Bazen oturun bir banka…
Yalnız başınıza…
Rıhtımdaki yalnız ayak seslerini dinleyin…
Yalnızlık insan düşüncesini öylesine besler ki…
Tabii yolun yarısını geçmiş bir insanın bir banka yalnız başına oturması, geçmiş günlerde dolaşması, çocukluk anlarının, bir martının çığlıklarında, bir küçük teknenin körfeze açılmasındaki patpat telaşında film şeridi gibi yaşanmasının anlarıdır belki…
Yoksa kim ister yalnızlığı. Geçmişi anı olan, geleceği azalan insan ister, arar yalnızlığı…Yalnızlık acı yüklüdür çokluk çünkü….
ŞİMDİ GÜZEL BİR DENİZ KARŞIMDA, ÇIRPINTILI, DEHŞETLİ MAVİ BİR DENİZ TUTMUŞ DA BİR UCUNDAN BAKIYOR UZAKLARA…
UZAK UZAKLIĞINDA,
BEN KENDİ YAKINLIĞIMDA YALNIZIM…
Birden bir kırlangıç sürüsü kanat çırpıyor uzaklara, martılar şaşkın, simitçinin dolabının üstüne koyduğu radyodan bir Urfa havası, okul kaçkını iki âşık sarmaş dolaş, aşkın sıcaklığı saçılmış rıhtıma…
Herkes kendine göre bir hayat türküsü tutturmuş yangınlar ortasında.
YANGINLAR ORTASINDA
NOTALARI KURŞUNLANMIŞ BİR ŞARKIDIR YALNIZLIK!
Bazen oturun bir banka…
Yalnız başınıza…
Dalıp gidin uzaklara…
Hele o uzaklar denizle başlıyor, denizle bitiyorsa.
Sırtını verdiğin şu koca yaşlı çamın dili olsa da konuşsa.
On yaşlarında bir çocuğun çam fıstığı bulmak için o hırsız telaşında yüreğinin ilk pırpır edişi. Diz boyuna kadar yağan karın sığırcık kovalama sıcaklığında, ilk göz ağrısına çaktırmadan kar topu atışlar…
Sabah süt satmanın çocuksu yorgunluğuna, okul çıkışı yoğurt satmanın zoraki telaşı…
Dudaklarında çocuksu bir gülümseme…
Yaşlılığın değirmeninde öğütülen çocukluk anıları işte…
Bazen oturun bir banka…
Yalnız başınıza…
Oynaşıp duran genç martıların çığlıkları takılmış bir teknenin peşine, bir balık kapabilmenin umuduyla uzaklaşıp gidiyor.
Herkes umut taşıyor.(Yoksa umut mu herkesi)
Şu bankta yalnız başına oturan yaşlı…
Şu simitçi…
Şu seyyar satıcı belki…
Şu merhamet yapan balıkçı…
Şu rıhtımda bir başına dolaşan ayak sesleri…
