ORUÇ TUTMAYIN SAVM YAPIN!
Her insanın, ailesi tarafından kendine verilmiş özel bir ismi olduğu gibi ibadetlerin de onları isteyen Yaratıcı tarafından verilmiş özel isimleri vardır. Yalnız ibadetler; insanlar gibi özel isimleri ile tanınmakla kalmaz, verilen isimle hedef isteğin ne olduğunun anlaşılmasını da sağlar. O nedenle; bir ibadetin anlamını kaybedip içinin boşaltılmaması için tercüme ederken tam karşılığını bulamıyorsak, doğrudan doğruya Kur’an’da olduğu şekliyle kullanmamız en doğrusu olacaktır. Keşke atalarımız da öyle yapsaydı. Ama maalesef olmamış. Mesela; abdest, namaz, oruç kelimelerini ele alalım. Hiçbiri ne Kur’an’daki isimlerinin tam karşılığıdır ne de Türkçedir. Hepsi Farsçadan geçmiştir. Bu durum; Abdullah için Apo, İbrahim için İbo demek kadar abes olduğu gibi, isimlerin vermek istediği amacı yok ederek başka mecralara sevk edecek kadar da anlam değişmesine sebebiyet vermektedir.
Ramazan ayı münasebetiyle oruç kelimesini ele alalım. Böylece Kur’an’ın savm/sıyam dediği ibadete oruç denilerek, kavramın içinin nasıl boşaltıldığını ve ibadetin özünün nasıl kaybolduğunu net olarak görelim. Tabii ki bu anlayışın, Müslümanları nerelere ve nasıl savurduğunu da.
Farsçada ruze=gün demektir. Nitekim, baharın gelişini müjdeleyen güne nevruz/yeni gün dendiğini biliyorsunuz. Eski Türkçede R/r ile kelime başlamadığı için dedelerimizin/ninelerimizin Ramazan yerine Iramazan, Raziye yerine Iraz dediklerini de duymuşsunuzdur. Bunun için Farsçadaki ruze, Türkçeye oruç olarak geçmiştir.
Oruç; günü tutmak demektir. Nitekim Fıkıh ve İlmihal kitaplarında orucun; “Tan yerinin ağarmasından güneş batıncaya kadar yeme içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır” diye tarif edildiğini görürsünüz. Onun için de orucu bozanlar arasında helal yolla kazandığınız ekmeği yemek ve suyu içmek bulunduğu halde; kul hakkı yemek, yalan söylemek, rüşvet alıp vermek, işe hile karıştırmak, adaletsizlik, hırsızlık, haksızlık, hukuksuzluk ve zulüm yapmak ….. gibi haramların orucu bozduğuna dair bir madde bulamazsınız. Bu durumda Muhammed (as)ın; ”Nice oruç tutan var ki, orucundan kendine kalan sadece açlık ve susuzluktur” (İbn Mace, Sıyam, 21) sözünün, nereye gittiğini sorgulamak gerekmez mi?
Konuyla ilgili Kur’an’ın verdiği isim ise savmdır. Savm; insanın kendini tutmasıdır. Nitekim Meryem Suresinde Allah’ın Meryem annemizi, rehberlik ederek yönlendirmesi tam da bu anlamı ifade eder: “Artık ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer bir beşerle karşılaşırsan; ben Rahman’a savm adadım. O nedenle bugün hiç kimseyle konuşmayacağım, de.” (Meryem:19/26)
Olayı kısaca hatırlayalım: Genç bir kız olan Meryem’e bir erkek çocuğunun olacağı müjdelenir. Meryem; “Bana bir beşer dokunmadığı halde bu nasıl olur?” diyerek şaşkınlığını ifade eder. Bunun üzerine Allah için bunun kolay olduğu/Allah için imkansızlığın olmadığı bildirilir. Meryem, toplumdan uzakta çocuğunu dünyaya getirip de kucağındaki bebekle halk arasına çıktığı zaman insanlar; “Ailen iyi insanlardı, iyi bir ailenin evladı olarak bunu nasıl yaptın” şeklinde yargılayıcı ve kınayıcı ifadelerle üzerine gelirler. İmtihanın büyüklüğünü görüyorsunuz değil mi? Meryem’in yerinde siz olsanız, kendinizi savunabilir miydiniz? Savunsanız da kendini hem savcı hem de hakim yerine koyan beyinsiz kalabalıklara derdinizi anlatabilir misiniz? İşte onun için Allah Meryem annemizden, kimseyi muhatap almamasını ve sadece savm etmesini/kendisini tutmasını istemiştir.
Ramazan ayında iken lütfen dikkat edin ve toplumu gözlemleyin! Konuşmalarda ses tonunun yükselmesi, trafikte kargaşa, kavga ve toplumda hareketlenmenin zirve yapması, hep iftar saatlerinde olur. Sebebi çok basit. İnsanlar kendini değil günü tutmaktadır. Gün bitmek üzere ama güne paralel olarak sabırlar da tükenmek üzeredir. Hatta aç ve susuz kalan insanın midesi olduğu halde, oruç mideme vurdu diyeni hiç duymazsınız ama oruç beynime/başıma vurdu diyenleri fazlaca görebilirsiniz.
Oruç; insanın dışındaki zaman ve şekli kurallarla ilgilidir. Savm ise; doğrudan ibadeti yapan insanın kendisi ve işin özüyle ilgili bir eylemdir. Bunun için oruç tutanla savm yapan arasında asla mukayese edilemeyecek farkların olması kaçınılmazdır. Bunun en temel sebebi şudur: Oruç tutan, kendisini belirtilen zaman ve şekli kurallara bağlı olarak bazı organlarına sınır koyarken savm yapanın; zaman ve şekli kurallara ihtiyaç duymadan tüm varlığı ve benliğine sınır koymasındandır. Bu da bir yerde, hayatı yeniden inşa ve ihya etmenin eylemidir. O kadar ki, yanlışı/haramı/ahlaksızlığı/zulmü… söylemek ve yapmak şöyle dursun, doğruyu bile ölçülü ve ihtiyaç olduğu kadar yapmaktadır. Ayette olduğu gibi ihtiyaç yoksa ya da fayda sağlamayacaksa onu da yapmamaktadır.
Onun için oruç tutanlardan değil savm yapanlardan olmanız temennisiyle, Ramazan ayını huzur ve mutluluk içinde geçirmenizi dilerim.
--------------------------------------------------------
Zübeyir ÇÖMLEKÇİ - 20 / 02 / 2026


