
Turgay OLCAYTO (TGC Başkanı)
Gazetecilik giderek kimliğini yitiriyor.
Geçenlerde artık tümü iktidara yamanmış ana akım medyada yazılıp çizilenlere göz attım. İlgimi çeken, ana akım medyanın anlı şanlı gazetelerinde aynı başlık ve aynı haberlerin birer tıpkı basım gibi yer almasıydı. Bu tutum, her şeyden önce okura saygısızlık. Anlaşılan, internet medyasındaki ‘kes yapıştır’ alışkanlığı artık ana akım medyasının da vazgeçilmezleri arasına girmiş.
Emperyalizmin bütün dünyada gözünü üzerinden ayırmadığı önemli bir meslektir gazetecilik. Çünkü devasa iletişim mekanizmalarıyla gazeteciliğin üzerinde oynar durur emperyalizm. Gazeteciliğin evrensel doğruları yazma ilkesini yok eder. Tersine, yazılısıyla, görseliyle gazeteciliği halkları birbirine düşüren, uyuşturan, yalanlarla besleyen bir aygıta çevirir. Hâlâ halkın haber duygularıyla gazetecilik yapmak isteyen meslektaşlarımız ise şimdilerde kapitalizmin en büyük düşmanıdır. Günümüz dünyasında internetiyle, dijitaliyle sosyal medyaya yığılan yalan yanlış bilgilere karşı çıkıyorsanız siz bir halk kahramanı değil, bir sermaye düşmanısınız. Unutmayın ki, totaliter devletlerin de gözü sizdedir.
Ülkemde de doğruları yazan, eleştirel haber yapan gazeteciler de sevilmez, hem de hiç. Mesela özerk kurumlar olmaları gereken RTÜK, Basın İlan Kurumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu gibi kurumlar hedeflerinde Türkiye’de haberin serbest dolaşımı varmış gibi davranan, ısrarla ve inatla eleştirel habercilikten vazgeçmeyen kişileri, gazete ve televizyonları cezalandırmaktan geri durmazlar. Para cezaları, ilan kesme, yayın durdurma ve kapatma olağan işlerdendir. Onlara göre gazetecilerin yeri adliyeler ve cezaevleri olmalıdır. Hatta sokak ortasında, evinin önünde dayak atılmalıdır ki, gazeteci, haberin nasıl olması gerektiğini öğrenebilsin! Cumhurbaşkanına soru soramazsınız, bakanlara hiç soramazsınız. Gazeteci azarlamak, gazeteciye akreditasyon koymak, bizde uygulanan ileri demokrasinin yaman bir göstergesidir.
Geçenlerde bunun yeni bir örneğini yaşadık. Gazetecileri savcılara şikâyet eden iktidar kurumlarına bir yenisi daha eklendi: SADAT. O da Evrensel gazetesinde yayımlanan bir köşe yazısı dolayısıyla 25 bin liralık tazminat davası açtı. Yani şikâyet mercileri çoğalırken bir SADAT’ımız eksikti.
Can Yücel, 12 Mart 1971 darbesinde muhalif kimliğiyle Niğde Cezaevine konur. Bir süre sonra da Adana Cezaevine nakledilir. Can Yücel, iki il cezaevi arasındaki bu nakil macerasını unutulmaz bir şiirle anlatır. Yazıyı Can Yücel’in o sıcacık dizeleriyle bitirelim: “Bir Sen Eksiktin Ayışığı!”
“Bileklerimizi morartmış yeni Alman kelepçeleri,
Otobüsün kaloriferleri bozuldu Kaman’dan sonra
Sekiz saat oluyor karbonatlı bir çay bile içemedik,
Başımızda pirensip sahibi bir başçavuş.
Niğde üzerinden Adana Cezaevine gidiyoruz…
Bi sen eksiktin ayışığı
Gümüş bir tüy dikmek için manzaraya!”
(Evrensel gazetesi)