Eğitimci yazar Soner Atabek yazdı


Uyanışın Sessiz Kapısı

Uyanışın Sessiz Kapısı


Bugün modern dünya, her birimizi görünmez birer "güvenlik" sarmalının içine hapsetmiş durumda. Kapılarımıza çelik kilitler vuruyor, dijital verilerimizi şifrelerin ardına gizliyor, yarınımızı sigorta poliçeleriyle garanti altına almaya çalışıyoruz. Her adımda bir tedbir, her nefeste bir savunma... Sosyal medyada kendimizi en sert fikirlerin, en keskin sloganların arkasına saklarken aslında ruhumuzun derinliklerinden şunu fısıldıyoruz: "Beni koru." Sanki dışarısı bizi yutmaya hazır bir canavar, kader ise ayağımıza takılacak bir tuzakmış gibi yaşıyoruz. Öyle bir savunma refleksi içindeyiz ki, okuduğumuz duaları bile birer "koruma kalkanı" sanıyoruz. Oysa hayatın o hırçın karmaşası içinde unuttuğumuz çok temel bir hakikat var: Zırh, sadece mermiyi durdurmaz sevgili dostum; aynı zamanda güneşi de engeller, rüzgarı da keser, dokunmanın o mucizevi sıcaklığını da yok eder. İnsan, korundukça yalnızlaşan, yalnızlaştıkça korkan bir varlığa dönüştü. Oysa hakiki emniyet, dışarıya örülen duvarlarda değil, içerideki o kalın perdenin aralanmasındadır.

“Zırh sadece mermiyi durdurmaz; güneşi de engeller, rüzgarı da keser, dokunmanın mucizesini de yok eder.”

Şunu hatırla; hiçbir düzen, hiçbir bayrak ve hiçbir dava, senin kalbinden daha kutsal değildir. Çünkü bütün yapılar insan içindir; insan o yapıların içinde kaybolup gitsin diye değil. Devletler kurulur ve yıkılır, fikirler mevsimler gibi değişir, partiler bir gün unutulur; fakat senin içindeki o saf iyilik, adalet duygusu ve vicdan zamana meydan okur. Kutsallık, bilek gücüne değil, niyetin berraklığına aittir. Hz. İsa’nın o sarsıcı sorusunu bir düşün: "İnsan tüm dünyayı kazanıp da kendi ruhunu kaybederse, bunun ona ne yararı olur?" Kalbini sertleştirip merhametini kaybettiğinde, en yüce sloganlar bile içi boş birer gürültüye dönüşür. Ama kalbi diri olan biri, sessizce bir iyilik yaptığında, hiçbir kimlik taşımadan hakikate hizmet eder. Bilge olan kişi, kalabalıkların coşkusuna değil, kendi vicdanının o derin sessizliğine kulak verir.

Eğer hala bir yerlerden korunmaya çalışıyorsan, bil ki ruhun hala bir uykunun içindedir. Bu seni yargılamak için değil, bir dost sofrasında paylaşılan bir teşhistir. Uyuyan insan, rüzgarı bile düşman sanır; uyanmış olan ise rüzgarın ona ne anlatmak istediğini okur. Osho’nun dediği gibi, korku içindeyken kapılarını kapattığında sadece düşmanı değil, hayat veren güneşi de dışarıda bırakırsın. Gerçek tehlike dışarıda değil, kendi körlüğümüzdedir. Budist öğretilerin o zarif "uyanış" hali tam da buradadır: Uyanan kişi artık nehirden korunmaya çalışmaz, nehrin kendisi olur.

