Toplum dinsel inanç kıskacında, mezhepler, tarikatlar salvosunda, vakıflar soygun sarmalında savurup duruyor.
Öyle bir savruluyor ki, bu tarikat ve mezhepler sarmalının dışında kalanlar, zavallı, yersiz-yurtsuz, terk edilmiş insanlar gibi algılanır oldu.
Toplum, tam bir aptallık, cahillik cinnetinde, şaşkın ördek gibi, ne yapacağını, ne olacağını bilmeden izliyor. İzlemekten başka bir şey de gelmiyor elinden.
Korku ve şaşkınlık.
X X X
Kapıkulu zihniyeti yüz yıl sonra yine hortladı.
Cumhuriyet yönetiminin yurttaş, vatandaş yapmaya çalıştığı, bu bilinç için yoğun evrimsel değişimler yaptığı Anadolu insanı Mevlevi gibi döne döne yine bir sultanın kulu, müridi oldu, çıktı.
Düşünmekten, soru sormaktan, örgütlenmeden korkan, muhalif olmaktan ödü patlayan, iyilik yapmaktan, dayanışmadan, paylaşmaktan, karşısındaki insana-insan olana- sevgi ve saygı göstermekten çekinen insanlar…
Korku ve sessizlik…
X X X
Derken…
Bu kapıkulu, bu aptallık, bu cahillik anaforunda, o bir tarafında sakladığı isyankâr tavrını da bir yumruk gibi vurmuyorsun yüzüme.
Erke kafa tutuyorsun.
“Dünyaya bir kez gelinir be!” deyip, bu siyasal dinsel sömürü sarmalından kurtulmanın ateşini de tutuşturmuyorsun.
Hiç acelen yok.
Dedelerinin o isyankâr ruhunun ateşini üfleyip duruyorsun.
Anadolu, sen nesin, Allah aşkına?
Dadaloğlu değil misin? Nesimi değil misin? Bedrettin değil misin?
X X X
Gözlerim görür, utanırım.
Okurum, gözlerim yaşarır.
Yazarım, yaz derim.
İnsanımla konuşurum, sevinirim.
Öfkeyi ve kini sevgiyle yenmenin derdindeyim.
İnsanıma olan inancımı hiç yitirmedim.
X X X
Cehalet, bilge insanı korkutur.
Cehalet, küçük düşürür insanı.
Cahil ve korkağın bağırması kendi korkusundandır.
Aydın ve bilge insan, insanlık mücadelesinde asla geri çekilmez.
Yenilgi diye bir kavram bilmez.
