Benim babam öldü.
Ben görmedim, göremedim.
Artvin’de öğretmendim o zaman.
Ben babamı avlumuzda, sekiz köşeli şapkası başında, beni uğurlarken anımsıyorum.
Elini öptüm.
Başımı o ince parmaklarıyla okşadı, yorgun, sevecen, sıcak gözlerini gördüm.
İçim ağladı.
Çok hastaydı.
Benim babam öldü.
Ben görmedim, göremedim.
Gözleri gözlerimde kaldı.
X X X
Benim babam sevgiydi.
Bağırdığını, kızdığını, küfrettiğini, parmağını salladığını hiç görmedim, duymadım.
Eşeğini severdi.
Onun can yoldaşıydı.
Bahçelerini severdi, her gün özlerdi bahçelerini. Ferik elmasına şöyle bir bakardı. Kurduğu çardağın bir ucuna ekmek torbasını asardı. Islıklı bir makedon türküsüyle bağı dolaşır, çotakları yoklar, kiraz ağaçlarına selâmını verir, cevize gökyüzüne bakar gibi bakar, koca incire bir göz atar, geçen gün diktiği can eriğini sular, koca armudun altında molasını yapardı.
Cigaradan bıyıkları sararmıştı.
Birinci sigarasını çok güzel içerdi.
X X X
Babam sevgiydi.
İnsanı severdi, doğayı severdi, ağaçları okşar, kuşları dinlerdi, toprağı koklar, öperdi.
Hep verirdi, akşam dönüşlerinde küfeleri hep doluydu. Fakirdi ama dilinden şükür kelimesi hiç düşmezdi.
Babam ter kokardı.
X X X
Hiç dinlenmedi babam.
Hep çalışırdı, boğuşurdu toprakla.
Cuma günleri bahçeye gitmez, cuma namazını hiç kaçırmazdı.
O gün bir de güzel giyinirdi ki!
Yakasız beyaz gömlek, kalın Gönen kumaşı takım elbise, ağabeyim Çevik Usta’nın yaptığı kösele siyah ayakkabı…
Mübarek adamdı babam.
X X X
Zeytinin bolluğunda, meyvelerin coşkusunda, zerzevat kokusunda, bahçeyi dolaşırken tutturur bir makedon türküsü…
Mutluluk dolaşırdı toprağın üstünde.
Benim babam öldü.
Ben görmedim, göremedim.
Uzaktaydım, çok uzakta.
Gözleri gözlerimde kaldı.