Bizler genelde Ayetel Kürsi’yi bir duvar gibi okuruz. Kelimeleri üst üste yığarak görünmez bir sur inşa ettiğimizi sanırız. Karanlığı dışarıda tutmak, musibeti uzaklaştırmak isteriz. Ama ayet bir duvar değildir, ayet bir kapıdır. Duvar korkudan yapılır, kapı ise farkındalıktan. Kur'an-ı Kerim'in "Allah size şah damarınızdan daha yakındır" (Kaf, 16) müjdesi üzerine düşün. Eğer O bu kadar yakınsa, araya ördüğün her duvar aslında O’nunla senin arandaki mesafedir. "O’ndan başka ilah yoktur" dediğinde, aslında kendi içindeki o kibirli "benlik" tahtını sarsarsın. Hz. Musa’nın Tur Dağı’nda pabuçlarını çıkarması gibi, sen de bu kapıdan geçerken dünyevi zırhlarını bırakmalısın. Çünkü içeride korkulacak bir şey yoktur, sadece Mutlak Hakikat vardır.

“Ayet bir duvar değil, bir kapıdır; duvar korkudan örülür, kapı ise farkındalıktan açılır.”

Zırh ağırdır, insanı yorar ve sınırlar. Zırhla koşan hızlı olamaz, zırhla bakan derini göremez, zırhla seven asla tam teslim olamaz. Krishna’nın Arjuna’ya öğütlediği gibi; görevini yap ama sonuca tutunma. Zırh, bizim o korkulu tutkumuzdur. Oysa asıl koruma çelikte değil, bilinçte saklıdır. Farkındalık, ağırlığı olmayan bir kalkandır; parlamaz, gösteriş yapmaz ama kesindir. Bu hale gelen insan, olaylara çarpmadan görür, kırılmadan sezer. Bu bir kaçış değildir, bu muazzam bir anlayıştır. Uyanan kişi için artık "ben ve dünya" ayrımı kalmamıştır. Dışarıdaki fırtına, içerideki denizi asla dalgalandırmaz.

“Ben dua ederek korunmadım; uyandığım için korundum.”

Peki, dualarımız neden hep bir talep listesi gibi? İnsanlar duanın kabulünü hep dışarıda arar; işlerin yolunda gitmesinde, belanın uzaklaşmasında... Oysa duanın en büyük kabulü, senin uyanışındır. Korkun azalınca duan temizleşir, telaşın gidince niyetin berraklaşır. İşte o an sessizce şunu anlarsın: "Ben dua ederek korunmadım. Uyandığım için korundum." Şimdi dur ve kendine sor: Savunduğun o yüksek duvarlar seni gerçekten özgür mü kılıyor, yoksa seni kendi hapishanen mi yapıyor? Dünya seni incitemez; seni inciten dünyaya dair beslediğin beklentilerindir. Buda’nın hatırlattığı gibi; binlerce savaşı kazanmaktansa, kendi kendini fethetmek çok daha yücedir. Kendi korkusunu fetheden insanı hiçbir ordu kuşatamaz.

Yolun sonunda geriye neyi savunduğun değil, nasıl bir insan olarak yaşadığın kalacak. Bu yüzden bugün korunmayı bırak ve uyanmayı dile. Zırhını çıkar, ağır yüklerini yere bırak ve o kapıdan içeri süzül. Unutma; fırtınadan korkan dalga, denizin bir parçası olduğunu unutan dalgadır. Denizi hatırla. Hakikati hatırla. Asıl mucize belanın gitmesi değil; belanın ortasında bile kalbi temiz, ruhu diri ve vicdanı huzurlu kalabilmektir. Çünkü dünyayı değiştiren şey ideolojiler değil, içi temiz kalabilmiş o nadir insanlardır.

“Fırtınadan korkan dalga, denizin bir parçası olduğunu unutan dalgadır. Denizi hatırla.”

                                                                                      Yazar Soner Atabek

  • BIST 100

    16585,73%-1,05
  • DOLAR

    43,95% 0,15
  • EURO

    51,96% 0,13
  • GRAM ALTIN

    7411,19% 1,09
  • Ç. ALTIN

    11883,52% 0,57
  • Cuma 4.4 ° / 1.6 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
  • Cumartesi 7 ° / -0.9 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
  • Pazar 9.9 ° / 0 ° false

Balıkesir

27.02.2026

  • İMSAK 06:16
  • GÜNEŞ 07:38
  • ÖĞLE 13:26
  • İKİNDİ 16:33
  • AKŞAM 19:05
  • YATSI 20:22