Siz bilmezsiniz,
nereden bileceksiniz.
Rıhtım boyunca uzanan şu güzelim çınarları gâvurlar dikmiş.
Yıllar önce.
Ulu ulu çınar ağaçları.
Gölge olmuş, dinlence yeri olmuş, çay bahçeleri olmuş.
Ne de güzel olmuş.
Ben o gâvurlara duacıyım valla.
X X X
Ne yapmışlar, ne etmişler, Erdek’in güneye bakan, güneşi gören, öpen tüm yamaçlarına bağ ekmişler. Binlerce çorak, onlarca çeşit üzüm…Bin yıl mı, iki bin yıl mı uğraşıp durmuşlar.
Bir bereket, bir zenginlik yaratmışlar. Güzelliklerle bezenmiş bir hayat serüveni yaşamışlar, binlerce yıl.
O gâvurlar, ne güzel insanlarmış!
X X X
Siz bilmezsiniz,
nereden bileceksiniz.
Bir zamanlar Erdek’te elmalıklar vardı, şeftalilikler vardı, bademlikler vardı, Ayvalıklar, kirazlıklar vardı.
Kirazın seyranı vardı. Türküler, oyunlar, aşklar, sevdalar vardı. Bir bolluk, bir bereket, bir doygunluk vardı. İnsanlar, güler yüzlü, sevgi ve saygı doluydu.
O güzellikleri bize bırakan o gâvurlara saygı ile anıyorum.
X X X
Siz bilmezsiniz,
nereden bileceksiniz.
Peki, sonra ne mi oldu?
O ulu çınarlar kurumaya başladı.
Bağlar bozuldu.
Bir tane çorak kalmadı.
Ne o güzelim üzümler, ne o şarap, konyak kaldı.
Bereket bitti.
İşte o zaman Erdek yoksullaştı.
Meyvelikler, müteahhitlere yenik düştü.
Her yer betonlaştı.
Ne seyran kaldı, ne bayram.
HER ŞEYİ YOK ETTİK.
Gâvurlardan bize kalan tüm güzellikleri YOK ETTİK.
Biz ne yaptık yahu!