“Taşımalı eğitim” denilen çağ dışı, ilkel, ucube bir sistem/uygulama ile evlerinden alınıp, uzak yerlere eğitim-öğretim için taşınan ilkokul çocukları, küçük çocuklar… Sabahın köründe uykularından uyandırılan, kahvaltı bile yapmadan minibüslere tıkılan çocuklar… Uykulu çocuklar, arabada uyuyan çocuklar, ne olduğunu bile anlamadan ölüp giden çocuklar…
Bindikleri minibüs devrilince beş çocuk öldü. Yaşamın güzelliğine tutunmanın uğraşında beş çocuk, bu çocukların güzel gözlerine bakan sevgi dolu aileleri acı vurdu, ölümün ateşi düştü ailelerin ocaklarına.
Ateş düştüğü yeri yakar, yaktı.
X X X
Bu çocuklar, ah çocuklar, köydeki okul kapatılmasaydı, bayrak dalgalansaydı, öğretmen olsaydı çocuklar uykularına doyar, kahvaltılarını yapar, okula koşa koşa giderlerdi.
Öğretmenini gözler, arkadaşlarına sarılır, oynarlardı. Okul ve arkadaş sıcaklığında bir eğitim-öğretim görürlerdi.
VE BU BOZUK, ÇAĞDIŞI, GUDUBET, İLKEL BİR TAŞIMALI EĞİTİMDE YÜZLERCE ÇOCUK ÖLMEZDİ. BURASI ÖLÜ ÇOCUK ÜLKESİ OLDU.
X X X
Şimdi köylerde hayat da öldü. Ölü köyler! Bu taşımalı eğitim düzeni köylerdeki canlılığı, hayatı aldı, götürdü.
Köylerde insan kalmadı. İnsanlar, çocukları ile birlikte kazalara, kentlere taşındılar.
Şimdi köylerde ne tavuk sesi, ne kuzu melemesi. Köylerde üretim bitti. Köy ekonomisi, aile ekonomisi, kendine yeterli bir ekonomi çöktü.
X X X
ÇOCUK SESİ KÖYÜN SÜSÜYDÜ, HAYATIN NEŞESİYDİ. KÖY OKULLARI HEMEN, DERHAL, ŞİMDİ AÇILMALI. YOKSA BU ÜLKE, ÖLÜ KÖYLER ve ÖLÜ ÇOCUKLAR ÜLKESİ OLUR.
Biline.



