Bizim işimiz öldürmek…
Biz öldürürüz!
Önce bizi var eden doğayı öldürmekle başladık işe. Uygarlıkların beşiği Anadolu’yu çöle çevirdik. Koca Konya ovası obruklarla elik eşik oldu. İlkel sulama yöntemleri ile göllerimizi kuruttuk, atık havuzuna çevirdiğimiz dereler, nehirler, zehir dolduğu için canlılara mezar oldu. Güzelim ormanlarımızı ya maden arama ile ya da RES dikerek kel tepelere dönüştürdük. Denizlerimizdeki balık rezervi ve türleri o kadar azaldı ki, nereye dokunursan bin ah işitirsin!
X X X
Bizim işimiz öldürmek…
Biz öldürürüz!
Kentleşelim diye köylerimizi öldürdük. Kentlerimizi de…
Aile tanımı, köy tanımı can çekişiyor. Toprak terk edildi. Üretmeden tüketimin girdabına dalan toplum da can çekişiyor.
Yoksulluk, paçalarımızdan dökülüyor.
X X X
DEVLET denilen kutsalımızı öldürdük. Kurumlar ile bir bir anlam ve değerini kaybetti. Sayıştay, Danıştay, Yargıtay gibi devletin kendisi olan kurumlar, derin bir suskunluğa sokuldu. “Anayasa Mahkemesi bile kapatılsa da olur” düşüncesine geldi. Beş yüz yıl önce bir Fransız kral 14. Luis, “l’etat est a moi”(devlet benim) demişti. O günlere mi döndük?
Demokrasiyi de biz öldürdük.
Bizim işimiz öldürmek!
X X X
Çocuklarımızı dövmek, kadınlarımızı öldürmek “vaka-yı adiye” oldu. Her gün dayak haberi, bir kadın faciası!
EN KÖTÜSÜ, EN KORKUNÇ OLANI, BU ÇOCUKLARI DÖVME ve KADIN CİNAYETLERİNİN ARTIK SIRADAN BİR OLAYMIŞ GİBİ ALGILANMASI…
Doğayı öldürüyoruz.
Köylerimizi, kentlerimizi keza.
İnsanlarımızı yoksulluk, açlık, virüs saldırısı ile baş başa bırakarak öldürüyoruz.
Biz öldürürüz!
İşimiz bu!
