Mansur kardeşimden aldım.
Size sundum.
Çinli işçi Şi, elinde kazma, kürek yola koyulur.
Tarlada, pirinçte çalışan dostları görüp sorarlar:
-Nereye böyle kazma, kürek yoldaş Şi?
Şi, hiç duraklamadan:
-Şu dağı tarlaya dönüştüreceğim, der.
Köylüler şaşkın:
-Yahu Şi, şu koca dağı tarlaya çevirmeye senin ömrün yeter mi?
Şi, şöyle bir düşünüp cevap verir:
-Yetmez elbet. Ama ben başlayacağım, ilk kazmayla, sonra oğlum devam edecek. Sonra da torunum. Ve bir gün, o koca dağı tarlaya çevireceğiz, mutlaka. Kalkıp yoluna devam eder Şi, omzunda kazma kürek…
X X X
UMUT ÖLÜMSÜZDÜR.
İnsan umudunun hiç bıkmadığı, yenilmediği, kaybolmadığı, hep var olduğu, ilk insandan bu yana, mitolojilere de girerek yaşatılmıştır.
Gılgamış’ın ölümsüzlüğü aramasından, Sisifos’un yenilgiyi asla kabul etmemesinden, Don Kişot’un düşman bildiği yel değirmenlerine yalın kılıç saldırması, Campenella’nın, devrimlerin devrimci doğurmasına kadar…Her düşünce ve her değişim umudun varlığının, insanı yaşatmasının yansımalarıdır.
Umut, devrimci değişimin oluş nedenidir.
VE ANCAK İNSANLA VARDIR UMUT…
X X X
Umut, yeniyi yaşatmanın adıdır.
Yeni yaşam şekilleri yaratan, ilk yaşam sitelerini kuran, insanları bilinmeyen yerlere sürükleyen, insanın maceracı ruhunu kamçılayan bir içsel dürtü yaratan umut…
Hep başka, hep daha iyisi, hep daha güzeli…Koca okyanusları ufacık gemilerle aşmanın korkusuzluğunda hep bu umutlara sarınmıştı insan. Keşifleri başarmış, yeni zenginlikleri ele geçirmiş, bilim ve teknolojide büyük devrimler yaratmıştır.
Hep umut uğruna.
Şi’nin büyük umudu da bir gün gerçekleşir.
Hiç kuşkunuz olmasın.
Ve sonra mı?
Yine bir büyük umut.
UMUDUN ÖLÜMSÜZLÜĞÜ…


