Şu karabatak var ya…
Hayranıyım.
Rıhtıma indim mi, bankın birine çöker, gözüme bir karabatağı kestiririm.
O, denize daldı mı, ben de onunla beraber dalarım denize.
Ne kadar kalır dipte, ne yapar, balık yakalar mı bilinmez.
Beklenmeyen bir yerde çıkıverir su yüzüne.
Kendi halinde, başına buyruk, kimseye “eyvallah” demeyen bir balık avcısı…
Karabatak…
Hayranıyım.
KADIN, ÇOKTAN BEKLEDİĞİ BİR SONUÇLA KARŞILANMANIN KEDERİ VE BİLGELİĞİ İLE “SARIL BANA” DEDİ. GÖZYAŞLARININ İÇİNDEN TURNALAR UÇUYORDU.
X X X
Nereye gidip, ne yapacağına, balık nerede var, nerede yok, hangi mevsimde, hangi balık, nerede olur, poyraz esti mi nereye gidilir, bilirdi karabatak. Bilge karabatak, soyunun kazandırdığı genetik yapısı ile yaşamını özgürce sürdürür. Kimseye hesap vermez, kimseye de hesap sormaz. Hiçbir deniz canlısı ile kavgası yoktur, görmedim. Kendi denizinin sakinidir.
Karabatak.
Hayranıyım.
ALNINDAN ÖPTÜĞÜM YERDE ÜLKEMİN, AĞZINDAN ÖPTÜĞÜM YERDE KADINIM DİYECEĞİM. BİR GÜLÜŞÜNLE ÇIKIP CADDELERİ DOLDURACAĞIM.
X X X
Denizde gökyüzü martılarındır.
Denizaltında kesinlikle karabatağındır.
O, bana göre denizin emekçisidir. Hep tek başına, korkusuz, dolaşıp durur, dalıp durur, denizin altına.
Bir balık yakalamak için, rızkı için.
Yine daldı denize, nereden çıkacağı bilinmez.
İzliyor ve bekliyorum.
Karabatak.
Hayranıyım.
