAN AKLI İLE BULUŞTURURSA, laik ve demokratik bir toplum düzeni oluştursa, dinsel dogmaların karanlığından kurtulursa, işte o gün, o yüzyıllar, İslam dünyasının dünya toplumları arasında GÜNEŞ GİBİ PARLADIĞINI da görecektir insanlık…
X X X
Tarih, yaşanmış olayların not defteridir.
Halklar, kendi not defterlerinden ders alıp, kurtuluş yolunun taşlarını akıl ve bilimle döşerlerse, aydınlık yarınlara kavuşur, İŞGAL’den kurtulurlar.
Böyle biline…