Eğitimci yazar Soner Atabek yazdı

Tarih: 17.02.2026 21:44

KALBİN KİLİDİ AÇILINCA ZAMAN DURUR

Facebook Twitter Linked-in

"Göklerin kapısı anahtarla değil, kalbin kilidi kırıldığında açılır."

Yine o mevsim geldi; kapımızda Ramazan, elimizde eski ve yorgun sorular... Yıllardır aynı nakaratları dinliyoruz ekranlarda: "Sakız orucu bozar mı?", "Denize girsem ibadetim sakatlanır mı?"... Şimdilerde buna bir de sosyal medya furyası eklendi. Her köşe başında bir "manevi reçete" satıcısı: "Yüz tane şu zikri çekersen ev alırsın, bin tane şunu okursan araba kapına gelir, şu saatte üflersen tüm dileklerin paketlenip sunulur..." Sanki Yaradan ile bir pazar yerindeymişiz gibi; sayıları, şekilleri ve saatleri birer bankomat şifresi gibi kullanıp dünyalık toplamaya çalışıyoruz. Eğer siz de bu yıl Ramazan’ı, sadece bir şeyler "almak" için yapılan pazarlıklarla, boğazınızdan geçmeyen bir damla suyun hesabını yapıp gönlünüzden geçen binlerce kırıcı sözün hesabını tutmayan o sığ sularda geçirmek istiyorsanız, bu yazı size göre değil. Ben bugün duayı bir alışveriş listesi olmaktan çıkarıp, kalbin asıl açılışını konuşmak istiyorum. Gerçekleri duymaya ve bu ruhani illüzyonlardan uyanmaya cesareti olanlarla bir yolculuğa çıkalım.

Çünkü biliyorum ki, duanın saati takvimlerde yazmaz. O saat, kalbin dünya telaşına kilitlendiği, içteki bütün gürültülerin sustuğu andır. İnsan çoğu zaman ellerini açtığı vakti dua vakti sanır; oysa asıl dua, kalbin başka hiçbir şeye dağılmadığı, zamanın incelip genişlediği o durma anıdır. O an, sözlerin göğe çıktığı an değil; kalbin perdelerinin aralandığı andır. Kur’an-ı Kerim bu yakınlığı ne güzel tarif eder: "Biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf, 16). Madem bu kadar yakın, o halde dua uzaklara gönderilen bir mektup ya da şifresi girilecek bir kasa kilidi değil, kalbin o en yakın olana sessizce kilitlenmesidir. Osho’nun dediği gibi: "Dua, Tanrı'ya bir hitap değildir; dua, Tanrı'yı dinleyebilecek bir sessizlik halidir."

Duanın kabulünü sadece çektiği sayıların gücünde arayanlar, aslında hala kendi egolarına tapıyordur. "Şu kadar okudum, o halde vermelisin" demek, haşa Allah’a borç hatırlatmaktır. Oysa biz eksik yaparız, O tamamlar. Biz şaşırarak isteriz, O hikmetle verir. Kabul dediğimiz şey, gökteki bir noter onayı değil, merhametin kalpte hissedildiği o sükunettir. Bakara Suresi’nde buyurulduğu gibi: "Sizin için şer görünen bir şeyde hayır, hayır görünen bir şeyde şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara, 216). İşte bu yüzden sormalıyız kendimize: Ettiğin duayı taşıyabilecek misin? İstek dilde kolaydır ama o isteğin ağırlığını omuzlayacak iman, sonucuna razı olacak teslimiyet herkeste yoktur. Çoğu insan sonucu ister ama sonucun kendisinden istediği o dönüşümü istemez. İsa Peygamber’in öğrettiği gibi: "Kapıyı çalın, size açılacaktır." Ama o kapı sadece elinle değil, tüm varlığınla o kapının eşiğine dönüştüğünde açılır.

Gerçek aşk da böyledir; sadece duygunun köpüğü değil, dipteki o ağır ve derin sızısıdır. Aşk seni kör etmez, aksine bugüne kadar ne kadar kör olduğunu fark ettirir. Seni mahvetmek için değil, sınırlarını göstermek için gelir. İnsan ancak teslim olduğunda genişler, ancak düştüğünde çıkmayı öğrenir. Halil Cibran’ın dediği gibi: "Aşk sizi taçlandırdığı gibi çarmıha da gerer." Acıdan kaçmayan kalp, bir süre sonra o acının içindeki rahmeti fark eder. Aşk seni senden almak için gelir. Seni çırılçıplak bırakır ki, hakikatin rüzgarını ilk kez teninde hissedebilesin. Zira Kur’an der ki: "Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah, 5). Kalbin yanarak açılması, işte o zorluğun tam kalbindeki kolaylığı, yani Rahman'ı bulmasıdır.

Şimdi bu Ramazan’da, ekranlardaki o sayı tuzaklarını, sosyal medyadaki "şu kadar çek, ev al" tüccarlığını bir kenara bırakalım. Tesbihi bir hesap makinesi gibi kullanmaktan vazgeçelim. Sadece susalım ve kalbimizin yanarak açılan o gizli gözüyle bakmaya çalışalım. Gönül gözü uyanmış olan için mesele acının bitmesi değil; acının artık onu bitirememesidir. Bu gece ilk sahurda mideni boşaltırken, kalbindeki o "istiyorum, istiyorum" diyen doymak bilmez sesleri de dışarıda bırak. Sayıları terk et, sıfatları unut, pazarlıkları bitir. Çünkü kalp Allah’a kilitlendiğinde artık sonuçları zorlamaz; sonucu Rahmet’e bırakır. Ve insan o an anlar ki; kabul, dileğin gerçekleşmesi değil, kalbin Rahmet’in içinde huzura ermesidir.

Sen bu gece ellerini mi açacaksın, yoksa perdelerini mi?

"Hesabı bırakanın duası, sayıların bittiği yerden Arş’ın başladığı yere yürür; çünkü Yaradan, parmak uçlarındaki sayıları değil, gönüldeki sızıları toplar."

Yazar Soner Atabek


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —