Merhaba değerli okurlarım bugün sizlerle yaşadığımız bu kötü günlerin ‘kader’ mi yoksa dünyamızı bu hale bizler mi getirdik. Bu konuyu işlemek istiyorum. Hazırsanız başlayalım.
Yangınların, sellerin ne zaman ve nasıl olacağını depremlerin ne zaman ve nasıl bir yıkım yapacağını tahmin edebiliyoruz. Halk bu yaşananları biliyor görüyor ve olan bitenin farkında. Bizleri yönetenlerin, aydınların görmediği ve farkında olmadığı ise halkın bildiği farkında olduğu işte bu görmemezlik ve umursamazlık bazı gerçekleri anlamaktan uzaklaştırıyor bizleri yönetenleri.
İnsanı doğayı anlamaktan uzaklaştırdığı gibi, aynı zamanda da kendini doğanın sahibi gibi hissetme yanılgısına soktu. Bu yanılgıya düşen yöneticiler, bugün kendilerini dünyanın merkezine koyup, her şeyi en iyi ben bilirim, ben yaparım diyerek sağlıksız bir bakış açısıyla olayları yorumlamaya koyuldu.
En gariplerinden birisi de ‘’Kader’’ anlayışı oldu.
O hâlde, bilerek tercih ettiğimiz, hiçbir zorlamaya maruz kalmaksızın karar verip işlediğimiz bir suçu, kendimizden başka kime yükleyebiliriz? Nasıl kader diyebiliriz?
Bina yaparken demirden çimentodan çal, sonra yıkılınca kader’ de.
Dere yatağına ev yapmaya onay ver sonra kader de. Bu nasıl anlayıştır.
Eğer senin yaptığın bina sağlamsa depremde hiçbir şey olmuyor, hile ile yapıldıysa altında kalıyorsun. Sonra kalkıp buna kader diyemezsin.
İnsan yaptığından sorumlu olmasaydı, “iyi” ve “kötü” kelimeleri manasız olurdu. Kahramanları takdire, hainleri aşağılamaya gerek kalmazdı. Çünkü her ikisi de yaptığını isteyerek yapmamış olurlardı. Hâlbuki hiç kimse böyle iddialarda bulunmaz. Vicdanen her insan, yaptıklarından sorumlu olduğunu ve rüzgârın önünde bir yaprak gibi olmadığını kabul eder.
Değerli okurlarım;
İnsan doğaya çok haksızlık yaptı canını çok acıttı.!
Doğanın dengesiyle oynayarak, sessiz kullarına yapılan zulümlerle, ahlaksızlıklarla, suçsuz insanların ölümlerine seyirci kalarak, dünyanın dengesini yaşamı o kadar bozdular ki adeta dünya kendi intikamını alıyor.
Yaşadığımız Dünya’da yaptıklarımız, dünya iklim krizlerine neden oluyor, küresel ısınmada bizler sorumluyuz. Depremlerde sağlıksız binalar yaparak ve buna onay vererek bu depremlerde ölenlerden bizler sorumluyuz. Doğa’ya meydan okurcasına Dere yataklarına ev yaparak ve buna onay vererek yaşanan felaketlerden bizler sorumluyuz.
Zaten dünya tarihi boyunca yok olan hiçbir zaman doğa olmamıştır, yok olan her zaman insanın kurduğu yaşamdır.
Değerli okurlarım;
Kıyamet gününü beklemenize gerek yok. Şu an her insan kendiyle sınanıyor. Kader senaryoları ile depremleri, hastalıkları, düşünerek yas tutarak değil, acaba bu hayatı nasıl dosdoğru yaşayabilirim, haksızlıklar karşısında nasıl tepki verebilirim, doğruların yanında nasıl durabilirim diye düşünmeliler.
Allah ilk ayetinde oku derken sadece kuran-ı Kerim’i değil hayatı, insanları, doğayı her şeyi oku dediğini bu insanoğlu bir türlü anlamadı.
Hangi dinde olursa olsun Allah’ın emri netti insanı, doğayı yaşat ki yaşayasın.
"Unutmayın ki, halkın bilgisizliği, kabalığı sarhoşluğu, hastalıkları, yoksulluğu, bunların hepsi sizin ayıbınız, sizin suçunuzdur." Diyor bir daha böyle bir ‘kader’i yaşamamak dileğiyle…
Sevgiyle kalın…
Hoşça kalın…
EĞİTİMCİ YAZAR – SONER ATABEK
