Bandırma Kültür ve Eğitim Vakfı Özel Lisesi’nde, Türk Dili ve Edebiyatı derslerine girdiğim Bandırmalı öğrencim Serhat Filiz, halen İzmir’in Urla Belediyesi’nde, “Görsel ve Plastik Sanatlar Öğretmeni” olarak görev yapıp, çocukları, gençleri, sanat ve kültürle buluşturuyor. Sevgili Serhat ile gurur duyuyorum.

Serhat, sosyal medya hesabından şu anlamlı açıklamayı yaptı:
“Kültür ve sanat, bir toplumun aynasıdır. Ne kadar görünür olursa, toplum o kadar gelişir. Özellikle çocuklarımız için kültür-sanat meselelerini bir lüks değil, zorunlu bir ihtiyaç olarak görmek gerekir. Darısı diğer kentlerin başına… Sanılanın tersine atölyeme her gün gelen çocuklarıma, resim yapmaktan çok, hayal kurmayı ve bu hayali gerçekleştirmek için izlememiz gereken yolu öğretiyorum. Sonra zamanımız kalırsa, hayal ettiğimiz şeylerin resmini yapıyoruz. Konumuz güzel resim yapmak değil, hayalimizi doğru olarak kağıda, tuvale yansıtmak. Bir düşünce akla düştüyse, aslında yarısı olmuştur bile. Geriye kalan yarısı; plan, sabır, tekrar ve biraz da cesaret. Hayal, çalışmayla birleştiğinde rastlantı olmaktan çıkıp, projeye dönüşür. Ve en önemlisi de şu:
Gerçekleşen her hayal, bir son değil, bir sonrakinin provasını yapar. O yüzden, hayal kurmaktan korkmamak gerekir. Çünkü sınır, hayalin büyüklüğünde değil, ona ne kadar inandığımızdadır.”
SERHAT ÇOK HAKLI
Geçtiğimiz yıl, “Bandırma Belediyesi Kitap Günleri”ne hem imza etkinliği hem de kendisinin de içinde bulunduğu “Pikap” müzik topluluğu ile katılarak unutulmaz bir konser veren sevgili Serhat ile gurur duyuyor ve yürekten kutluyorum.
Başarının sırrı, önce hayal etmekten geçer.
Hiç unutmuyorum. İlkokul yıllarından beri hayalim, gazeteci olmaktı. Bu uğurda çok çaba harcadım. Lisede okuduğum yıllarda, yakın arkadaşlarım, yaz tatillerinde gezip tozarken ben, Bandırma’nın yerel gazetelerinden önce ŞEHİR, daha sonra ise GERÇEK gazetesinden çıkmazdım. Bu gazetelerdeki “mürekkep kokusu” bile bana büyük mutluluk verirdi. Gazeteci olma hayalimi gerçekleştirmenin mutluluğunu hiçbir değere değişmem.

HAYALLERE SAYGI GEREK
Amerika’daki ilkokullardan birinde, Türkçe dersinde, bir öğretmen, öğrencilerine, “Gelecekte gerçekleştirmeyi istediğiniz bir hayalinizi anlatan kompozisyon yazın” der.
Bir öğrenci, gelecekte çok büyük bir çiftliğe sahip olacağını, bu çiftlikte her çeşit hayvanın bulunacağını anlatır.
Yazılan kompozisyonları toplar.
Bir hafta sonra öğrencilerden biri, dağıtılan kompozisyonunu eline aldığında, öğretmenin, “0” verdiği notun yanında, “Benim yanıma gel, görüşelim” notunu görür.
Öğretmeninin yanına gider. Öğretmeni, şöyle der:
“Senin ailenin ekonomik durumu iyi değil. Bu hayalini gerçekleştirmen mümkün değil. Sen, yeni bir hayalini yaz. Hayalini değiştir. Ben de notunu değiştireyim.”
Öğrenci, kompozisyonunu alıp, gider. Bir gün sonra yeniden öğretmeninin yanına aynı kompozisyon kağıdı ile gelerek, “Öğretmenim, ben hayalimi değiştirmeyeceğim, siz de notunuzu değiştirmeyin” der.
Yıllar sonra bu öğrenci, hayalindeki o çiftliğe kavuşur ve ilkokul yıllarında yazdığı o kompozisyonu, çiftliğin duvarına asar.
BİR OSCAR WİLDE ÖYKÜSÜ
Ünlü yazar Oscar Wilde’nin şu öyküsü de çok çarpıcıdır:
“Vaktiyle bir balıkçı vardı. Günlerce denizde kalır, döndüğünde, mahalle halkını etrafına toplar, onlara başından geçen ilginç olayları anlatırdı. Dinleyenlerin heyecandan nefesleri kesilir, peri padişahı ile başlayan, denizkızları ile devam eden hikâyenin bir tek sözcüğünü kaçırmamak için balıkçıya daha çok sokulurlardı.
Balıkçı, o kadar güzel anlatırdı ki, herkes onun peri kızları ile senli benli olduğuna inanır, her sefer dönüşünde, heyecanla sorarlardı:
“Bugün hangi peri kızı ile beraberdin?”
“Bugün yine neler gördün?”
Günlerden bir gün balıkçı, denize açıldı. Denizin orta yerinde bir ada, adanın kıyısında da adıyla sanıyla peri kızları ile denizkızlarının oynaştıklarını görmez mi?
Mahalleye döndüğünde balıkçının suratı bir karıştı! Ağzını bıçak açmaz olmuştu. Yine çevresini sardılar:
“Haydi, anlatsana! Bugün neler gördün?”
Balıkçı, yorgun, perişan, mahzundu. Neredeyse ağlayacaktı.
“Hiç” dedi, “hiç!”. Bugün bir şey görmedim!”
EDEBİYATÇININ GÖREVİ
Bedri Rahmi Eyüboğlu, şöyle diyor:
“Edebiyatçı, gördüklerini değil, görmediklerini de anlatan kişidir. Gözle görüleni, elle tutulanı ebem de anlatır. Marifet adabı, erkânı ile uydurmak, yakıştırmaktır.”
Son söz mü:
İnsanların hayallerini ellerinden almamak gerekir. Önder BALIKÇI

